<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Erzincan Haber, Erzincan</title>
    <link>https://www.dogugazetesi.com</link>
    <description>Haber ve son dakika haberleri, güncel haberler, Erzincan haberleri ve ülke gündemi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dogugazetesi.com/rss/bilim-ve-teknoloji" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 04 Apr 2026 09:38:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/rss/bilim-ve-teknoloji"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyaya kimliksiz giriş yapılamayacak!]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/sosyal-medyaya-kimliksiz-giris-yapilamayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/sosyal-medyaya-kimliksiz-giris-yapilamayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya platformlarıyla mutabakata varıldığını ve 3 ay içinde T.C. kimlik numarasıyla doğrulama sistemine geçileceğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Dijital dünyada yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, siber suçlar, dezenformasyon ve itibar suikastlarıyla mücadele kapsamında küresel sosyal medya devleriyle yürütülen görüşmelerin olumlu sonuçlandığını açıkladı. Yapılan anlaşmaya göre, Türkiye’deki kullanıcılar artık sosyal medya hesaplarına gerçek kimlik bilgileriyle giriş yapacak.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>3 aylık geçiş süreci başlıyor</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Bakan Gürlek, Diyarbakır’da yaptığı açıklamada düzenlemenin teknik altyapısı için platformlara 90 günlük bir süre tanındığını belirtti. Bu süre zarfında kullanıcıların mevcut hesaplarını e-Devlet veya benzeri güvenli sistemler üzerinden doğrulaması istenecek. 3 ayın sonunda kimlik eşleştirmesi yapılmayan sahte ve bot hesaplar platformlar tarafından kalıcı olarak kapatılacak.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>15 yaş altına yasak geliyor</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Düzenlemenin en dikkat çeken maddelerinden biri de yaş sınırı oldu. Yeni modelle birlikte 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı açması tamamen kısıtlanırken, 18 yaş altı kullanıcılar için özel filtreleme ve biyometrik doğrulama sistemleri devreye alınacak. Bakan Gürlek, "Bir kişi sosyal medyada paylaşım yapacaksa kimliği mutlaka belli olacak; anonim hesaplar üzerinden yapılan hukuksuzluklara son verilecek" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>Yargı paketine dahil edilecek</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">İkinci yargı paketi kapsamında yasalaşması beklenen bu düzenleme ile siber zorbalık ve hakaret içerikli paylaşımlarda hukuki sorumluluğun doğrudan tespit edilmesi hedefleniyor. Sosyal medya devlerinin de kabul ettiği bu yeni sistemle, Türkiye dijital ortamda güvenliği artırmayı ve "trol" olarak tabir edilen sahte hesapların faaliyetlerini tamamen durdurmayı amaçlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Sümeyra İÇER</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/sosyal-medyaya-kimliksiz-giris-yapilamayacak</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/dogugazetesi-com/uploads/2026/02/adalet-bakani-akin-gurlek.jpg" type="image/jpeg" length="16906"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz’in Kayıp Geçitleri]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/karadenizin-kayip-gecitleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/karadenizin-kayip-gecitleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğu Karadeniz’in kalbinde, Aksu ve Melet havzalarında yürütülen kapsamlı arkeolojik araştırmalar, bölgenin bilinen tarihini kökten değiştiriyor. Kalkolitik Çağ’dan Roma İmparatorluğu’na uzanan kesintisiz yaşamın izleri, antik maden ocakları ve gizemli yerel halkların hikayesi gün yüzüne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_3433f9996fc0caf5-19" style="text-align:justify">Anadolu’nun hırçın doğasıyla bilinen Kuzey kıyıları, sanılanın aksine sadece bir sahil şeridi değil, binlerce yıl boyunca medeniyetleri birbirine bağlayan stratejik birer anahtar görevi üstlendi. Dr. Harun Turak’ın Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi bünyesinde tamamladığı kapsamlı doktora çalışması, Giresun ve Ordu topraklarını besleyen Aksu ve Melet (antik adıyla Melanthios) havzalarının, tarihin karanlık dönemlerine nasıl ışık tuttuğunu çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Kalkolitik Çağ’dan Roma’ya: Kesintisiz Bir Yaşam Serüveni</strong></h2>

<p id="p-rc_3433f9996fc0caf5-20" style="text-align:justify">Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, bu zorlu coğrafyanın Kalkolitik Çağ’dan itibaren insan toplulukları için vazgeçilmez bir barınma alanı olduğudur. Bölgede yapılan yüzey araştırmaları ve arkeolojik kazılar; yerleşim dokusunun bazen azalsa da Kalkolitik dönemden Helenistik ve Roma dönemlerine kadar kesintisiz bir şekilde devam ettiğini kanıtlıyor. Bu durum, bölgenin sadece geçici bir durak değil, binlerce yıllık yerleşik bir kültür merkezi olduğunu bilim dünyasına ilan ediyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Madenlerin Efendileri: Antik Metalurjinin İzleri</strong></h2>

<p id="p-rc_3433f9996fc0caf5-21" style="text-align:justify">Haberin odak noktasını oluşturan bir diğer sarsıcı veri ise bölgenin antik çağdaki ekonomik gücüdür. Aksu ve Melet havzalarında tespit edilen yoğun maden cürufları, özellikle Fırışlık yerleşmesi ve Tepetarla Höyük gibi alanlarda bulunan metalurjik atıklar, bölgenin Eskiçağ’da önemli bir metal üretim merkezi olduğunu gösteriyor. MTA raporlarıyla da desteklenen bu veriler; bakır, kurşun ve çinko madenlerinin binlerce yıl önce ustalıkla işlendiğini, bölge insanının maden eritme potaları ve tunç silahlar ürettiğini kanıtlıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Gizemli Halklar ve Stratejik Kaleler</strong></h2>

<p id="p-rc_3433f9996fc0caf5-22" style="text-align:justify">Antik kaynaklarda "karanlık yol" olarak betimlenen Karadeniz’in sarp yamaçları; Mossynoikler, Khalybler ve Tibarenler gibi özgün kültürlere sahip yerel topluluklara ev sahipliği yapmıştır. Tez çalışmasında detaylandırılan vadi geçitlerine hakim zirvelerdeki kaleler ve istihkâm mevkileri, bu halkların hem doğayla hem de istilacı güçlerle olan mücadelesinin sessiz birer anıtı gibi yükseliyor. Özellikle Roma döneminde bu kalelerin, bölgedeki zengin orman ve maden kaynaklarını kontrol etmek amacıyla stratejik bir ağ oluşturduğu anlaşılıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bilim Dünyasında Yeni Bir Ufuk</strong></h2>

<p id="p-rc_3433f9996fc0caf5-23" style="text-align:justify">Bu çalışma, sadece Giresun ve Ordu’nun yerel tarihini aydınlatmakla kalmıyor; aynı zamanda Doğu Karadeniz’in İç Anadolu ve Kafkasya ile olan kültürel bağlarını, yol güzergâhlarını ve ticaret ağlarını da yeniden tanımlıyor. Aksu ve Melet havzaları, artık tarihin kenarda kalmış birer dipnotu değil, Eskiçağ Anadolu’sunun ekonomi-politiğini anlamak için başvurulması gereken anahtar bölgeler olarak literatürdeki yerini sağlamlaştırıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>KAYNAK:</strong> Turak, H. (2024). <em>Eskiçağ'da Aksu ve Melet Havzası</em> (Doktora Tezi). Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Erzincan. Tez No; 867302</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/karadenizin-kayip-gecitleri</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/karadenizin-kayip-gecitleri.jpg" type="image/jpeg" length="11805"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erzincan Dağlarında Saklı Moleküler Silah: Kanser Hücrelerini %83 Oranında Durduran Mucize!]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/erzincan-daglarinda-sakli-molekuler-silah-kanser-hucrelerini-83-oraninda-durduran-mucize</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/erzincan-daglarinda-sakli-molekuler-silah-kanser-hucrelerini-83-oraninda-durduran-mucize" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzincan’ın endemik bitkileri kansere meydan okuyor! Dr. Yakup Ulutaş’ın hazırladığı çarpıcı tez, bölgedeki Scrophularia türlerinin akciğer kanseri hücrelerini %83 oranında durdurduğunu kanıtladı. Doğanın gizli şifresini çözen bu bilimsel haberle yeni bir ufka yolculuk yapın.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_ddb3e3501bd951f1-19" style="text-align:justify">Şifa kaynağı olarak bilinen doğa, modern tıbbın labirentlerinde yeni bir kapı aralıyor. Erzincan’ın sarp kayalıklarından ve endemik bitki örtüsünden süzülüp gelen bir doktora tezi, kanserle mücadelede bitkisel ordunun gücünü gözler önüne seriyor. Sıracaotları ailesinin sessiz üyeleri olan <em>Scrophularia</em> türleri, içerdikleri gizemli moleküllerle modern tıbbın en zorlu düşmanına karşı yeni bir cephe açmaya hazırlanıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Erzincan’ın Endemik Hazinesi: Sıracaotları Mercek Altında</strong></h2>

<p id="p-rc_ddb3e3501bd951f1-20" style="text-align:justify">Dünyada sadece Türkiye’nin belirli bölgelerinde, özellikle Erzincan çevresinde yetişen lokal endemik bitkiler, bilim dünyasının yeni odağı haline geldi. Erzincan'da gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma; <em>S. erzincanica</em>, <em>S. subaequiloba</em> ve <em>S. libanotica var armena</em> türlerinin genetik şifrelerini ve kimyasal içeriklerini ilk kez bu kadar detaylı bir şekilde aydınlattı. Halk arasında yara iyileştirici ve iltihap sökücü olarak bilinen bu bitkilerin, aslında laboratuvar ortamında çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğu ortaya çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Kanser Hücrelerine Karşı Doğal Kuşatma: %83 İnhibisyon Başarısı</strong></h2>

<p id="p-rc_ddb3e3501bd951f1-21" style="text-align:justify">Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, bu bitkilerden elde edilen özütlerin kanser hücre hatları üzerindeki etkisi oldu. Yapılan testlerde, özellikle <em>S. subaequiloba</em> bitkisinden elde edilen metanol özütlerinin, akciğer kanseri (A549) hücre hattına karşı %83’e varan bir engelleme (inhibisyon) başarısı gösterdiği tespit edildi. Bu, doğanın sunduğu bileşiklerin mevcut kemoterapi ilaçlarına alternatif veya destekleyici bir güç olabileceğine dair güçlü bir kanıt sunuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Moleküler Mimari: Bitkinin Savunma Silahları İnsanlığın Şifası Oluyor</strong></h2>

