Deprem, doğanın bir gerçeğidir. Ancak tedbirsizlik ve ihmal, depremin yıkıcı bir afete dönüşmesine neden olmaktadır. Afetler, hazırlıksız yakalanıldığında büyük can ve mal kayıplarını beraberinde getirir. Türkiye, dünyanın en aktif fay hatları üzerinde yer almakta olup, yüz ölçümünün yüzde 90’ından fazlası yıkıcı depremlerin görülebileceği alanlardan oluşmakta.
Erzincan: Birinci Derece Deprem Bölgesi
Erzincan ilinin büyük bölümü (İliç ve Kemaliye ilçe merkezleri hariç) birinci derece deprem bölgesinde yer almakta. Kent, 20. yüzyılda kayıtlara geçen iki büyük yıkıcı deprem yaşamıştır: 1939 ve 1992 Erzincan depremleri.
1939 Büyük Erzincan Depremi: Anadolu’yu Sarsan Felaket
1939 yılında meydana gelen Büyük Erzincan Depremi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, yokluk ve savaş atmosferinin hâkim olduğu bir dönemde yaşandı. Kentte modern yapılaşma henüz gelişmemişti. Buna rağmen Cumhuriyet’in ilk modern yapılarından olan Tren Garı, 3. Ordu Komutanlığı binası gibi bazı yapılar depremi ayakta karşılayarak günümüze kadar ulaşmayı başardı.
Osmanlı döneminden kalma askeri kışla, hükümet konağı ve İzzet Paşa Camii gibi büyük yapılar depremde ağır hasar gördü ancak tamamen yıkılmadı. Ancak savaş yıllarındaki imkânsızlıklar nedeniyle bu yapılar onarılamayarak sonraki yıllarda tamamen ortadan kalktı.
Kentteki diğer yapılar ise çoğunlukla kerpiçten yapılmış yöresel evlerden oluşuyordu. Bu yapılar, Türkiye tarihinin en yıkıcı depreminde büyük oranda yıkıldı.
Can Kayıpları Sadece Enkazdan Değildi
Deprem sonrası can kayıpları yalnızca yıkılan binalarla sınırlı kalmadı. Sert geçen 1939 Aralık ayı kış şartları nedeniyle yangınlar, hastalıklar ve barınma sorunları da binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açtı.
Deprem; Erzincan’ın yanı sıra Tokat, Niksar, Amasya, Sivas-Zara, Giresun, Gümüşhane-Kelkit ve Ordu illerinde de büyük yıkıma neden oldu. Resmi kayıtlara göre 32 bin 962 kişi yaşamını yitirdi. Erzincan’ın şehir nüfusu 20 binden 12 bine düştü.
Deprem Yönetmelikleri Acı Tecrübelerle Şekillendi
1939 Erzincan Depremi, Türkiye’de deprem mevzuatının başlangıç noktası oldu. Bugüne kadar 9 ayrı deprem yönetmeliği yürürlüğe girdi. İlk yönetmelik 1940 yılında çıkarıldı. 1949 yılına kadar olan düzenlemelerde betonarme yapılar yeterince yer almazken, ilk basit deprem hesapları 1949 yönetmeliğiyle başladı.
Zamanla yönetmelikler gelişti, deprem hesapları detaylandı. Ancak yapılan incelemeler, yıkılan yapıların büyük kısmının yürürlükteki yönetmeliklere uygun tasarlanmadığını ortaya koydu.
Depremde En Kritik Unsur: Doğru Tasarım
Depremler sonrası sıklıkla malzeme kalitesi ve işçilik tartışılsa da, en kritik unsur tasarım hatalarıdır. Deprem hesabı yapılmaması, burulma düzensizliği, yanlış donatı hesapları ve uygulanabilir olmayan projeler ağır hasarların başlıca nedenleri arasında yer aldı.
Günümüzde bilgisayar destekli mühendislik hesapları bu tür hataları büyük ölçüde azaltmış olsa da, tasarımcıların yönetmeliklere, malzeme özelliklerine ve şantiye koşullarına hâkim olması hayati önem taşımakta.
Kentsel Dönüşümle Daha Güvenli Şehirler
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ile afet sonrası müdahaleden ziyade, afet öncesi risk azaltma yaklaşımını benimsedi.
Bu kapsamda Erzincan’da ilan edilen üç riskli alanda dönüşüm tamamlanmış, planlama çalışmaları sürmekte. 200’ü aşkın binada risk tespiti yapılmış, bu yapılar yıkılarak yerine depreme dayanıklı, enerji verimli ve modern yapılar inşa edildi. Vatandaşların dilerlerse binalarını güçlendirmeleri de mümkün.
Yapı Denetimi ve Vatandaşın Rolü
4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu ile inşaatların her aşaması denetlenmekte, yapı denetim firmaları ve Bakanlık tarafından süreçler elektronik ortamda takip edilmektedir. Vatandaşlar karşılaştıkları sorunları ALO 181 hattına bildirebilmekte.
“Depremden Değil, Hazırlıksızlıktan Korkmalıyız”
1940 yılında Peyami Safa’nın Büyük Erzincan Depremi sonrası yazdığı satırlar, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Depremi unutmak değil, hatırlayarak yaşamayı öğrenmek gerekiyor.
Deprem değil; dayanıksız binalar, sabitlenmeyen eşyalar ve ihmaller can kayıplarına yol açıyor. Bu nedenle deprem bilinci, bireyden kuruma kadar herkes için bir yaşam kültürü haline gelmeli.
Ortak Hedef: Afetlere Hazırlıklı Türkiye
Sürdürülebilir, çevreci, enerji tasarruflu ve afetlere dayanıklı şehirler inşa etmek; geçmişte yaşanan acıların tekrar etmemesi için ortak sorumluluk olarak görülüyor.
1939 Erzincan Depremi’nin yıl dönümünde, hayatını kaybedenler rahmetle anılırken, “Deprem değil, ihmal öldürür” gerçeği bir kez daha hatırlatılıyor.





