Türkiye'de Halifeliğin kaldırılmasıyla Osmanlı Hanedanı üyeleri sınır dışı edildi. İşte Osmanlı Şehzadesi Mehmed Orhan'ın anlatımından filmleri aratmayan o sürgün hikayesi...

Hafta Sonu Ne İzlesek? Hafta Sonu Ne İzlesek?

Gazeteci-tarihçi Murat Bardakçı'nın 'Osmanlı Hanedanı Sürgün ve Mirası' kitabında Şehzade Mehmed Orhan'ın hikayesi şöyle anlatılıyor;

Nice sokaklarında günlerdir iz süren gazeteci, en sonunda muradına erdi. İkinci Abdülhamid'in torunu, Şehzade Abdulkadir Efendi'nin oğlu, Osmanoğlu sülalesinin en yaşlı üyesi Mehmed Orhan Efendi'nin evini buldu.

Yıkık dökük eski bir apartmanın içine girdi gazeteci.  Uzun ve karanlık koridorun sonundaki kapıyı çaldı. Cevap gelmedi.  'Türk'üm, İstanbul'dan geliyorum. Sizi görmek için geldim. Lütfen kapıyı açar mısınız?'

Çok uzun süredir Türkçe duymayan Sabık Şehzade Mehmed Orhan Efendi, bir anda afallamıştı. Saray Türkçesi ile yanıt verdi:   'Bir dakika bekleyin lutfen, gözlerim görmoor. Ağır hareket edoorum.'  Ardından kapı açıldı.

Paris'teki "Amerikan Askeri" mezarlığı bekçiliğinden emekli olup Nice'e yerleşen; gözleri görmeyen bu zayıf, yaşlı adam; hanedanlık devam etse İstanbul'da padişah olacak kişiydi. Sene 1986'ydı. "Ne istiyorsunuz?" diye sordu gazeteciye.

'Hayatınızı öğrenmek' şeklinde yanıtladı beriki.  Birkaç gün süren tanışma faslının sonunda anlatmaya ikna oldu.

Mehmed Orhan Efendi 1909'da Üsküdar'da doğmuştu. 1924 yılında henüz 15'ini doldurmamıştı. Evlerine iki polis memuru geldi. Türkiye'yi terk etmek için 24 saatleri olduğunu söyledi. Hanedanlık tasfiye edilmişti.

Anlatmaya başladı Orhan Bey: "Önce Peşte'ye, ardından Paris'e gittik. Okulu bıraktım. 20 yaşıma bastığımda Buenos Aires'e giden bir vapura atlayıp üç haftada Arjantin'e gittim. Oraya daha önce göç eden Osmanlılar tarafından karşılandım. Teneke fabrikasında çalıştım.

'Arjantin'de Lübnan asıllı bir kızla tanıştım. Çok güzeldi. İsmi Gazzavi idi. Çok zengindiler, 'haydi evlenelim' dedik.  Babası, Prens olduğumu duyunca inanmadı. İspatla dedi. Nice'te bulunan Halife'ye mektup yazmasını söyledim. Yazdı.'

Halife Abdülmecid yanıt vermedi. Adam da beni kovdu, kız da bir daha yüzüme bakmadı. Sonra iki sene sonra gittim Nice'e, Halife bir villada oturuyordu.

'Bağıra bağıra seslendim. 'Ulan Karnaval Halifesi ne diye istikbalimle oynadın?' diye. Duydu ama yanıt vermedi.

Nice'de halam Naime Sultan'ı buldum. O bana sahip çıktı. Sonra sıkıldım. Mısır'a gittim. Orada da akrabalarımız vardı. Beni Kahire'de 'şehzade hazretleri' diyerek saygıyla karşıladılar. Bir yakınımdan borç aldım. Otomobil satın alıp Beyrut-Şam arası şoförlüğe başladım.'

"Sonra birileri medyaya bahsetmiş olmalı. Lübnan basınında haberler çıktı. Sultan Hamid'in torunu Şam-Beyrut arası şoförlük yapıyor diye. Canım sıkıldı. Hiç sevmiyordum tanınmayı. Ancak işime geldi. Polisler hiç ceza yazmıyordu."

'Lübnan'da gazeteciler dibimden ayrılmıyor, röportaj yapmak istiyorlardı. Canım sıkıldı. Atladım Paris'e gittim.   Amcam Abid Efendi'nin yanında kaldım. Amcam beni Arnavutluk'a götürdü. Arnavut tahtında İstanbul'da tahsil görmüş Zogo adında bir Kral oturuyordu.

Kral Zogo, dedem Sultan Hamid'e vefa hissediyordu. O yüzden bize çok iyi davrandı. Kendi ailesine sokmak istedi. Beni küçük kızı Prenses Müzeyyen ile evlendirmeye niyetlendi. Nişanlandık.  Amcam nişan hediyesi almam için 16 bin frank verdi.'

"Ben kızı hiç beğenmemiştim. Amcamın verdiği frankları bir ay kabarelerde yedim. Amcam bana çok kızdı. Kral Zogo ise çok kızmadı. Beni yaveri yaptı. Arnavutluk ordusunda yüzbaşı oldum. Tiran'da kralın yanında kaldım. Bana hep 'Prens Hazretleri' derdi. "

'Bir süre sonra Paris'e gittim. Fransız bir kadınla evlendim. Kadın çok zengindi beni rahat ettirdi. Ancak anlaşamadık. Savaş bittikten sonra 1947 gibi boşandık. Sonra bir İtalyan asilzadesi ile evlendim. Yedi yıl evli kaldık. Kızım Ayten ondan doğdu. 

1960'dan sonra 6 yıl Avrupa'da otomobil dağıtıcılığı yaptım. Arabaları seviyordum. Sonra iflas ettim. Parasız kalınca Fransız dostlarım beni Paris'teki ABD sefaretine götürdüler. 'Bu adam bir Osmanlı Prensi'dir, 8 lisan bilir, münasip bir iş verin' dediler. '

Şehzade Mehmed Orhan, eğer Osmanlı tahtına çıksaydı İkinci Orhan ya da Yedinci Mehmed ismini alacaktı. Ancak Paris'te Amerikan mezarlığının bekçiliğini yaparak emekli oldu. Türk vatandaşlığından çıkarıldığı için hiçbir ülkenin de vatandaşı olmadı. Son yıllarında kendisine Türk pasaportu verildi. Osmanoğlu soy adını aldı.

Son ömründe çıkan aftan faydalanıp Türkiye'yi ziyaret etti. Ancak geldiğinde gözleri görmüyordu.1994 yılında Nice'te öldü.

Şehzade Mehmed Orhan, Türkiye'ye son ziyaretinde, memleketinin kokusunu hiç unutmadığını söyledi. Gözleri görmese de büyüdüğü sarayı ziyaret ederek özlem giderdi.

Editör: Sena ERDOĞAN