Adamın elleri vardı. Beyaz değildi elleri. Alnı vardı beyaz olmayan; alın yazısı vardı… Nefes aldığı coğrafyadaki ‘öteki’ ler gibi beyaz değildi. Henüz gençken ağaran sakalları ve saçları hariç beyaz değildi. Adam mahcup. Elleri önünde biri ötekinin üzerinde bağlı. Oturuyor tüm çekingen bakışıyla. Yakını göremiyor belli. Burnunun ucunda gözlüğü. Gözlüğünün ucundan bakıyor. Alnı mütemadiyen kırışık. Üzerindeki bol entariye rağmen çelimsiz bir vücudu olduğu aşikâr. Buz gibi mavi entarisi vardı. Bembeyaz değil. Ufak bir odada adam. Bir pencere ve kapı. Bir hayli de kalabalık odası. Darmadağınık. Adam işinin başında yalnız oturuyor. Adamın solunda bavul… Eprimeyen kenarları var. Kilidi hâlâ sağlam. Yeni bir bavul. Ahşap. Yakında yola çıkacak belli ki. Adamın sağında üst üste istiflenmiş defterler, kâğıtlar… Birçoğunun kenarı kıvrılmış, bazısı buruşmuş. Oda da bir de komodin var, oldukça yeni olmalı. Karısı yaşarken mutlaka üzerine bir örtü açmıştı. Ve ufak bir biblo… belki çocukları birbirlerini kovalarken o örtüyü defalarca kez düşürmüşlerdi. Biblo kadın ölmeden kırılmıştı yahut şuan adamın bavulundaydı. Kızlarının çok severek aldığı kelebekli küpeleri sakladığı gibi karısının biblosunu da saklamış olabilirdi.

Adam doğruldu. Etrafına bakıp içini çekti, derince bir nefes aldı. Sımsıkı kapattı gözlerini. Gülümseyerek çevresinde dönüyordu. Kızları oyun oynuyordu. Karısı içecek su bulmaya gitmişti. Küçük kızı ayağa kalktı kendilerine doğru koşan adamı görünce. Adam ellerini uzattı. Küçük kızı adamı göremedi. Tutmadı ellerinden babasının. Bir patlama sesiyle kanlar içinde yere serildi küçük kız. Ardından ablası. Adam perişandı. Naçar ağlıyordu adam. Evlatları öldürülmüştü. Bir sebep yokken. Apansız. Kimin öldürdüğü bilinmiyordu. Adamın komşuları ve komşularının çocukları da öldürülmüştü o gün. Adam o gün komşu köye çalışmaya akrabalarının yanına gitmişti. Bu mevsimde hep yardıma giderlerdi erkekler. Karısını ve çocuklarını öldüren adam bunu biliyor olmalıydı. O gün o köye yardıma giden her erkek gibi yaşıyordu. Ailelerinin tamamı öldürülmüş yalnızca erkekler yaşıyordu. Adam kabustan uyanırcasına irkilerek gözlerini açtı. Çocuklarının cıvıltısı kulağındaydı. Adam hıçkırarak ağlıyordu; geri gelemeyecek olan ailesine.  Adamın alnında ailesinin yokluğu… kara kıtanın alnında zulmün çokluğu… kolunun yeniyle gözyaşını silerek toparlanmaya çalışıyordu. Alışması gerekiyordu. On binlerce insanın alıştığı gibi. Etrafına göz gezdirerek bir adım atıp arkasını döndü adam. Etrafına iyice bakıyordu. Unutmamak; hep hatırlamak için.

 

Geçmiş zamanın cihana değerliğini, gelecek zamanın her ânında hissedecekti. Her ânı hatırlamalıydı. Bavulunu açtı. Birkaç defter, defterlerinin arasından ucu görünen birkaç fotoğraf kıyafetlerinin üzerindeydi. Ne kadar kıyafeti olabilirdi beyaz olmayan bir adamın? Karısı hayatta olmayan bir adamın kıyafetleri ne kadar özenli olabilirdi? Karsının komodinin üzerine koyduğu filin tek bacağı yoktu. Ne zaman kırıldığını hatırlamıyordu. Ama büyük kızı doğduğu zaman almıştı o fili karısına. Bunu hatırlıyordu. Karsının komodinin üzerine açtığı turunculu örtünün içineyse kızlarının kelebekli küpelerini bırakmıştı. Kızları kelebek kanadında birer hayatları olacağını biliyorlar mıydı da almışlardı bu küpeleri. Kızları dünyaya rağmen hâlâ masumdular. Hayatlarını bilmenin hiçbir önemi yoktu nasıl olsa. Adam bavula komodinin üzerindeki defteri de bıraktı. Baba yadigarı hayli eskimiş olan cüzdanının da bıraktı. İçindeki birkaç bozuklukla beraber. Gideceği yerlerde her zaman ona bir eksi olarak dönecek olan kimlik kartını da  bırakmayı da ihmal etmedi. Her kara kıtalı gibi. Bütün kara kıtanın alnında ki kıvrımlar aynıydı.

 

Adam gülümseyerek ayağa kalktı. Yine gülümseyerek kapıya bakıyordu. Karısı su getiriyordu neşeyle kocasına ve çocuklarına. Su en büyük nimeti. Karısı da bereket timsali. Çocukları gülüşüyorlardı. Küçük kızına bir bardak u uzattı karısı. Ardından da büyük kızına uzattı. İkisi de büyük bir saygıyla içtiler suyu. Kocasına uzattı suyu gözlerinin içine bakarak. Gözlerinin içi ışıl ışıldı kocasına bakarken. Adam karısının gözlerinin tesirinde, elini suya uzatmışken alamadı suyu. Bırak suyu karısı da yoktu. Adam odaya döndü gözlerinin nemiyle her nesnede ki hatıralarına birer birer bakarak ağladı. Tüm kıtasına sinmiş dünya yalnızlığına ağladı adam. Adam hıçkırırken, bir yerlerde kimi açlıktan, kimi susuzluktan birileri daha can veriyordu. Karısının eli adamın omzundaydı. Karısı daha çok hıçkırıyordu. Karısının gözyaşı, adamın göğsüne düşmüştü. Adamın odası ve eşyaları da ağlıyordu. Tüm kara kıta gibi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
şadiye özcan 3 yıl önce

"kara kıtanın alnında zulmün çokluğu". çok beğendim.kaleminiz daha da gelişir umarım :)