Kafkasya'nın gizemli geçmişine ışık tutan yeni bir bilimsel araştırma, M.Ö. IV. yüzyıldan M.S. VIII. yüzyıla kadar hüküm süren Kafkas Albanyası'nın, kadim Türk devlet gelenekleriyle olan derin ve sarsılmaz bağlarını arkeolojik kanıtlarla ortaya koydu.

Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı’nda hazırlanan kapsamlı bir akademik çalışma, Doğu Kafkasya coğrafyasında MÖ IV. yüzyıldan MS VIII. yüzyıla kadar yaklaşık 1200 yıl boyunca hüküm süren Kafkas Albanyası Devleti’nin siyasi sistemini, toplumsal yapısını ve kent kültürünü gün ışığına çıkardı. Agil Allahverdiyev tarafından kaleme alınan ve Prof. Dr. Abdurrahman Uzunaslan danışmanlığında yürütülen "Antik Dönem'de Kafkas Albanyası: Kent, Toplum ve Siyasal Yapı" başlıklı yüksek lisans tezi, bölgenin kadim tarihine dair önemli tespitler sunuyor.

Kafkas Albanyası’nın Coğrafi Sınırları ve Etnik Yapısı

Araştırma, Kafkas Albanyası’nın sınırlarının Büyük Kafkas Dağları’nın güney eteklerinden başlayarak Aras ve Kura nehirlerinin birleştiği bölgeye kadar uzandığını, Mugan ve Mil bozkırlarını da içine aldığını ortaya koyuyor. Ülkenin batıda İberya, doğuda ise Hazar Denizi ile çevrili olduğu; Uti, Karabağ ve Paytakaran eyaletlerinin bu sınırlar içinde yer aldığı belirtiliyor.

Tarihi kaynaklar ve arkeolojik bulgular ışığında, Alban halkının etnik yapısının çok katmanlı bir karakter taşıdığı vurgulanıyor. Ülkede Albanlar, Utiler, Lpinler, Kaspiler, Çilbler, Gargarlar, Legler, Girdmanlılar ve Tsavdeyler gibi yerli toplulukların yanı sıra; Maskutlar, Sakalar ve Geller gibi farklı etnik grupların da bir arada yaşadığı ifade ediliyor. Çalışmada, bu toplulukların bir kısmının Türkî unsurlarla ilişkili olduğu, dolayısıyla Kafkas Albanyası’nın tek bir etnik yapı üzerinden değil, dinamik ve çok unsurlu bir tarihsel zemin üzerinde değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.

Siyasi Sistem ve Askeri Yapı

Tez çalışmasında, Alban devletinin hem merkezi hem de yerel unsurları barındıran konfederatif bir yönetim modeline sahip olduğu aktarılıyor. Hükümdar, yerel kabile liderleri ve taşra yöneticilerinden oluşan hiyerarşik yapının yanı sıra, ülkenin güçlü bir askeri potansiyele sahip olduğu vurgulanıyor.

Antik yazarların aktardığı bilgilere göre Alban ordusu, Roma ve Sasani imparatorluklarının saldırılarına karşı savunma ve taarruz taktikleri geliştirmiştir. Özellikle MÖ 65 yılında Kura Nehri kıyısında Roma kuvvetlerine karşı 60 bin piyade ve 22 bin süvariden oluşan büyük bir orduyla mücadele edildiği, zırhlı süvari birlikleri ve çeşitli silah donanımlarının kullanıldığı arkeolojik kazılardan elde edilen kılıç, hançer, mızrak ucu ve zırh kalıntılarıyla da kanıtlanmaktadır.

Kentleşme ve Ekonomik Hayat

Albanya coğrafyasında kent yaşamının oldukça gelişmiş olduğu; Gebele, Berde, Beylagan (Paytakaran), Şamahı ve Derbent gibi merkezlerin önemli idari, ticari ve zanaat üssü olarak faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Ülkenin başkenti konumundaki Gebele ve ticaret yollarının kavşağında yer alan Berde, dönemin en büyük şehirleri arasında öne çıkmaktadır. Şehirlerde kerpiç ve tuğla mimarinin yaygın olduğu, kiremit örtülü kamu binalarının inşa edildiği ve metal işçiliği, çömlekçilik ile dokumacılık gibi zanaat dallarının ileri bir düzeyde olduğu belirtiliyor.

Ayrıca uluslararası ticaretin geliştiği, yerel ve yabancı darphanelerde basılan sikkelerin yanı sıra Büyük İskender dönemine ait drahmi ve tetradrahmilerin ticarette aktif olarak kullanıldığı araştırmada yer alan başlıca sonuçlar arasındadır.

Kaynak:

Muhabir: Merve Kiraz