<p id="p-rc_ddb3e3501bd951f1-22" style="text-align:justify">Bilim insanları, bitkilerin kendilerini korumak için ürettikleri "sekonder metabolitler" adındaki molekülleri saflaştırarak yapılarının şifresini çözdüler. Araştırma kapsamında iridoidler, flavonoidler ve saponinler gibi toplam 13 farklı bileşik izole edildi. Bu moleküllerden biri olan <strong>İlvensisaponin A (S1)</strong>, birçok farklı kanser hücresi tipine karşı gösterdiği etkileyici aktivite ile "doğal bir savaşçı" olarak öne çıktı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Geleneksel Bilgiden Modern Bilime</strong></h2>

<p id="p-rc_ddb3e3501bd951f1-23" style="text-align:justify">Bu çalışma, sadece bir bitki analizi değil, aynı zamanda Anadolu’nun bin yıllık geleneksel tıp bilgisinin modern spektroskopi yöntemleriyle onaylanması anlamına geliyor. İzole edilen bileşiklerin antikanser, antioksidan ve antienflamatuvar özellikleri, gelecekte geliştirilecek olan yan etkisi düşük bitkisel kaynaklı ilaçlar için temel birer yapı taşı olma niteliği taşıyor</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Ulutaş, Y. (2022). <em>Bazı Scrophulariaceae Bitkilerindeki Sekonder Metabolitlerin Aktivite Kontrollü İzolasyonu, Yapılarının Aydınlatılması ve Biyolojik Aktivitelerinin İncelenmesi</em> (Doktora Tezi). Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Erzincan. Tez No; 730589</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/erzincan-daglarinda-sakli-molekuler-silah-kanser-hucrelerini-83-oraninda-durduran-mucize</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/erzincan-daglarinda-sakli-molekuler-silah-kanser-hucrelerini-83-oraninda-durduran-mucize-1280x698.jpg" type="image/jpeg" length="75419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merak edenler için operatörlerin 5G tarifeleri!]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/merak-edenler-icin-operatorlerin-5g-tarifeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/merak-edenler-icin-operatorlerin-5g-tarifeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de 1 Nisan 2026 itibarıyla resmen başlayan 5G teknolojisi için Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom ilk paket fiyatlarını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">İnternet hızını 4.5G’ye oranla yaklaşık 10 kat artırması beklenen 5G teknolojisi, Türkiye genelinde kullanıma sunuldu. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından gerçekleştirilen dev ihalenin ardından altyapı hazırlıklarını tamamlayan operatörler, kullanıcıların merakla beklediği tarife detaylarını paylaştı. Yeni nesil hız deneyimi, beraberinde farklı kullanım alışkanlıklarına hitap eden paket seçeneklerini de getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>Operatörlerin 5G fiyatları</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Operatörler, yüksek hız vaadinin yanı sıra özellikle sosyal medya ve oyun tutkunlarını hedefleyen "bol GB"lı paketlerle rekabete girdi:</p>

<ul>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Turkcell:</strong> 5G dünyasına "Ultra" serisi ile giriş yapan operatör, numara taşıma yoluyla gelen kullanıcılara 15 GB’tan başlayan ve 120 GB’a kadar uzanan geniş bir yelpaze sunuyor. Fiyatlar 380 TL seviyesinden başlayarak, Platinum Black ayrıcalıklarıyla 1.250 TL’ye kadar çıkıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Vodafone:</strong> "5G Fırsat" ve "Genç" tarifeleriyle dikkat çeken operatör, giriş seviyesindeki 5 GB’lık paketi 275 TL’den satışa sundu. Özellikle sosyal medya uygulamalarında geçerli sınırsız kullanım hakları içeren üst segment paketler ise 1.100 TL bandında yer alıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Türk Telekom:</strong> Hız sınırlarını tamamen kaldırmak isteyen kullanıcılar için "Sınırsız" paketini ön plana çıkaran operatör, bu hizmeti taahhütlü olarak aylık 1.550 TL'den sunuyor. Daha düşük kotalı ve sınırsız sosyal medya içeren başlangıç paketleri ise 850 TL'den başlıyor.</p>
 </li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>Mobil dünyada hız devrimi</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Hükümet yetkilileri, 5G ihaleleriyle devlet kasasına 3,5 milyar doların üzerinde bir kaynak girdiğini ve bu dönüşümün Türkiye'nin dijital ekonomisi için bir milat olduğunu belirtti. Uzmanlar, 5G'nin sadece bireysel kullanıcılar için değil; akıllı şehirler, otonom araçlar ve sanayi 4.0 gibi alanlarda da devrim yaratacağını vurguluyor. Kullanıcıların 5G hızına erişebilmeleri için bu teknolojiyi destekleyen bir akıllı telefona ve uyumlu bir SIM karta sahip olmaları gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Sümeyra İÇER</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/merak-edenler-icin-operatorlerin-5g-tarifeleri</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/5g-teknolojisi-3.jpg" type="image/jpeg" length="28458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gezen Tavuk Gerçeği Ortaya Çıktı! Ne Kadar Verimli]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/gezen-tavuk-gercegi-ortaya-cikti-ne-kadar-verimli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/gezen-tavuk-gercegi-ortaya-cikti-ne-kadar-verimli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Free-range ve kafes sistemi karşılaştırıldı: Yumurta verimi aynı çıkarken, ölüm oranı ve yem tüketimi gezen tavuklarda daha yüksek bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda tüketicilerin en çok tercih ettiği ürünlerden biri olan “gezen tavuk yumurtası”, sağlıklı ve daha verimli olduğu algısıyla öne çıkıyor. Ancak yapılan yeni bir akademik çalışma, bu yaygın inanışın bazı yönlerden yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<h2><strong>Aynı Tavuk, Farklı Sistem</strong></h2>

<p>Araştırmada, aynı işletmede ve aynı genetik özelliklere sahip tavuklar iki farklı sistemde yetiştirildi: konvansiyonel kafes ve serbest dolaşım (free-range). Böylece farklılıkların yalnızca yetiştirme koşullarından kaynaklanması sağlandı.</p>

<p>Elde edilen veriler; canlı ağırlık, yumurta verimi, yem tüketimi ve ölüm oranı gibi birçok kritik başlıkta karşılaştırıldı.</p>

<h2><strong>En Çok Merak Edilen Soru: Yumurta Verimi</strong></h2>

<p>Çalışmanın en dikkat çeken sonucu, iki sistem arasında toplam yumurta verimi açısından belirgin bir fark olmaması oldu. Bazı haftalarda küçük değişimler görülse de genel ortalamada üretim miktarı benzer seviyelerde kaldı.</p>

<p>Bu sonuç, “gezen tavuk daha çok yumurta verir” algısını doğrudan sorgulatıyor.</p>

<h2><strong>Free-Range’de Daha Fazla Kayıp</strong></h2>

<p>Araştırma, serbest dolaşım sisteminin bazı dezavantajlarını da ortaya koydu. Özellikle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ölüm oranı, 45. haftadan sonra free-range sisteminde belirgin şekilde arttı</p>

<p>Kirli yumurta oranı yine aynı sistemde daha yüksek çıktı</p>

<p>Tavuk başına yem tüketimi ciddi oranda yükseldi</p>

<p>Bu durum, üretim maliyetleri açısından önemli bir fark yaratıyor.</p>

<h2><strong>Kafes Sisteminde Daha Ağır Yumurta</strong></h2>

<p>Öte yandan, kafes sisteminde yetiştirilen tavukların hem canlı ağırlıklarının hem de yumurta ağırlıklarının daha yüksek olduğu tespit edildi. Ancak bu sistemde de kırık ve çatlak yumurta oranının bazı dönemlerde daha fazla olduğu görüldü.</p>

<h2><strong>Tüketici Algısı mı, Bilim mi?</strong></h2>

<p>Araştırma, üretim sistemlerinin yalnızca “doğallık” algısıyla değil, verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle artan gıda maliyetleri düşünüldüğünde, üreticiler için doğru sistem seçimi kritik hale geliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre, gelecekte en doğru yaklaşım; hayvan refahı ile ekonomik verimliliği birlikte dengeleyen hibrit modeller olabilir.</p>

<p>Kaynak: Ahmet Dayılar, “Farklı Yetiştirme Sistemlerinin Yumurtacı Tavuklarda Performansa Etkisi”, Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, 2023. Tez No: 843118</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/gezen-tavuk-gercegi-ortaya-cikti-ne-kadar-verimli</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/gezen-tavuk-gercegi-ortaya-cikti-1280x960.jpg" type="image/jpeg" length="29854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yollar Artık Daha Sessiz]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/yollar-artik-daha-sessiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/yollar-artik-daha-sessiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atık araç lastikleri artık çöp değil: Yeni geliştirilen yöntemle kauçuk tozu asfalta karıştırılıyor, yollar daha dayanıklı ve sessiz hale geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde hızla artan nüfus ve tüketim alışkanlıkları, çevre sorunlarını her geçen gün daha görünür hale getiriyor. Özellikle doğada çözünmesi son derece zor olan araç lastikleri, uzun yıllardır ciddi bir atık problemi oluşturuyor. Ancak yapılan yeni bilimsel çalışmalar, bu sorunu avantaja çevirebilecek dikkat çekici bir çözüm sunuyor.</p>

<h2><strong>Kimyasal Yok, Isı Yok: Sadece Su Jeti</strong></h2>

<p>Geliştirilen yöntemde, kullanım ömrünü tamamlamış lastikler herhangi bir kimyasal işlem ya da yüksek ısı kullanılmadan, özel su jeti teknolojisiyle parçalanıyor. Elde edilen ince kauçuk tozu, asfalt üretiminde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Böylece hem çevreye zarar veren atıklar değerlendiriliyor hem de yeni bir yol teknolojisi ortaya çıkıyor.</p>

<h2><strong>Daha Dayanıklı, Daha Uzun Ömürlü Yollar</strong></h2>

<p>Elde edilen kauçuk tozu, yaklaşık 160°C sıcaklıkta agrega ile karıştırılarak asfaltın içine homojen şekilde dağıtılıyor. Bu sayede ortaya çıkan “modifiye asfalt”, klasik asfaltlara göre daha dirençli hale geliyor. Yapılan testlerde bu yeni asfalt türünün:</p>

<p>Aşırı sıcak ve soğuk hava koşullarına karşı daha dayanıklı olduğu</p>

<p>Çatlak oluşumunu geciktirdiği</p>

<p>Yol ömrünü uzattığı gözlemleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Gürültüyü Azaltan Sessiz Asfalt</strong></h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise sürüş konforuna etkisi. Kauçuk katkılı asfalt, araçların yol ile temasından kaynaklanan sesi emerek gürültü seviyesini düşürüyor. Bu da özellikle şehir içi trafikte daha sessiz ve konforlu bir ulaşım anlamına geliyor.</p>

