Bilim dünyası yıllardır depremi sadece yer kabuğunun bir hareketi olarak inceledi. Ancak yeni nesil afet sosyolojisi çalışmaları, asıl yıkımın "yerin altında" değil, "toplumun dokusunda" başladığını kanıtlıyor. Van kent merkezi üzerine yürütülen kapsamlı bir bilimsel araştırma, "zarar görebilirlik" (vulnerability) kavramını sismik riskin merkezine yerleştirerek ezber bozuyor. Araştırmaya göre, bir kenti deprem karşısında diz çöktüren şey sadece binaların kalitesi değil; yoksulluk, eğitimsizlik ve denetimsiz yapılaşmanın oluşturduğu "sosyo-mekânsal" kördüğüm.
%93,3: Ruhsatsız Bir Kentin Anatomisi
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, kentin yapı stokuna dair acı bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor: İncelenen bölgedeki konut stokunun tam %93,3'ü ruhsatsız, yani teknik tabiriyle "kaçak" yapılaşmadan oluşuyor. Bilimsel veriler, bu yapıların büyük kısmının mühendislik hizmetinden yoksun, kalitesiz malzeme ve kötü işçilikle inşa edildiğini gösteriyor. Üstelik bu risk homojen bir dağılım göstermiyor; kentin merkezinden çeper mahallelerine doğru gidildikçe ruhsatsız yapılaşma ve poliçesiz konut oranı dramatik bir şekilde artıyor. Bu durum, olası bir sarsıntıda yıkımın "merkezden çevreye doğru" çok daha şiddetli olacağını bilimsel olarak kanıtlıyor.
Afet Gelmeden "Afeti Yaşayan" Gruplar
Bilimsel çalışma, "sosyal zarar görebilirlik" başlığı altında, depremin sadece binaları değil, en çok kimleri vuracağını da haritalandırıyor. Araştırmaya göre; okuryazar olmayan nüfusun yoğunluğu, afet bilincinin düşüklüğü ile doğrudan ilintili. Hane halkı büyüklüğünün 5 ve üzerinde seyretmesi, işsiz ve niteliksiz kadın nüfusu ile güvencesiz yaşlı nüfus, kentin en kırılgan "insani fay hatlarını" oluşturuyor. Ekonomik veriler ise durumun vahametini daha da derinleştiriyor: Kent nüfusunun %26’sı vakıf yardımlarıyla ayakta dururken, yaklaşık 8.273 hane "çok zayıf" ekonomik düzeyleri nedeniyle daha deprem olmadan aslında afet koşullarında yaşıyor.
Çeperdeki Tehlike: Mahallelerin Kırılganlık Haritası
Araştırma kapsamında hazırlanan tematik haritalar, Van'ın kuzey ve çevre mahallelerinin (Seyrantepe, Beyüzümü, Süphan gibi) hem ekonomik hem de sosyal açıdan en yüksek riskli bölgeler olduğunu bilimsel olarak tescilliyor. Bu mahalleler; kaçak yapılaşmanın en yoğun, okuryazarlık oranının en düşük ve yardıma muhtaç nüfusun en fazla olduğu yerler olarak öne çıkıyor. Bilimsel analizler, bu bölgelerin "sosyo-mekânsal" açıdan tam bir kapana kısıldığını ve acil müdahale planlarının bu "kırılganlık odaklarına" göre yeniden tasarlanması gerektiğini vurguluyor.
Betonun Ötesinde Bir Direnç Mümkün mü?
Bu bilimsel araştırma, modern afet yönetiminin artık sadece beton mukavemetine odaklanamayacağını gösteriyor. Gerçek bir zarar azaltma stratejisi; yoksullukla mücadele, eğitim seviyesinin yükseltilmesi ve mülkiyet sorunlarının çözülmesini içermek zorundadır. Aksi takdirde, yerin altındaki fay hatları durulsa bile, toplumun içindeki bu "görünmez kırıklar" gelecekteki her sarsıntıyı bir felakete dönüştürmeye devam edecektir.
Kaynak: Kent ve Afet: Depremler Açısından Van Kent Merkezinin Zarar Görebilirliği (Doktora Tezi), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019. Tez No; 590788




