Her ay düzenli olarak yayımlanan Kültür Ajanda dergisinde bu ay Türkiye Yazarlar Birliği Erzincan Şube Başkanı Halil İbrahim Özdemir için özel bir yazı yer aldı. Fahri Tuna imzası taşıyan yazıda, Özdemir’in Erzincan’a kattığı değerler, kişiliği ve yaşamına dair renkli anılar detaylı bir şekilde aktarıldı.
Fahri Tuna, yazısında Halil İbrahim Özdemir’i “Erzincan’ın Halil Babası” olarak tanımlayarak, onun cömertliğine, samimiyetine ve Erzincan kültürüne olan bağlılığına vurgu yaptı. Yazıda Özdemir’in gazetecilik, öğretmenlik ve araştırmacılık alanlarındaki başarıları ile şehirdeki tarihi ve kültürel mekanlara olan katkıları da anlatıldı.
İşte Fahri Tuna’nın yazısı:
Halil İbrahim Özdemir; Erzincan’ın Halil Babası
Fahri Tuna
Bereket, duruluk ve huzur. O bir edep ve adanmışlık adamıdır. Ve cömertlik.
Diğerkâm insan. Haza diğerkâm.
İnanıyorum ben insanların hem adından hem de soyadından nasipleri olduğuna. Mutmainim buna.
Adı Halil İbrahim. Soyadı Özdemir. Sofrası Halil İbrahim sofrası. Karakteri demir gibi sağlam. Özünden üstelik.
Adını soyadını bihakkın hak eden Erzincanlı.
Dört başı mamur şube başkanı. Haza başkan. Haza organizatör.
Erzincan’ı gezdirdi bize (Erzincan’ı dediysek, bizim Adapazarı gibi, ovada kurulu olup her yirmi beş yılda bir yıkılan bir kentte, tarihî nereleri gösterebilirdi ki… Sadece türbeleri. O da öyle yaptı). Terzi Baba ile müşerref olduk, sayesinde. Ve bilumum evliyalarla, kahramanlarla.
Kanaatimiz odur ki, Erzincan’ın yaşayan babalarından birisi de Halil İbrahim Özdemir. Yani Halil Baba. Benim sık sık yine “Keramet gösteriyorsun abi” sözüme biz ancak kiremit gösterebiliriz tevazuuyla mukabele ediyor. (Bu benim delilim aslında, hangi gerçek şeyh, şeyhliğini açık etmiş tarihte.)
Üzüm adam. Üzümcü adam. Üzümce adam. Üzümlü soyadını da almış olsa münasipti.
Üzümlü ilçesindeki bahçesi havuzlu evinde ağırlıyor misafirlerini. Bizleri de öyle yaptı. Harika bir manzara. Harika üzümler. Harika samimiyet. Üzüm tadında bir sohbeti, lezzeti ve şefkati vardır Halil Baba’nın.
Bir özelliği vardır Halil Baba’nın; her misafirine, her misafirliğe bir haftalık üzüm koyar da gönderir veya götürür. Onun olduğu ve adının geçtiği her ortamın üç hâkim kavramı; Erzincan, dervişmeşreplik ve üzüm. Ha unutmadan, üçü de mündemiçtir bunların. Yani iç içe geçmişi. Elhak öyledir.
Öğretmendir. Gazetecidir. Televizyoncudur. Öyle ucundan da değil. Televizyon kurmuş, yönetmiştir. Gazete kurmuş, senelerdir yönetmiştir. Halen de sahibi olduğu Doğu Gazetesinin genel yayın yönetmenidir.
Gazeteci dedik de, birbirinden renkli, bin bir lezzetli ve ilginç hatıraların ya merkezindedir ya şahididir. Âh bir yazsa… Kaç kez rica istirham ettik. İnşallah bir gün kalemi alır eline, kâğıda döker, o şiirsel, leziz, duru üslubuyla. Uzun kulaktan duymaktayım, galiba yazmaya da başlamış. Ne güzel.