<h2><strong>Çevre ve Ekonomi Aynı Anda Kazanıyor</strong></h2>

<p>Bu yöntem sayesinde yalnızca çevre kirliliği azaltılmıyor, aynı zamanda ekonomik fayda da sağlanıyor. Atık lastiklerin yeniden kullanılması, hammadde ihtiyacını azaltırken geri dönüşüm sektörüne de yeni bir alan açıyor.</p>

<h2><strong>Geleceğin Yolları Şimdiden Şekilleniyor</strong></h2>

<p>Bilim insanlarına göre bu teknoloji yaygınlaştıkça hem şehirlerin gürültü seviyesi düşecek hem de yollar daha uzun ömürlü hale gelecek. Üstelik çöpe giden milyonlarca lastik, yeniden ekonomiye kazandırılmış olacak.</p>

<p><strong>Kaynak:  "</strong><i>Atık Araç Lastiklerinin Sıcak Asfaltın Fiziksel ve Mekanik Özelliklerine Etkisi”</i>, Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, 2023 Tez No: 798329</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/yollar-artik-daha-sessiz</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/yollar-artik-daha-sessiz-1280x960.jpg" type="image/jpeg" length="10104"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekranlardaki Görünmez Tetikçi]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/ekranlardaki-gorunmez-tetikci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/ekranlardaki-gorunmez-tetikci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Televizyon sadece bir eğlence aracı mı, yoksa şiddetin sessiz bir ortağı mı? Gül Döker tarafından hazırlanan yeni bir bilimsel araştırma, şiddet mağduru kadınların deneyimleri üzerinden televizyon içeriklerinin aile içi şiddeti nasıl tetiklediğini, normalleştirdiğini ve hatta erkeği şiddete nasıl "cesaretlendirdiğini" sarsıcı bulgularla ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olan televizyonun, toplumsal şiddet olgusunu sadece yansıtmakla kalmayıp onu yeniden inşa ettiği bilimsel bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Gül Döker tarafından tamamlanan "Şiddete Maruz Kalan Kadınlar: Televizyon İçeriklerinin Etkisine Yönelik Fenomenolojik Bir Araştırma" başlıklı doktora tezi, oturma odalarımızdaki o "masum" kutunun, şiddet mağduru kadınların hayatında nasıl bir yıkıma yol açtığını fenomenolojik bir derinlikle mercek altına alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Şiddeti bizzat deneyimleyen kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan bu çalışma, medya içeriklerinin şiddet eylemi üzerindeki "katalizör" etkisini bilimsel verilerle kanıtlıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Tanımlanamayan Görünmez Pranga</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Araştırmanın en şaşırtıcı bulgularından biri, şiddet mağduru kadınların şiddet türlerini algılama biçimlerinde gizli. MAXQDA programı aracılığıyla yapılan analizler, kadınların tümünün fiziksel ve psikolojik şiddeti net bir şekilde tanımlayabildiklerini göstermektedir. Ancak, kadınların büyük bir çoğunluğu "ekonomik şiddeti" tanımlamakta güçlük çekmekte ve cinsel şiddet hakkında konuşmaktan kaçınmaktadır. Bu durum, toplumsal cinsiyet rollerinin ekonomik baskıyı nasıl normalleştirdiğini ve kadının bu baskıyı şiddet olarak nitelendirmesinin önündeki engelleri bilimsel olarak ortaya koymaktadır.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Şiddeti Meşrulaştıran ve Tetikleyen Mekanizma</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Tez kapsamında elde edilen veriler, televizyonda gösterilen kadına yönelik şiddet içeriklerinin üç temel fonksiyonu olduğunu saptamıştır: Şiddeti tetiklemek, normalleştirmek ve doğrudan sebep olmak. Katılımcılar, bu yayınların erkekler üzerinde asabilik, kıskançlık ve aşağılama gibi olumsuz davranış kalıpları oluşturduğunu bildirmektedir. Bilimsel bulgular, televizyon ekranlarının şiddet konusunda erkeğe bir tür "cesaret" verdiğini ve şiddet eylemini sıradanlaştırdığını doğrulamaktadır.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Medya Kadını Neden Yalnızlaştırıyor?</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Araştırmanın "ufuk açıcı" bir diğer sonucu ise medya içeriklerinin kadın psikolojisi üzerindeki felç edici etkisidir. Şiddet içerikli programlar, sanılanın aksine kadınlarda bir bilinçlenme yaratmak yerine; kendini yalnız ve yetersiz hissetme, çevreden soyutlanma ve suçu kendinde arama gibi ağır psikolojik etkiler yaratmaktadır. Bu yayınlar, kadınların yaşadıkları şiddeti ailelerine veya yetkililere bildirmek yerine gizlemelerine neden olan bir "korku iklimi" inşa etmektedir. Katılımcıların çoğu, televizyonun yarattığı bu atmosfer nedeniyle geçmiş travmalarını hatırlamakta ve sosyalleşme yetilerini kaybetmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Taklit Edilen Bir Eylem Olarak Şiddet</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Bilimsel temelini "Sosyal Öğrenme Kuramı"ndan alan çalışma, şiddetin sadece genetik veya içgüdüsel bir dürtü değil, çevreden ve medyadan öğrenilen bir davranış kalıbı olduğunun altını çizmektedir. Televizyon ekranlarında öfke dolu ve saldırgan sembolik rol modellerin sürekli sunulması, bu modellerin toplumsal hayatta taklit edilmesini kolaylaştırmaktadır. Döker'in araştırması, medya içeriklerinin kadın ve erkek arasında bir tür "düşmanlık" yarattığını ve toplumsal huzuru derinden sarstığını akademik bir dille tescillemektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu özel haber tadındaki bilimsel inceleme, televizyon yayıncılığının sadece bir reyting yarışı olmadığını, aynı zamanda insan hakları ve toplum sağlığı üzerinde doğrudan etkili bir sorumluluk alanı olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> DÖKER, Gül (2024). <em>Şiddete Maruz Kalan Kadınlar: Televizyon İçeriklerinin Etkisine Yönelik Fenomenolojik Bir Araştırma</em>. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Bilimleri Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Kayseri. Tez No; 932307</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/ekranlardaki-gorunmez-tetikci</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/ekranlardaki-gorunmez-tetikci-1079x720.jpg" type="image/jpeg" length="66270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toprağın Altındaki 20 Yıllık Pusu]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/topragin-altindaki-20-yillik-pusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/topragin-altindaki-20-yillik-pusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Niğde’de patates üretimini tehdit eden "Altın Kist Nematodu"na karşı yürütülen kapsamlı doktora çalışması, toprağın altında 20 yıl boyunca pusuya yatabilen bu zararlıya karşı dirençli yeni ıslah klonlarını ortaya çıkardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_fda9f15bf7945b29-19" style="text-align:justify">Dünya genelinde buğday ve pirinçten sonra en önemli temel gıda maddelerinden biri kabul edilen patates, bugün görünmez bir düşmanın tehdidi altında. Toprağın derinliklerinde, kistlerin içinde 20 yılı aşkın bir süre canlı kalabilen Patates Altın Kist Nematodu (<em>Globodera rostochiensis</em>), kontrol edilmediği takdirde verimde %80’e varan devasa kayıplara yol açabiliyor. Ancak bilim dünyasından gelen yeni bir haber, bu kadim zararlıya karşı tarımın geleceğini kurtaracak bir umut ışığı yaktı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Niğde Topraklarında "Altın" Teşhis</strong></h2>

<p id="p-rc_fda9f15bf7945b29-20" style="text-align:justify">Türkiye’nin patates deposu Niğde’de yürütülen geniş çaplı sürveylerde, 59 farklı lokasyondan alınan toprak örnekleri hem mikroskobik hem de moleküler düzeyde mercek altına alındı. Yapılan DNA analizleri ve morfolojik ölçümler sonucunda, bölgedeki tüm popülasyonların karantina zararlısı olan <em>Globodera rostochiensis</em> (Altın Kist Nematodu) olduğu kesinleşti. Araştırmanın en çarpıcı bulgusu ise Türkiye’deki hakim patotipin, dünya genelinde yaygın olandan farklı olarak "Ro 2/3" olduğunun saptanması oldu.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Genetik Şifre Çözüldü: Gro1-4’ün Gücü</strong></h2>

<p id="p-rc_fda9f15bf7945b29-21" style="text-align:justify">Kimyasal mücadelenin hem maliyetli hem de çevre için riskli olduğu bu savaşta bilim insanları, çözümün patatesin kendi genetiğinde saklı olduğunu kanıtladı. Niğde Patates Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen ıslah materyalleri üzerinde yapılan moleküler taramalarda, zararlıya karşı "mutlak dayanıklılık" sağladığı bilinen <strong>Gro1-4</strong> geni tespit edildi.</p>

<p style="text-align:justify">Özellikle <strong>PAE 13-08-07</strong>, <strong>PAE 13-08-08</strong> ve <strong>PAE 13-08-14</strong> isimli ıslah klonlarının bu koruyucu geni bünyesinde barındırdığı, en ileri DNA markör teknikleriyle doğrulandı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>PAE 13-08-07 Savaşçı Ruhuyla Öne Çıktı</strong></h2>

<p id="p-rc_fda9f15bf7945b29-23" style="text-align:justify">Laboratuvar verileri, zorlu arazi şartlarında da test edildi. Nematisit uygulanan ve uygulanmayan parsellerde yapılan iki yıllık popülasyon takibi sonucunda, <strong>PAE 13-08-07</strong> klonu nematodun üreme gücünü en alt seviyeye indirerek büyük bir başarı gösterdi. Hassas çeşitlerde nematod istilası nedeniyle bitki boyu ve yumru verimi ciddi oranda gerilerken, dirençli genleri taşıyan klonlar verimliliğini korumayı başardı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Sürdürülebilir Tarım İçin Yeni Bir Ufuk</strong></h2>

