BİLİM VE TEKNOLOJİ

Evinizdeki Ve Sofranızdaki Sessiz İstila

İzmir genelinde evlerden okullara, restoranlardan sofralarımıza kadar uzanan "görünmez tehlike" mercek altında. Kalıcı Organik Kirleticiler (POP'lar) sağlığımızı nasıl tehdit ediyor? İşte küresel literatüre giren en kapsamlı araştırmanın çarpıcı sonuçları.

Abone Ol

Çevremizde, soluduğumuz havada ve hatta akşam yemeğimizde saklanan, doğada bozunmaya dirençli "hayalet" kirleticilerle kuşatılmış durumdayız. Bilim dünyasında "Kalıcı Organik Kirleticiler" (POP'lar) olarak bilinen bu maddeler, sadece çevreyi kirletmekle kalmıyor; soluma, yutma ve deri teması yoluyla doğrudan hücrelerimize sızıyor. İzmir'de gerçekleştirilen ve küresel literatürdeki en geniş veri setlerinden birini sunan yeni bir araştırma, bu görünmez tehlikenin boyutlarını ve özellikle çocuklar üzerindeki risklerini gözler önüne seriyor.

Okullar Evlerden Daha mı Riskli? Toz Parçacıklarındaki Gizli Zehir

Araştırmanın en şaşırtıcı bulgularından biri, okullardaki iç mekan hava ve toz örneklerinde saptanan alev geciktirici (PBDE) seviyelerinin evlerden daha yüksek olmasıdır. Özellikle elektronik cihazların ve sentetik malzemelerin yoğun kullanımıyla ilişkilendirilen bu kirleticiler, çökelmiş tozlara tutunarak uzun süre ortamda kalabiliyor. Bu durum, gününün büyük bölümünü okul sıralarında geçiren çocuklar için ciddi bir maruziyet riskini beraberinde getiriyor.

Pişirme Yöntemi Riski Artırıyor mu?

POP'lar sadece sanayi bölgeleriyle sınırlı değil; organik maddeye olan yüksek ilgileri nedeniyle gıda zincirine sızarak et, balık ve tarım ürünlerinde birikiyorlar. Araştırmada dikkat çeken bir diğer bilimsel veri ise gıdaların işlenme süreciyle ilgili. Deniz ürünleri üzerinde yapılan incelemeler, pişirme işleminin bazı kirleticilerin konsantrasyonunu artırabileceğini ve dolayısıyla maruziyet seviyesini yükseltebileceğini gösteriyor. Bu da "ne yediğimiz" kadar "nasıl hazırladığımızın" da sağlık riskleri açısından kritik olduğunu kanıtlıyor.

Aliağa'dan Esen Rüzgarlar

İzmir ölçeğinde yapılan mekansal analizler, kentsel ve sanayi bölgelerine yakınlığın kirletici yoğunluğunu doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Özellikle demir-çelik sanayinin yoğun olduğu Aliağa bölgesine yaklaşıldığında, iç mekanlarda saptanan kirletici konsantrasyonlarında belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Sanayi bölgelerinden rüzgarlar yoluyla taşınan bu maddeler, yerleşim alanlarındaki toz ve hava kalitesini ikincil bir kirlilik kaynağı olarak tehdit etmeye devam ediyor.

Çocuklar ve Hassas Gruplar İçin "Kabul Edilebilir" Sınır Aşılıyor mu?

Bilimsel modellemeler (Monte Carlo simülasyonu), özellikle toz yutma ve soluma yoluyla oluşan kanser riskini "kabul edilebilir risk" sınırları içinde gösterse de, araştırmacılar önemli bir uyarıda bulunuyor: Toplam doz! Solunan hava, yutulan toz ve tüketilen gıdaların birleşimiyle oluşan "toplam yük", özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için risk teşkil edebiliyor. İzmir popülasyonu üzerinde yapılan modellemeye göre, halkın yaklaşık %25'inin gıda yoluyla maruz kaldığı bazı kirleticiler (PAH'lar) nedeniyle önemli bir sağlık riski altında olduğu tahmin ediliyor.

Görünmezle Mücadele

Bu kapsamlı çalışma, sadece kirlilik seviyelerini belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki korunma stratejileri için de bilimsel bir altlık oluşturuyor. Ev ve okul ortamlarında havalandırmanın artırılması, toz birikiminin engellenmesi ve yüksek ısıda pişirme yöntemlerinden kaçınılması gibi basit görünen önlemlerin, bu kalıcı kirleticilerle mücadelede hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.

Kaynak: Genişoğlu, M. (2024). Estimation of Exposure to Persistent Organic Pollutants and Associated Health Risks (Doktora Tezi). İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü, İzmir. Tez No; 630891