Bir tanesini anlatayım mesela: Süper Vali ünvanlı Recep Yazıcıoğlu Erzincan Valisi’dir. 1990’ların ortaları. Terörün bütün Doğu Anadolu’yu ürperttiği zor yıllar. Ama Recep Vali ile Halil İbrahim Abi, vali-gazeteciliğin ötesinde dost olmuşlardır. Bir hafta sonu sivil plakalı araca atlayan Vali Yazıcıoğlu, “Atla gidiyoruz” der dostu Gazeteci Özdemir’e. Dost dosta sorar mı “Nereye?” diye. Sormaz elbette. Direksiyonda Recep Vali vardır. Dağ bayır, köy yollarını aşarlar. Terör örgütüne yataklığıyla meşhur bir köye girerken hava da kararmış, akşam da olmuştur. Silahsızdırlar. Adını sanını kimsenin bilmediği iki misafir, adını sanını bilmedikleri bir kapıyı çalarlar, “Tanrı misafiriyiz biz” diyerek. Buyur edilirler.
Hoş beş, üç beş lokma yemek derken sohbet, sohbeti açar. Birileri gelir, gider eve. Muhabbet tavan yapar. İnternetin, cep telefonunun olmadığı, Google Amca’mızın Türkiye’ye girmediği yıllar. Ne gelenler tanır bu misafirleri, ne bizimkiler onları. Gelenlerin eli silahlı olduklarını söylemeye ne hacet. Sonra öğrenilir ki, sohbete katılanların bazıları teröristtir. Vali beyi de tanıyorlardır elbette. Vali bey de samimidir, onları da bilmektedir.
İlerleyen saatlerde dostluk ve karşılıklı güven tesis edilir. O gece o evde konaklarlar. Sabah kahvaltıya yine muhtar ve güvensiz kişiler gelir. Yemek sonrası alayı vâlâ ile uğurlanırlar. Bu gizemli ziyaret sonrasında o köyde devlete ve valiye güven oluşur, teröre destek de kesilmiş olur. İşte bu silahsız, gözü kara kahramanın adı Vali Recep Yazıcıoğlu, kadim ve sadık dostunun adı da bizim Halil Baba’dır.
İşte Recep Baba–Halil Baba ikilisi budur. Buncadır. Böyledir.
Hemen hız kesmeden yine Vali Yazıcıoğlu’yla ilgili bir Halil İbrahim Özdemir hatırası daha:
Recep Vali sorar: “Arabanda mayo var mı Halil İbrahim Bey?” Cevap olumsuzdur elbette. “Benim arabanın bagajında iki tane olacak, atla hadi, yüzmeye gidiyoruz!”
Valinin sivil aracına atlarlar. Sohbet ederek bir çayın kenarına varırlar. Vali çıkarır iki mayo. Başlar çayda yüzmeye. Peynir, zeytin, ekmek iyi gelir ardından. Namaz vakti girmiştir. Recep Vali, mayo ile namaza durmasın mı? Halil Baba, İmam-Hatiplidir, böyle bir setri-avret ne görmüş ne duymuştur. Hem şaşırır, hem üzülür, hem de “Böyle namaz olmaz sayın valim” diye görüş belirtir. Ama Vali bey şöyle cevap verir:
“Halil İbrahim Bey, ben müftü çocuğuyum, bu işleri iyi bilirim. Dert etmeyin siz, ön ve arkayı kapattın mı, namaz bal gibi de olur.”
Halil Baba’da bu tür onlarca, yüzlerce hatıra doludur.
Şairdir. İyi şair.
Romancıdır. İyi romancı.
Araştırmacıdır. İyi araştırmacı.
Fotoğrafçıdır. İyi fotoğrafçı.
Gazetecidir. İyi gazetecidir.
Halil İbrahim Özdemir, Erzincan’ın beş yapraklı yoncasıdır.
Erzincan’ın türküleri meşhur, evet. Üzümü meşhur, evet. Yeşil elması meşhur, evet. Terzi Babası meşhur, evet. Mustafa Kutlu’su meşhur, evet. Bugün itibarıyla, ahan da şuraya yazıyorum: Bir de Halil İbrahim Özdemir’i meşhur, bilesiniz!
İbrahimî adam. İbrahimce adam. İbrahim’den adamdır.
O bizim Kırklar’ımızdan elbette. Bihakkın hem de.
Halil İbrahim Baba. Kısaca Halil Baba.
Erzincan’ın Halil Baba’sı. Mübarek olsun ağabeyim.