<p id="p-rc_fda9f15bf7945b29-24" style="text-align:justify">Bu çalışma, sadece bir zararlıyı teşhis etmekle kalmıyor; aynı zamanda Türkiye’nin kendi yerli ve dirençli patates çeşitlerini geliştirmesi için gereken genetik altyapıyı sunuyor. Bilimsel bulgular, karantina tedbirlerinin sıkılaştırılması ve sertifikalı tohum kullanımının önemini bir kez daha hatırlatırken, Gro1-4 geni taşıyan bu yeni nesil klonların, toprağın altındaki "altın kist" pususunu dağıtacak en etkili silah olacağını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Kaçar Avcı, G. (2024). <em>Bazı Patates Çeşitleri ve Islah Klonlarının Patates Altın Kist Nematodu (Globodera rostochiensis, Wollenweber)'na Karşı Reaksiyonunun Belirlenmesi</em> (Doktora Tezi). Erciyes Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Bitki Koruma Anabilim Dalı, Kayseri. Tez No; 918451</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/topragin-altindaki-20-yillik-pusu</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/topragin-altindaki-20-yillik-pusu-1194x720.jpg" type="image/jpeg" length="83930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt Kanseri Teşhisinde %94’lük Yapay Zeka Devrimi]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/cilt-kanseri-teshisinde-94luk-yapay-zeka-devrimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/cilt-kanseri-teshisinde-94luk-yapay-zeka-devrimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cilt kanseri teşhisinde yapay zeka devrimi! Erciyes Üniversitesi'nde tamamlanan doktora çalışması, CNN ve Görü Dönüştürücü (ViT) mimarilerini birleştiren hibrit modellerle cilt kanserini %94’ü aşan doğruluk oranlarıyla tespit etmeyi başardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_4856df399051050f-19" style="text-align:justify">Dünya genelinde her saat iki kişinin hayatına mal olan cilt kanseriyle mücadelede, bilim dünyası "hibrit" bir zafer kazandı. Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü bünyesinde İbrahim ARUK tarafından gerçekleştirilen yeni bir doktora çalışması, derin öğrenme modellerini daha önce hiç olmadığı kadar etkili bir şekilde bir araya getirerek deri lezyonlarının sınıflandırılmasında insan gözünün ve geleneksel yöntemlerin sınırlarını zorluyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>CNN ve ViT'in Güç Birliği</strong></h2>

<p id="p-rc_4856df399051050f-20" style="text-align:justify">Geleneksel derin öğrenme modelleri genellikle görüntünün ya yerel detaylarına (CNN) ya da küresel ilişkilerine (ViT) odaklanırken; önerilen yeni çalışma, bu iki dev mimariyi aynı potada eritiyor. "CAFormer" adı verilen MetaFormer tabanlı hibrit model, ConvNeXt bloklarıyla güçlendirilerek hem en küçük doku değişimlerini yakalıyor hem de lezyonun bütünsel yapısını analiz edebiliyor. Bu yöntem, HAM10000 veri seti üzerinde <strong>%94,30</strong> gibi dikkat çekici bir doğruluk oranına ulaşarak klinik teşhisler için yanılmaz bir dijital asistan olma potansiyeli sergiliyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Net Bir Görüş İçin "Dijital Temizlik"</strong></h2>

<p id="p-rc_4856df399051050f-21" style="text-align:justify">Dermoskopik görüntülerde yer alan saç kılları, mürekkep izleri veya hava kabarcıkları genellikle teşhis başarısını düşüren unsurlardır. Geliştirilen sistem, sınıflandırma işlemine geçmeden önce "DeepLabv3+" mimarisini kullanarak görüntüdeki lezyon bölgesini milimetrik bir hassasiyetle bölütlüyor. Gereksiz tüm "gürültüleri" siyah bir arka planla maskeleyen bu ön işleme adımı, yapay zekanın sadece kanser riski taşıyan bölgeye odaklanmasını sağlayarak başarı oranını doğrudan yukarı çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Yapay Zekada "Ortak Akıl" Stratejisi</strong></h2>

<p id="p-rc_4856df399051050f-22" style="text-align:justify">Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri de tek bir modele güvenmek yerine, farklı modellerin görüşlerini harmanlayan <strong>"Topluluk Öğrenme" (Ensemble Learning)</strong> yaklaşımıdır. Birçok farklı CNN ve ViT mimarisinin esnek ve katı oylama mekanizmalarıyla birleştirildiği bu model, adeta bir "uzmanlar konsültasyonu" gibi çalışıyor. Bu yöntemle elde edilen <strong>%94,31</strong>’lik başarı oranı, tekil modellerin ulaşamadığı bir kararlılık ve güvenilirlik sunuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Dermatolojide Yeni Bir Ufuk: Hızlı ve Objektif Teşhis</strong></h2>

<p id="p-rc_4856df399051050f-23" style="text-align:justify">Günümüzde uzman dermatologların bile dermoskopik görüntülerden tanı koyma duyarlılığının yaklaşık %86,60 seviyelerinde kaldığı düşünüldüğünde, geliştirilen hibrit modellerin sunduğu %94'lük keskinlik tıp dünyasında büyük bir heyecan yaratıyor. Erken evrede tespit edildiğinde beş yıllık hayatta kalma oranının %99'a ulaştığı melanom gibi tehlikeli kanser türlerinde, bu modeller teşhis sürecini hızlandırarak objektif ve tutarlı sonuçlar sağlıyor. Bilim insanları, bu teknolojinin hastane sistemlerine entegrasyonuyla birlikte biyopsi gibi invaziv (cerrahi) işlemlerin sayısının azalacağını ve tedavi süreçlerinin daha verimli planlanacağını öngörüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> ARUK, İbrahim (2024). <em>Cilt Kanseri Sınıflandırması İçin Hibrit Derin Öğrenme Modellerinin Geliştirilmesi</em>, (Doktora Tezi), Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Kayseri. Tez No; 909158</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/cilt-kanseri-teshisinde-94luk-yapay-zeka-devrimi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/dogugazetesi-com/uploads/2025/05/yuzde-leke-ciltte-cillenme.jpg" type="image/jpeg" length="88827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milyon Yıllık Ezber Bozuluyor! Anadolu Genişliyor]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/milyon-yillik-ezber-bozuluyor-anadolu-genisliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/milyon-yillik-ezber-bozuluyor-anadolu-genisliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jeoloji dünyasında kartlar yeniden dağıtılıyor: Anadolu’nun sadece sıkıştığına dair köklü teori sarsıldı. Zirkon kristallerinden gelen şok edici veriler ve "litosferik damlama" olgusu, Türkiye'nin aslında devasa bir yırtılma sürecinde olduğunu kanıtlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Bugüne kadar Türkiye’nin tektonik hareketlerini sadece "sıkışma ve yanlara kaçma" olarak tanımlayan yerbilim kitapları artık güncelliğini yitiriyor. Curtin Üniversitesi’nin zirkon kristalleri ve lav akıntıları üzerindeki son araştırması, coğrafyamızın bir kumaş gibi iki ucundan çekilerek yırtıldığını ve genişlediğini ortaya koydu. Dünya’nın kalbinde yaşanan bu "litosferik damlama," Anadolu’nun jeolojik kaderini yeniden yazıyor.</strong></p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Örs ile Çekiç Arasında Bir Coğrafya</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Yer kabuğunu bir elmas gibi işleyen tektonik güçler, Türkiye’yi dünyanın en karmaşık laboratuvarlarından biri haline getiriyor. Kuzeyde sarsılmaz bir blok gibi duran <strong>Avrasya Plakası</strong>, güneyden sürekli baskı yapan <strong>Afrika Plakası</strong> ve Anadolu’yu bir dirsek gibi kuzeybatıya iten <strong>Arabistan Plakası</strong>... On yıllardır kabul gören genel görüş, Anadolu’nun bu devasa baskı karşısında sadece "yanal bir kaçış" yaparak stresini boşalttığı yönündeydi. Ancak son veriler, bu tablonun sadece madalyonun bir yüzü olduğunu gösteriyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Zamanın Atomik Saatleri: Zirkon Kristallerinin İtirafı</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Tuz Gölü Fay Zonu’nun derinliklerinden çıkarılan antik lav akıntıları, ezber bozan gerçeği gün yüzüne çıkardı. Araştırmacılar, lavların içindeki <strong>zirkon</strong> adı verilen mikroskobik kristallerin radyoaktif saatlerini inceleyerek şaşırtıcı bir sonuca ulaştılar. Fayın her iki tarafındaki kayalar, sanıldığı gibi birbirine sürtünerek yanlara kaymamış; aksine, binlerce yıl boyunca birbirinden kararlı bir şekilde uzaklaşmıştı. Bu durum, Türkiye’nin bazı bölgelerinin bir <strong>"Ekstansiyon (Genişleme) Fayı"</strong> karakterine büründüğünü, yani topraklarımızın aslında genişleyerek açıldığını bilimsel olarak tescilledi.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Mantonun Derinliklerine Süzülen Dev Damlalar</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Bu jeolojik dramanın en çarpıcı perdesi ise <strong>"Litosferik Damlama"</strong> (Lithospheric Dripping) olayı. Yer kabuğunun bazı ağırlaşan kısımları, tıpkı bir lav lambasındaki yoğun ağdanın dibe çökmesi gibi, Dünya’nın mantosuna doğru yavaşça süzülüyor. Bu devasa damlama hareketi, üzerindeki kabuğun desteğini yitirmesine, zeminin çökmesine ve yüzeyde devasa gerilmelere yol açıyor. Anadolu, bu süreçle birlikte sert bir levha olmaktan çıkıp, ısıtılmış bir karamel gibi uzayan ve şekil değiştiren dinamik bir yapıya dönüşüyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Korku Değil, Bir Evrim Süreci: Milyon Yıllık Takvim</strong></h2>

<p style="text-align:justify">"Yırtılma" ve "kopma" gibi kavramlar ilk bakışta ürkütücü gelse de bilim insanları bu sürecin insan ömrüyle kıyaslanamaz kadar ağır işlediğini hatırlatıyor. Yılda sadece bir pirinç tanesi kadar (yaklaşık 1-2 cm) gerçekleşen bu genişleme, kıtaların tamamen ayrılması için milyonlarca yıllık bir sabır gerektiriyor. Bu devinim, aslında gezegenin stresini boşaltma ve kendini yenileme yöntemi olarak kabul ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynakça:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Curtin University:</strong> Earth and Planetary Sciences Research Archive (2023).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Gögüs, O. H., &amp; Pysklywec, R. N. (2008):</strong> "Lithospheric dripping and surface tectonics".</p>
 </li>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Journal of Geophysical Research:</strong> Tectonic Evolution of the Anatolian Platelet.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/milyon-yillik-ezber-bozuluyor-anadolu-genisliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/milyon-yillik-ezber-bozuluyor-anadolu-genisliyor-1280x698.jpg" type="image/jpeg" length="35142"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklar İçin Bilimsel Zırh]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/cocuklar-icin-bilimsel-zirh</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/cocuklar-icin-bilimsel-zirh" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi'nde tamamlanan kapsamlı bir doktora tezi, sokakta ve okulda risk altındaki çocukların kaderini değiştiren önleyici mekanizmaların röntgenini çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Bilim dünyası, çocuk koruma sisteminde pasif bekleyiş dönemini kapatıp, riskleri kapıda durduracak "önleyici müdahale" dönemini mercek altına alıyor. Hacettepe Üniversitesi’nde Asiye Erdemir Turgut tarafından tamamlanan doktora tezi, Türkiye’deki "Çocuklar Güvende" hizmetlerinin etkinliğini yüzlerce veri ve saha görüşmesiyle bilimsel bir zemine oturtuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Risk Kapıyı Çalmadan: Önleyici Müdahale Nedir?</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Geleneksel çocuk koruma sistemleri genellikle bir ihmal veya istismar vakası yaşandıktan sonra devreye girerken, bilimsel araştırmalar "önleyici hizmetlerin" hayatiyetini kanıtlıyor. Tez bulguları, çocukları sokağın ve riskli ortamların pençesinden kurtarmak için sadece kriz anında değil, risk henüz oluşmadan müdahale edilmesinin toplumsal maliyeti düşürdüğünü ve çocuk refahını kalıcı hale getirdiğini gösteriyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Sokağın Şifreleri: En Büyük Risk Yoksulluk, En Güçlü Zırh Aile</strong></h2>

