“Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlardı. Birden oğlan takılıp yere düştü ve canı yanıp "Ahhhh!"   diye bağırdı. İleride bir dağın tepesinden "Ahhhh!" diye bir ses duydu ve şaşırdı. Merak etti ve "Sen kimsin?" diye sorunca aldığı yanıt "Sen kimsin?" oldu.  Aldığı yanıta kızıp "Sen bir korkaksın!" diye tekrar bağırdı. Dağdan gelen ses "Sen bir korkaksın!" diye yanıt verdi. Çocuk babasına dönüp; "Baba, ne oluyor böyle?" diye sordu. "Oğlum, dinle ve öğren!" dedi ve dağa dönüp "Sana hayranım!" diye bağırdı. Gelen yanıt, "Sana hayranım!" oldu. Baba tekrar bağırdı. "Sen muhteşemsin!" Gelen yanıt "Sen muhteşemsin!" oldu.

Oğlan çok şaşırdı; ama hâlâ ne olduğunu anlayamıyordu. Babası açıklamasını yaptı: "İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin ona verdiklerini geri verir. Yaşam, yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi İstediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen daha sabırlı olmayı öğren.”

Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır sevgili dostlar ve her kesiti için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynada yansımasıdır.

Araplarda bir atasözü vardır: “Men dakka; dukka” yani “kim ne yaparsa, karşılığını bulur.” Evet dostlar, bizim ‘etme-bulma dünyası’ dediğimiz kavramınkarşılığıdır bu söz. Aslında bizim yaptığımız davranışlar, söylediğimiz sözler, bize geri dönüşü olan eylemlerdir. Herkes hayatını yaşarken, bir anlamda kendi kaderinin de örgüsünü örmektedir. Yapılan anlamlı veya anlamsız; olumlu veya olumsuz her davranışımız, bize niyetlerimiz nispetinde hem dünyada hem de ahirette karşılık bulan değerlerdir. Bu dünyada değilse bile ahirette mutlaka döneceğini İlahi Kelam şöyle ifade eder: “Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir…” ((Zümer/70)

Bu karşılık bazen öbür tarafa da kalmaz; daha dünyada iken karşımıza çıkar. İşte son zamanların en büyük çevre felaketlerinden olan müsilaj olayında olduğu gibi.

Marmara Denizi’ni her geçen gün kaplayan ve dünya basınının gündemine oturan deniz salyası aslında bir sonuçtur. Bu sonuca götüren çok fazla sebepten bahsediyor bilim insanları.

Kanaatimizce artan çevre kirliliği ve iklim değişikliği bu olayı tetikleyen sebeplerin başında gelmektedir.

Bilim insanlarına göre, zararlı alg (deniz yosunu) patlaması aslında ekosistemin doğal süreçlerinden biridir. Ancak araştırmacılar, insanlığın yarattığı çevre sorunları nedeniyle bu olayların günümüzde daha sık ve yoğun yaşandığına ve bir sorun olarak karşımıza çıktığına dikkat çekiyor.

Geçmişte yaşanan müsilajlar ya doğal yollardan dağıldı ya çeşitli aletlerle yüzeyden toplandı ya da denizin dibine çökerek gözden uzaklaştı. Ancak sorunun artan boyutuyla baş edebilmek için daha uzun vadeli tedbirler gerekiyor.

Çevre kirliliğinin önüne geçecek etkin arıtma tesislerinin faaliyete geçmesi, tarımda ve sanayide zararlı, özellikle de nitrojen ve fosfatı arttıracak kimyasalların kullanımının önüne geçilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadeleye öncelik verilmesi bu yöntemlerin en başta gelenleridir.(euronews)

Olay, dönüp dolaşıp tamahkar insanoğlunun doğanın fabrika ayarlarıyla oynamasında düğümleniyor. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” (Rum/41) ilahi ikazının tecellisini bütün çıplaklığıyla müşahede ediyoruz.

Suçlu mu arıyorsunuz? Suçlu, “sen”, “ben”, “o”, “biz” yani “hepimiz”. Elindeki atığı rastgele denize fırlatanımızdan tutun da evindeki fosseptiği kanalizasyona bağlatmayana; deniz kıyısındaki işletmesinin atığına önlem almayanımızdan bu tür yanlışlara ses çıkarmayan yetkililerimize kadar bir dizi insanın yaptığı zincirleme hatalar…

Sonuç ortada; bilimsel izahlarını bilim insanlarımıza bırakarak şu kadarını söyleyeyim; denizlerimiz bu kirlilikten adeta artık kusuyor. Lisan-ı hal ile, “Yeter! artık kaldıramıyorum” diye feryat ediyor.

İnsanlara karşı sevgisizliğimiz ve hoşgörüsüzlüğümüz; hayvanlara karşı merhametsizliğimiz; doğaya karşı gaddarlığımız bizi adım adım felakete sürüklüyor.

Bu yaşananlar, denizlerdeki müsilaj. Ya doğadaki müsilaja ne demeli? Mahalle ve sokaklardaki müsilajı ne yapacağız?

En basitinden ailemizle birlikte gidip piknik yapacağımız alanların içler acısı manzarası ortada. Keza, istisnaları elbette olmakla birlikte sokaklarımızın ve caddelerimizin nahoş görüntüleri felaket.

Daha acısı, kendi ellerimizle-dişimizle tırnağımızla-oluşturduğumuz ormanlara yapılan katliamların denizlerdeki müsilajdan daha az bir facia olduğunu söyleyebilir misiniz?

Müsilaj, doğanın insanoğluyla yüzleşmesidir; doğanın bir emanet olduğu bilincini yitirip onu pervasızca kullanmaya kalkanlara sert bir tokattır.

Müsilaj, insanoğlunun bindiği dalı kendi elleriyle kestiğinin acı bir feryadıdır.

Çözüm mü? Çok basit; insanın tekrar insanlığını hatırlaması ve fabrika ayarlarına dönmesidir.

İnsanoğlu ne zaman bu bitip tükenmek bilmeyen hırslarını bırakıp kendisiyle, çevresiyle, doğayla barışarak sorumluluk bilincini kuşanırsa o zaman sorunun büyük kısmını halletmiş olacaktır.

Ne demişti büyükler; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Biz de diyoruz ki; “insan(lığı) yaşat ki insan, hayvan, doğa, denizler, canlı-cansız bütün nesneler yaşasın”

Müsilajların görülmediği tertemiz, pırıl pırıl denizlerin ve doğanın olduğu günlere kavuşmak dileğiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.