<p style="text-align:justify">416 meslek elemanı, 136 çocuk ve 136 aile ile gerçekleştirilen devasa saha çalışması, çarpıcı bir gerçeği bilimsel verilerle doğruluyor: Çocukları sokağa ve risklere iten temel faktör ekonomik yoksunluk. Ancak araştırma, aynı zamanda "koruyucu kalkanı" da tanımlıyor. Bilimsel veriler; güçlü aile bağları ve akrabalık desteğinin, ekonomik zorluklara rağmen çocuğu risklerden koruyan en etkili "doğal zırh" olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Sistemdeki Darboğaz: Mevzuat ve Personel Yetersizliği</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Araştırma, kağıt üzerindeki projelerin sahadaki gerçeklerini de bilimsel bir dille eleştiriyor. Meslek elemanlarıyla yapılan görüşmeler; personel eksikliği, kurumlar arası bürokratik engeller ve mevzuattaki boşlukların "önleyici" çalışmaları yavaşlattığını belgeliyor. Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) ödemelerinin enflasyon karşısında erimesi, sistemin en zayıf halkası olarak tanımlanıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bilimsel Çözüm: Mahalle Temelli Takip Sistemi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Tez, geleceğin çocuk refahı politikaları için yeni bir ufuk açıyor: Sadece ofislerde bekleyen değil, mahalle mahalle gezen, okullarda ve sokaklarda sürekli varlık gösteren "izleme birimleri". Bilimsel veriler, çocukları korumanın yolunun, onlara ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir sosyal destek ağı sunmaktan geçtiğini net bir şekilde gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Erdemir Turgut, A. (2025). <em>Çocuk Refahı Alanında Önleyici Sosyal Hizmetlerin İncelenmesi</em> (Doktora Tezi). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Tez No; 957026</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/cocuklar-icin-bilimsel-zirh</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/cocuklar-icin-bilimsel-zirh-1100x720.jpg" type="image/jpeg" length="35493"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebeklerin "Hareket Dili" Geleceği Fısıldıyor]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/bebeklerin-hareket-dili-gelecegi-fisildiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/bebeklerin-hareket-dili-gelecegi-fisildiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, bebeklerin 3-5 aylıkken sergilediği kendiliğinden hareketlerin (GMs), gelecekteki zeka, dil ve motor becerilerini önceden haber verdiğini kanıtladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-29" style="text-align:justify">Bilim dünyası, bebeklerin henüz kelimelere dökülmemiş dünyasını anlamlandırmak için devrim niteliğinde bir anahtara odaklanıyor: <strong>Spontan Motor Repertuar.</strong> Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde Uzm. Fzt. Zeynep Arıkan tarafından yürütülen kapsamlı bir doktora tezi, bebeklerin 3 ila 5 aylıkken sergiledikleri "fidgety" (akıcı ve küçük) hareketlerin, sadece fiziksel bir gelişim aşaması değil, aynı zamanda gelecekteki bilişsel, dilsel ve fonksiyonel düzeylerin "sessiz bir habercisi" olduğunu bilimsel verilerle ortaya koydu.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Sinir Sisteminin Penceresi</strong></h2>

<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-30" style="text-align:justify">Araştırma, bebeklerin erken dönemdeki hareket kalitesini ölçen <strong>General Movements (GMs)</strong> değerlendirmesinin, genç bir sinir sisteminin bütünlüğünü anlamada en güçlü araçlardan biri olduğunu vurguluyor. Bu yöntem, invaziv (müdahaleli) bir işlem gerektirmeden, sadece bebeğin video kayıtlarının analiziyle %95-100 oranında yüksek bir tahmin gücü sunuyor. Yapılan analizler, bu "hareket dili"nin nörolojik sonuçları öngörmede standart nörolojik muayenelerden bile daha üstün bir doğruluk payına sahip olduğunu gösteriyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Geleceğin Karnesi</strong></h2>

<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-31" style="text-align:justify">Çalışmada, 80 riskli bebek üzerinde yapılan uzun soluklu takipler sonucunda, <strong>Motor Optimalite Skoru - Revize (MOS-R)</strong> formunun kritik önemi kanıtlandı. Bulgulara göre:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<ul>
 <li>
 <p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-32" style="text-align:justify">3-5 aylıkken düşük MOS-R puanına sahip olan bebeklerin, 24-42 ay (yaklaşık 2-3,5 yaş) arasına geldiklerinde bilişsel, dil ve kaba motor fonksiyonlarının da anlamlı derecede düşük seyrettiği saptandı.</p>

 <p style="text-align:justify"></p>
 </li>
 <li>
 <p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-33" style="text-align:justify">Özellikle Serebral Palsi (SP) tanısı alan bebeklerde, erken dönemdeki hareket bozukluklarının ilerleyen yaşlardaki gövde kontrolü ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğu belirlendi.</p>

 <p style="text-align:justify">Down Sendromlu bebeklerde ise erken dönem hareket skorlarının, özellikle gelecekteki bilişsel yeteneklerle güçlü bir korelasyon gösterdiği tespit edildi.</p>
 </li>
</ul>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Tipik ve Atipik Gelişim Arasındaki Görünmez Çizgi</strong></h2>

<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-35" style="text-align:justify">Bilimsel analiz, tipik gelişim gösteren bebeklerin motor repertuarlarının oldukça zengin ve "optimal" seviyede olduğunu, buna karşın atipik gelişim (SP, Down Sendromu, Global Gelişim Geriliği) gösteren bebeklerin bu süreçte "hareket fakirliği" veya "monotonluk" yaşadığını ortaya koyuyor. İlginç bir bulgu olarak; Serebral Palsi riski taşıyan bebeklerin yarısının en düşük skor aralığında yer aldığı ve bu durumun ileride ciddi kaba motor fonksiyon kayıplarına (KMFSS Seviye IV veya V) işaret ettiği saptandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Gövde Kontrolü ve Yaşam Kalitesinde "Kritik Eşik"</strong></h2>

<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-36" style="text-align:justify">Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de gövde kontrolü üzerinedir. Bebeklikteki hareket kalitesi ne kadar düşükse, çocukluk dönemindeki statik, aktif ve reaktif gövde kontrolünün o kadar zayıf olduğu ve bu durumun çocuğun yaşam kalitesini (PedsQL) doğrudan aşağıya çektiği görüldü. Serebral Palsi grubundaki bebeklerin, tipik gelişim gösteren akranlarına göre yaşam kalitesi skorlarında en büyük düşüşü yaşadığı bilimsel olarak kaydedildi.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bir Hareket, Bin Gelecek</strong></h2>

<p id="p-rc_9ffe714c74b374e0-37" style="text-align:justify">Bu bilimsel çalışma, riskli bebeklerin doğumdan itibaren multidisipliner bir ekip tarafından yakından izlenmesinin hayati olduğunu kanıtlıyor. Erken dönemde saptanan motor yetersizlikler, "geç kalmadan" uygulanacak bireyselleştirilmiş müdahale programları sayesinde bebeğin tüm yaşam serüvenini değiştirebilecek bir potansiyele sahip. Bilim dünyası için bu bulgular, sadece bir tanı aracı değil, aynı zamanda riskli bebeklerin hayata eşit bir başlangıç yapabilmesi için açılan yeni bir ufuk niteliğinde.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Arıkan, Z., (2025). <em>Tipik ve Atipik Gelişim Gösteren Riskli Bebeklerin Fonksiyonel ve Gelişimsel Düzeylerinin Çok Boyutlu Analizi</em>, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Doktora Tezi, Ankara. Tez No; 937597</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/bebeklerin-hareket-dili-gelecegi-fisildiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/dogugazetesi-com/uploads/2024/08/bebek-1280x798.jpg" type="image/jpeg" length="25747"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[5 Oturumda Değişen Babalar]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/5-oturumda-degisen-babalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/5-oturumda-degisen-babalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilimsel bir çalışma, kısa süreli iletişim eğitiminin babaların çocuklarıyla ilişkisini gözle görülür şekilde iyileştirdiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aile içindeki iletişimin gücünü ortaya koyan yeni bir akademik çalışma, babaların çocuklarıyla kurduğu ilişkinin geliştirilebilir olduğunu çarpıcı bulgularla gözler önüne serdi. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklara sahip babalar üzerinde yürütülen araştırma, doğru yönlendirmeyle iletişimin hızla değişebileceğini gösteriyor.</p>

<h2><strong>Küçük bir grup, büyük sonuçlar</strong></h2>

<p>Araştırmada babalar iki ayrı gruba ayrılarak incelendi. Bir gruba özel olarak hazırlanan bir iletişim eğitimi uygulanırken, diğer grup herhangi bir müdahale almadan süreci tamamladı. Eğitim alan babalar, kısa sürede tamamlanan beş oturumluk bir programa katıldı ve çocuklarıyla kurdukları iletişimi yeniden gözden geçirme fırsatı buldu.</p>

<h2><strong>Ölçümler değişimi ortaya koydu</strong></h2>

<p>Elde edilen veriler, eğitime katılan babaların çocuklarıyla iletişim kurma biçiminde belirgin bir iyileşme yaşandığını ortaya koydu. Eğitim öncesi ve sonrası yapılan değerlendirmelerde, iletişim düzeyinin anlamlı şekilde yükseldiği görüldü.</p>

<p>Ayrıca programdan geçen babalar ile herhangi bir eğitim almayan babalar karşılaştırıldığında, eğitimin etkisinin açık şekilde ortaya çıktığı belirlendi.</p>

<h2><strong>Evdeki hava değişti</strong></h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri de aile içi gözlemler oldu. Ebeveynlerin değerlendirmelerine göre eğitim alan babalar:</p>

<p>Çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye başladı</p>

<p>Daha anlayışlı ve sabırlı bir tutum sergiledi</p>

<p>Çatışma yaşama sıklığını azalttı</p>

<p>Bu değişim, yalnızca iletişim biçimini değil, aile içindeki genel atmosferi de olumlu yönde etkiledi.</p>

<h2><strong>Yeni nesil babalık anlayışı güçleniyor</strong></h2>

<p>Uzmanlar, babalık rolünün artık sadece ekonomik sorumluluklarla sınırlı olmadığını vurguluyor. Çocukla kurulan sağlıklı iletişimin, onun duygusal ve sosyal gelişimi üzerinde doğrudan etkili olduğu ifade ediliyor. Bu tür eğitimlerin yaygınlaşması, babaların çocuklarının hayatında daha aktif ve bilinçli bir rol üstlenmesini sağlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Topluma yansıyan mesaj</strong></h2>

<p>Bu çalışma, aile içi ilişkilerin geliştirilebilir olduğunu ve bunun için uzun yıllar gerekmeyebileceğini gösteriyor. Doğru yöntemlerle hazırlanan kısa süreli eğitim programlarının bile kalıcı değişim yaratabileceği anlaşılıyor.</p>

<p>Kaynak: “İletişim Becerileri Eğitim Programının Baba-Çocuk İlişkisi Üzerine Etkisinin İncelenmesi”, Yüksek Lisans Tezi, 2022. Tez No: 705682</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/5-oturumda-degisen-babalar</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/5-oturumda-degisen-babalar-1280x960.jpg" type="image/jpeg" length="84303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlık Evrende Nerede?]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/insanlik-evrende-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/insanlik-evrende-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları evrenin büyüklüğü ve içindeki gezegen sayısına dair çarpıcı veriler paylaşıyor. Trilyonlarca galaksi ve keşfedilmeyi bekleyen dünyalar dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Evrenin büyüklüğüne dair yapılan yeni değerlendirmeler, insanlığın kozmostaki yerini yeniden sorgulamasına neden oluyor. Astronomi alanında elde edilen veriler, evrenin sanılandan çok daha geniş ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Trilyonlarca gezegen ihtimali</strong></h2>

<p>Bilim insanlarına göre evrende trilyonlarca gezegen bulunuyor. Bu gezegenlerin önemli bir kısmının farklı fiziksel koşullara sahip olduğu belirtilirken, bazıları yaşam için uygun ortamlar barındırıyor olabilir. Bu durum, dünya dışı yaşam arayışını daha da önemli hale getiriyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Güneş sıradan bir yıldız</strong></h2>

<p>Araştırmalar, Güneş’in evrende özel bir konuma sahip olmadığını gösteriyor. Samanyolu Galaksisi’nde yüz milyarlarca yıldız bulunduğu ve bunların çoğunun etrafında gezegen sistemleri olabileceği ifade ediliyor. Bu da evrende “yalnız olma” ihtimalimizi giderek zayıflatıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Galaksiler evreni dolduruyor</strong></h2>

<p>Uzmanlar, gözlemlenebilir evrende yaklaşık iki trilyon galaksi olduğunu tahmin ediyor. Her bir galaksinin milyarlarca yıldız barındırdığı düşünüldüğünde, evrenin ölçeği insan aklının sınırlarını zorluyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Gökyüzü aslında geçmiş</strong></h2>

<p>Astronomlar, teleskoplarla gözlemlenen ışığın milyarlarca yıl önce yola çıktığını vurguluyor. Bu da gökyüzüne bakmanın aslında evrenin geçmişine bakmak anlamına geldiğini ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bilim dünyası ne diyor?</strong></h2>

<p>Uzmanlara göre bu veriler, evrenin henüz çok küçük bir kısmını anlayabildiğimizi gösteriyor. Yeni nesil teleskoplar ve uzay görevleri sayesinde önümüzdeki yıllarda çok daha fazla keşif yapılması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/insanlik-evrende-nerede</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/04/insanlik-evrende-nerede-1280x960.jpg" type="image/jpeg" length="97354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[300 Yıllık Adalet Paradoksu: Kadılar Neden Şikâyet Ediliyordu?]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/300-yillik-adalet-paradoksu-kadilar-neden-sikayet-ediliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/300-yillik-adalet-paradoksu-kadilar-neden-sikayet-ediliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihçi Bekir Akşit’in yeni araştırması, 1700-1730 yılları arasında Manastır’daki hukuk sistemini mercek altına alıyor. Araştırma, yerel adaletin tıkandığı noktada halkın Divan-ı Hümayun’a uzanan dirençli arayışını ve kadıların "idareci" kimliğini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Osmanlı’nın Balkanlardaki kalbi Manastır’da 18. yüzyılın başında yaşanan hukuk serüveni, ezber bozan bir akademik çalışmayla gün yüzüne çıktı. Yeni bir doktora tezi, kadıların sadece birer hakim değil, aynı zamanda sistemin sorgulanan dişlileri olduğunu kanıtlıyor.</strong></p>

<p style="text-align:justify">Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyıl başındaki toplumsal dokusunu ve adalet mekanizmasını anlamak için Balkanlar’ın kilit şehri Manastır’a bakmak, tarihin tozlu sayfalarında şaşırtıcı bir keşfe çıkmak anlamına geliyor. Tarihçi Bekir Akşit tarafından hazırlanan kapsamlı araştırma, 1700-1730 yılları arasındaki Manastır şer’iye sicilleri ve şikâyet defterlerini analiz ederek, dönemin "adalet" anlayışına dair yerleşik algıları temelinden sarsıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Hakim mi, Bürokrat mı? Kadının Değişen Portresi</strong></h2>

<p id="p-rc_c198d7114d3bc8a8-20" style="text-align:justify">Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Osmanlı hukukunun sarsılmaz figürü olan "kadı" imajının dönüşümü üzerine. Siciller üzerinde yapılan içerik analizleri, kadının bir hukukçudan ziyade bir "idare adamı" olarak ön plana çıktığını gösteriyor. Mahkeme kayıtlarının büyük bir kısmının dava kararlarından değil; vergi tahsili, belediye işleri ve noterlik benzeri idari belgelerin üretiminden oluşması, kadıların yerel yönetimdeki ağırlıklı rolünü bilimsel olarak kanıtlıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Adaletin Koruyucusu mu, Engelleyicisi mi?</strong></h2>

<p id="p-rc_c198d7114d3bc8a8-21" style="text-align:justify">Tez, Osmanlı siyasi düşüncesinin merkezindeki "daire-i adliye" kavramının yerelde nasıl test edildiğini somut örneklerle sunuyor. İncelenen dönemde halkın sadece eşkıyalardan veya mültezimlerden değil, bizzat adaleti dağıtmakla görevli kadılardan da şikâyetçi olduğu görülüyor. Divan-ı Hümayun’un, yerel kadıların adaleti engellediğine dair gelen yoğun başvurular üzerine sık sık müdahale etmek zorunda kalması, yerel otoritenin merkezi denetimle nasıl dengelendiğini ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Manastır Halkının "Yüce Kapı" Mesaisi</strong></h2>

<p id="p-rc_c198d7114d3bc8a8-22" style="text-align:justify">1700-1730 yılları arasında Manastır kazasından İstanbul’a ulaşan şikâyetlerin yoğunluğu, halkın hukuk okuryazarlığı ve hak arama konusundaki tecrübesini gözler önüne seriyor. Araştırma; vergi adaletsizliklerinden vakıf yolsuzluklarına, mahalle baskılarından gayrimüslim tebaanın inanç özgürlüğüne kadar geniş bir yelpazede halkın "Yüce Kapı"yı (Divan-ı Hümayun) nasıl aşındırdığını belgeliyor. Özellikle Müslüman ve gayrimüslim halkın bazen ortak hareket ederek yolsuzluk yapan görevlilere karşı durması, dönemin toplumsal dayanışma dinamiklerine yeni bir ufuk açıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Kaosun İçindeki Güvenlik Sınıfı: Martoloslar</strong></h2>

<p id="p-rc_c198d7114d3bc8a8-23" style="text-align:justify">Çalışma, Balkanlar'ın özgün güvenlik sınıfı olan martolosların nasıl birer "suç odağına" dönüştüğünü de detaylandırıyor. Başlangıçta asayişi sağlamakla görevli olan bu grubun, zamanla eşkıya ile iş birliği yaparak halktan zorla para topladığı ve bu durumun 1721’de teşkilatın lağvedilmesine kadar uzanan bir süreci tetiklediği verilerle açıklanıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu titiz çalışma, Osmanlı tarihçiliğinde yerel verilerin merkezi otoritelerle karşılaştırılmasının, imparatorluğun gerçek işleyişini anlamak adına ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>KAYNAK:</strong> Akşit, Bekir. "1700-1730 Yılları Arasında Manastır: Kent, Toplum ve Adalet Arayışı", Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2025. Tez No; 922024</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/300-yillik-adalet-paradoksu-kadilar-neden-sikayet-ediliyordu</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/03/300-yillik-adalet-paradoksu-kadilar-neden-sikayet-ediliyordu-1280x710.jpg" type="image/jpeg" length="32312"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kentlerin Gizli Hastalığı "Kentsel Durgunluk"]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/kentlerin-gizli-hastaligi-kentsel-durgunluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/kentlerin-gizli-hastaligi-kentsel-durgunluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern kentlerin kalbinde sessizce yayılan "kentsel durgunluk" olgusu, Ankara-Kurtuluş örneği üzerinden incelendi. Batılı "çöküntü" kuramlarını sarsan bu yeni araştırma, Türkiye’ye özgü kentsel dönüşüm dinamiklerini ve sosyal doku değişimlerini gün yüzüne çıkarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_162e22fbb256f967-19" style="text-align:justify">Teknoloji ve ekonomi dünyayı hızla değiştirirken, modern kentler de bu değişimden payını alıyor; ancak her değişim "gelişim" anlamına gelmiyor. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamlanan yeni bir doktora çalışması, Türkiye’nin başkentindeki köklü semtlerden biri olan Kurtuluş üzerinden, kent biliminde "çöküntü bölgesi" olarak bilinen kavramın Türkiye’deki benzersiz doğasını deşifre etti. Araştırma, Türkiye’deki kentsel gerilemenin Batı’daki "slum" (gecekondu/varoş) veya "getto" örneklerinden tamamen farklı bir genetik koda sahip olduğunu kanıtlıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Batı Kuramları Türkiye’nin Gerçeğini Açıklamaya Yetmiyor</strong></h2>

<p id="p-rc_162e22fbb256f967-20" style="text-align:justify">Bilimsel literatürde kentsel çöküntü genellikle suç oranlarının yüksekliği, aşırı yoksulluk ve etnik ayrışma ile tanımlanırken; Ankara-Kurtuluş örneği bu tanımı adeta tersyüz ediyor. Araştırma sonuçlarına göre Kurtuluş, Batılı anlamda bir "suç yuvası" veya "etnik getto" değil; aksine yerleşik nüfusun korunduğu ancak sermaye akışının durduğu bir <strong>"Kentsel Durgunluk Bölgesi"</strong> olarak karşımıza çıkıyor. Tez, bu bölgelerin ıslahı için sunulan tek seçeneğin "yıkıp-yenisini yapmak" olmadığını savunarak kentsel planlama dünyasında yeni bir ufuk açıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>"Sürekli Hareket" ve Aidiyetin Kayboluşu</strong></h2>

<p id="p-rc_162e22fbb256f967-21" style="text-align:justify">Şikago Okulu'nun kentsel ekolojik kuramlarını Ankara sokaklarına taşıyan araştırma, Kurtuluş’taki en büyük sorunun <strong>yüksek kiracılık oranları</strong> ve buna bağlı gelişen <strong>"anonimlik"</strong> olduğunu ortaya koyuyor. Semtteki kullanıcı değişim hızının yüksek olması, komşuluk ilişkilerini zayıflatırken aidiyet duygusunu da eritiyor. Özellikle gençlerin ve öğrencilerin geçici süreliğine bölgeyi tercih etmesi, semtin "geleneksel aile konutu" kimliğini yitirmesine yol açıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Avrupa mı, ABD mi?</strong></h2>

<p id="p-rc_162e22fbb256f967-22" style="text-align:justify">Haber konusu olan bilimsel çalışma, Türkiye’deki kentsel dönüşüm süreçlerini küresel modellerle kıyasladığında şaşırtıcı bir benzerliğe dikkat çekiyor: Türkiye, kentsel politikalar açısından sosyal devlet odaklı <strong>Avrupa modelinden uzaklaşarak</strong>, piyasa ve sermaye odaklı <strong>ABD modeline yaklaşıyor</strong>. Ancak bir farkla; ABD’deki ırksal ayrışmanın yerini Türkiye’de sınıfsal ve kültürel bir ayrışma alıyor. Kurtuluş örneğinde görülen bu durgunluk, sermayenin kentin çeperindeki lüks sitelere ve yeni merkezlere (Eskişehir Yolu aksı gibi) kaymasıyla eski merkezlerin "kendi kaderine terk edilmesi" sürecini temsil ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Gerçek mi Yoksa Bir İllüzyon mu?</strong></h2>

<p id="p-rc_162e22fbb256f967-23" style="text-align:justify">Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de güvenlik üzerine. Latin Amerika’daki çöküntü bölgeleri yasa dışı suç örgütlerinin çatışma alanıyken, Kurtuluş’ta durum oldukça farklı. Semt sakinleri arasında güvenlik algısı düşük olsa da, bu durumun büyük ölçekli suçlardan ziyade, sosyal dokudaki hızlı değişim ve tanınmaz hale gelen komşuluk ilişkilerinden kaynaklandığı bilimsel verilerle destekleniyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>"Yık-Yap" Yerine Yerinde İyileştirme</strong></h2>

<p id="p-rc_162e22fbb256f967-24" style="text-align:justify">Tez, kentsel dönüşümün sadece fiziksel bir yenileme değil, bir "sosyal adalet" meselesi olduğunu vurguluyor. Kurtuluş gibi semtlerin geleceği için Batılı kalıpların kopyalanması yerine, bölgenin kendine özgü sosyal dinamiklerini (yüksek yerlilik oranı, merkezi konum, ulaşılabilirlik) koruyan ve "durgunluğu" harekete geçirecek yerel politikaların geliştirilmesi öneriliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>KAYNAK:</strong> ERGÖNÜL, Eser (2025). <em>Türkiye'de Kentsel Çöküntü Bölgelerinin Oluşumu: Ankara-Kurtuluş Örneği</em>, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara. Tez No; 917597</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/kentlerin-gizli-hastaligi-kentsel-durgunluk</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/03/kentlerin-gizli-hastaligi-kentsel-durgunluk-1280x698.jpg" type="image/jpeg" length="79850"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençleri Güçlendiren Bağ: İnanç mı, Benlik mi?]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/gencleri-guclendiren-bag-inanc-mi-benlik-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/gencleri-guclendiren-bag-inanc-mi-benlik-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova’da yapılan dikkat çekici araştırma, ergenlerde benlik algısı, psikolojik sağlamlık ve dindarlık arasındaki ilişkiyi ortaya koydu. Bulgular, gençlerin ruhsal dayanıklılığında önemli ipuçları sunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de gençlerin ruh sağlığına ışık tutan önemli bir araştırma, ergenlik döneminde benlik algısı, psikolojik sağlamlık ve dindarlık arasındaki bağı gözler önüne serdi. Yalova’da lise öğrencileri üzerinde yürütülen çalışma, gençlerin kendilerini nasıl algıladıklarıyla hayata karşı dirençleri arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmaya farklı lise türlerinden toplam 454 öğrenci katıldı. Elde edilen veriler, gençlerin iç dünyasını şekillendiren unsurların sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel boyutlar taşıdığını gösterdi.</p>

<h2><strong>Benlik Algısı Güçlendikçe Dayanıklılık Artıyor</strong></h2>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, benlik algısı ile psikolojik sağlamlık arasında orta düzeyde ve pozitif bir ilişki bulunması oldu. Bu sonuç, kendini daha olumlu algılayan gençlerin stresle başa çıkma becerilerinin de daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bu durum, eğitim ve aile ortamında gençlerin özgüvenini destekleyen yaklaşımların ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor.</p>

<h2><strong>İnanç, Psikolojik Güçte Destekleyici Rol Oynuyor</strong></h2>

<p>Araştırmada dindarlık ile psikolojik sağlamlık arasında da anlamlı bir bağ tespit edildi. İnanç düzeyi yükseldikçe gençlerin zorluklar karşısında daha dirençli olduğu görüldü. Bu ilişki, manevi değerlerin gençlerin içsel motivasyonunu beslediğine işaret ediyor.</p>

<p>Öte yandan dindarlık ile benlik algısı arasındaki ilişkinin daha düşük düzeyde olduğu belirlendi. Bu da inancın dolaylı bir etkiyle psikolojik dayanıklılığı desteklediğini düşündürüyor.</p>

<h2><strong>Yaş ve Aile Faktörü Belirleyici</strong></h2>

<p>Araştırma sonuçları yalnızca bireysel özelliklerle sınırlı kalmadı. 13-16 yaş grubundaki gençlerin, 17-18 yaş grubuna kıyasla daha yüksek psikolojik sağlamlık gösterdiği belirlendi. Bu durum, ergenliğin ilerleyen dönemlerinde artan baskı ve kaygıların etkisini gündeme getirdi.</p>

<p>Ayrıca anne eğitim düzeyi ve aile yapısının da gençlerin psikolojik dayanıklılığı üzerinde belirleyici olduğu tespit edildi. Bu bulgu, aile ortamının gençlerin ruh sağlığındaki kritik rolünü bir kez daha ortaya koydu.</p>

<h2><strong>Erkeklerde Dindarlık Düzeyi Daha Yüksek</strong></h2>

<p>Çalışmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise erkek öğrencilerin dindarlık düzeylerinin kız öğrencilere kıyasla daha yüksek çıkması oldu. Özellikle ibadet ve dini bilgi alanlarında erkeklerin daha yüksek puan aldığı belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşın psikolojik sağlamlık açısından cinsiyete bağlı anlamlı bir fark bulunmaması, ruhsal dayanıklılığın daha çok bireysel ve çevresel faktörlerle şekillendiğini gösterdi.</p>

<h2><strong>Eğitim Politikalarına Işık Tutuyor</strong></h2>

<p>Bu araştırma, gençlerin ruh sağlığını güçlendirmek için yalnızca akademik başarıya odaklanmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Benlik algısını destekleyen eğitim modelleri ve manevi değerleri dengeli şekilde ele alan yaklaşımlar, gençlerin daha sağlıklı bireyler olarak yetişmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Kaynak: Ergenlerde Benlik Algısının Psikolojik Sağlamlık ve Dindarlık ile İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Yalova Üniversitesi, 2024 Tez No: 901846</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/gencleri-guclendiren-bag-inanc-mi-benlik-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/03/gencleri-guclendiren-bag-1280x960.jpg" type="image/jpeg" length="41083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Borla Gelen Güneş Devrimi]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/borla-gelen-gunes-devrimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/borla-gelen-gunes-devrimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bor katkılı yeni nesil güneş hücreleri hem verimliliği artırıyor hem de kamu binalarında enerji maliyetlerini düşürerek sürdürülebilir geleceğe kapı aralıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde elektrik enerjisine olan ihtiyaç katlanarak artıyor. Ancak fosil yakıtların sınırlı olması ve çevreye verdiği zararlar, dünyayı alternatif enerji kaynaklarına yönlendiriyor. Bu noktada yapılan yeni bir akademik çalışma, güneş enerjisinde dikkat çekici bir gelişmeyi ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Güneş hücrelerinde “bor” etkisi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Yapılan araştırmada, yarı iletken bir malzeme olan indiyum fosfat (InP) üzerine bor katkısı eklenerek geliştirilen ince film yapılar incelendi. Elde edilen sonuçlar, belirli oranlarda bor katkısının güneş hücrelerinin elektriksel ve optik performansını iyileştirdiğini gösteriyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu gelişme, güneş panellerinin daha yüksek verimle çalışabileceği anlamına geliyor. Daha verimli paneller ise aynı alandan daha fazla enerji üretimi demek.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Kamu binaları için büyük fırsat</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Çalışmanın ikinci aşamasında ise bir gençlik merkezinin enerji ihtiyacı üzerinden yapılan analiz dikkat çekti. Simülasyon sonuçlarına göre, kamuya hizmet veren binaların özellikle mesai saatlerinde yoğun enerji tükettiği ve bu saatlerin güneş ışınımının en yüksek olduğu zaman dilimiyle örtüştüğü belirlendi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu durum, kamu binalarının güneş enerjisinden maksimum düzeyde faydalanabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Daha kısa amortisman süresi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Araştırma sonuçlarına göre bor katkılı güneş hücreleri kullanıldığında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Enerji üretim verimliliği artıyor</p>

<p style="text-align:justify">Sistem maliyetlerinin geri dönüş süresi kısalıyor</p>

<p style="text-align:justify">Uzun vadede ekonomik kazanç sağlanıyor</p>

<p style="text-align:justify">Bu da hem kamu kurumları hem de yatırımcılar için önemli bir avantaj oluşturuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Türkiye için stratejik bir adım</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek olan Türkiye için bu tür teknolojik gelişmeler büyük önem taşıyor. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve sürdürülebilir bir gelecek oluşturmak adına bor katkılı güneş teknolojileri stratejik bir rol üstlenebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca bor rezervleri açısından zengin olan Türkiye’nin bu alanda yapacağı Ar-Ge çalışmaları, ekonomik anlamda da yeni fırsatlar yaratabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Kaynak: Yalova Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, “Bor Katkısının InP Nanokristalin Elektriksel ve Yapısal Özelliklerine Etkisinin Güneş Panelinde İncelenmesi”, 2024 ,Tez No: 857080</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yasemin Dülgeroglu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/borla-gelen-gunes-devrimi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/dogugazetesi-com/uploads/2025/12/gunesten-elektrik-bilimden-destek.jpg" type="image/jpeg" length="62738"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapay Zekâ Piyasaların Geleceğini Okuyabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/yapay-zeka-piyasalarin-gelecegini-okuyabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/yapay-zeka-piyasalarin-gelecegini-okuyabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye ekonomisinin nabzı artık sadece rakamlarla değil, yapay zekâ ve metin analiziyle tutuluyor. 36 binden fazla haber ve 15 bin raporun analiziyle geliştirilen "Türk Ekonomik Algı Endeksi" (TESI), piyasaların geleceğine dair çarpıcı ipuçları veriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_f52fa8e17c4d5731-19" style="text-align:justify">Ekonomi dünyasında geleneksel anketler ve soğuk istatistiklerin devri kapanıyor mu? Bilim dünyasında heyecan uyandıran yeni bir araştırma, Türkiye ekonomisinin geleceğini okumak için alışılmadık bir yol sunuyor: "Kolektif Algı." Yapay zekâ ve ileri veri analitiği teknikleri kullanılarak hazırlanan yeni bir akademik çalışma, binlerce haber metni ve yatırımcı raporunun satır aralarındaki "duyguyu" matematiksel bir endekse dönüştürmeyi başardı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Geleneksel Yöntemlerin Sınırı: Algı Gerçeğin Önünde mi?</strong></h2>

<p id="p-rc_f52fa8e17c4d5731-20" style="text-align:justify">Ekonomik aktörlerin beklentileri ve algıları, makroekonomik dinamiklerin şekillenmesinde hayati bir rol oynuyor. Ancak bugüne kadar kullanılan anket temelli yöntemler; yüksek maliyet, gecikmeli yanıtlar ve örnekleme hataları gibi kısıtlarla karşı karşıyaydı. Didem Güneş tarafından hazırlanan doktora tezi, bu soruna teknolojik bir çözüm getiriyor. 36.000’den fazla haber makalesi ve 15.000 yatırımcı raporunun analiz edilmesiyle oluşturulan <strong>Türk Ekonomik Algı Endeksi (TESI)</strong>, Türkiye ekonomisine özgü "metinsel veri tabanlı" ilk kapsamlı ölçümü sunuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Kelimelerin Gücü: 51.000 Metinden Doğan Yeni Endeks</strong></h2>

<p id="p-rc_f52fa8e17c4d5731-21" style="text-align:justify">Araştırma kapsamında, Google’ın Doğal Dil İşleme (NLP) API’si ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak devasa bir veri seti tarandı. Bu teknoloji, metinlerdeki ton kaymalarını, ekonomik görünümdeki değişimleri ve politik söylemleri dinamik olarak algılayabiliyor. Çalışma, kelime ve cümle düzeyinde yapılan analizlerin birleştirilmesiyle, piyasaların psikolojik durumunu yansıtan çok daha istikrarlı ve güvenilir bir gösterge oluşturulabileceğini kanıtladı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bilimsel Bulgular: Algı Şokları Piyasayı Nasıl Sarsıyor?</strong></h2>

<p id="p-rc_f52fa8e17c4d5731-22" style="text-align:justify">TESI üzerinden yapılan analizler, ekonomik algıdaki değişimlerin sadece birer "his" olmadığını, somut ekonomik sonuçlar doğurduğunu ortaya koydu. İşte araştırmanın çarpıcı bulguları:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li style="text-align: justify;"><strong>Enflasyon ve Faiz Üzerindeki Etki:</strong> Algıdaki olumlu değişimler, enflasyon ve faiz oranı dinamiklerini pozitif yönde etkiliyor.</li>
 <li style="text-align: justify;"><strong>Yabancı Yatırımcının "Pusulası":</strong> Yatırımcı algısı, Türkiye'ye yönelik yabancı portföy hareketlerini anlamlı biçimde yönlendiriyor. Olumlu bir algı, uluslararası sermayenin ülkeye girişini tetikliyor.</li>
 <li>
 <p style="text-align:justify"><strong>Öncü Gösterge Özelliği:</strong> TESI'nin, TUIK Tüketici Güven Endeksi gibi geleneksel göstergelerden yaklaşık bir ay önce değişim sinyalleri verdiği saptandı. Bu da endeksin, gelecekteki piyasa hareketlerini öngörmede "erken uyarı sistemi" olarak kullanılabileceğini gösteriyor.</p>
 </li>
</ul>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Ekonomide Yeni Bir Ufuk: Duygu Analitiği</strong></h2>

<p id="p-rc_f52fa8e17c4d5731-26" style="text-align:justify">Bu bilimsel çalışma, gelişmekte olan bir piyasa ekonomisi için metodolojik olarak ileri bir adım teşkil ediyor. Algı endekslerinin sadece akademik bir merak konusu değil, aynı zamanda politika yapıcılar ve yatırımcılar için gerçek zamanlı bir karar destek mekanizması olabileceğini kanıtlıyor. Artık ekonominin geleceği, sadece grafiklerde değil, kullanılan kelimelerin gücünde ve yapay zekânın bu kelimeleri anlamlandırma yeteneğinde saklı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Güneş, D. (2025). <em>Essays on Economic Sentiment: Case of Türkiye</em> (Doktora Tezi). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, Ankara. Tez No; 943086</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/yapay-zeka-piyasalarin-gelecegini-okuyabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/dogugazetesi-com/uploads/2024/10/yapay-zeka-1280x869.jpg" type="image/jpeg" length="14518"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk Dilinde "Sessiz Devrim": İlk Cümlelerin Gizli Kodu Çözüldü!]]></title>
      <link>https://www.dogugazetesi.com/cocuk-dilinde-sessiz-devrim-ilk-cumlelerin-gizli-kodu-cozuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dogugazetesi.com/cocuk-dilinde-sessiz-devrim-ilk-cumlelerin-gizli-kodu-cozuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların ilk kelimelerinden karmaşık cümlelere uzanan büyüleyici yolculuğunda gizli bir engel: Gelişimsel Dil Bozukluğu. Hacettepe Üniversitesi'nde tamamlanan bir bilimsel araştırma, 2-4 yaş arası çocukların dil evrenindeki "morfosentaktik" şifreleri çözerek erken teşhis ve tedavide yepyeni bir ufuk açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_a3fec270c747f564-19" style="text-align:justify">Dil, sadece kelimelerin bir araya gelmesi değil, toplumun şekillendirdiği yaşayan bir semboller sistemidir. Ancak her çocuk bu sisteme aynı hızla dahil olamaz. Yaklaşık her 100 çocuktan 7’sini etkileyen Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB), çocukların dünyayı anlama ve kendilerini ifade etme yeteneklerini sessizce kısıtlayan bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde Demet Çelik tarafından gerçekleştirilen çığır açıcı doktora tezi, bu bariyeri aşmak için çocuk dilinin en karmaşık yapısı olan "morfosentaks"a (biçim-dizim) odaklanıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Dilin Görünmez Mimarisi</strong></h2>

<p id="p-rc_a3fec270c747f564-20" style="text-align:justify">Çocuklar dili öğrenirken sadece kelimeleri değil, o kelimelere gelen ekleri (morfoloji) ve kelimelerin cümle içindeki dizilişini (sentaks) de kavrarlar. Araştırma, 2-4 yaş arasındaki riskli grupta yer alan çocukların, tipik gelişim gösteren akranlarına göre bu mimariyi kurmakta ciddi zorluklar yaşadığını bilimsel verilerle kanıtlıyor. Tipik gelişim gösteren çocuklar 5 yaşına geldiklerinde dili ustalıkla kullanabilirken, GDB riski taşıyan çocuklarda "anne su" gibi basit yapıların ötesine geçmekte gecikmeler yaşanıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Dilin "MR"ını Çeken Yeni Teknoloji</strong></h2>

<p id="p-rc_a3fec270c747f564-21" style="text-align:justify">Bu çalışmanın bilim dünyasındaki en çarpıcı yönlerinden biri, Türkiye'de henüz yaygınlaşmamış olan TR-LARSP (Türkçe Dil Değerlendirme Sağaltım ve Tarama Envanteri) sisteminin kullanılmasıdır. Geleneksel testlerin aksine bu yöntem, çocuğun konuşma örneklerini adeta bir laboratuvar titizliğiyle inceleyerek, dil gelişiminin hangi evresinde takıldığını (Evre I'den Evre IV'e kadar) net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırma bulgularına göre, standart testler (TEDİL) genel bir tablo çizerken, TR-LARSP çocuğun bireysel dil haritasını çıkartarak kişiye özel terapi planı oluşturulmasına imkan tanıyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>"Bütünsel Değerlendirme" Şart!</strong></h2>

<p id="p-rc_a3fec270c747f564-22" style="text-align:justify">Doktora çalışmasının en dikkat çekici sonuçlarından biri, tek bir testin çocuktaki dil bozukluğunu tam olarak saptayamayacağı gerçeğidir. Araştırmacı Demet Çelik, dil gelişiminin değerlendirilmesinde çocuğun bireysel özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini ve formal (TEDİL gibi) ile informal (TR-LARSP, OSU gibi) yöntemlerin mutlaka bir arada kullanılması gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, sadece bir tanı koymakla kalmıyor, aynı zamanda terapistlere çocuğun "sessiz dünyasından" nasıl çıkarılacağına dair somut bir yol haritası sunuyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Çelik, D. (2025). <em>Gelişimsel Dil Bozukluğu Riski Taşıyan 2-4 Yaş Arası Çocukların Morfosentaktik Yapılarının İncelenmesi</em>. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Dil ve Konuşma Terapisi Programı Doktora Tezi, Ankara. Tez No; 938081</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Merve Kiraz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM VE TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.dogugazetesi.com/cocuk-dilinde-sessiz-devrim-ilk-cumlelerin-gizli-kodu-cozuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogugazetesicom.teimg.com/dogugazetesi-com/uploads/2026/03/cocuk-dilinde-sessiz-devrim-ilk-cumlelerin-gizli-kodu-cozuldu-1280x698.jpg" type="image/jpeg" length="68568"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
