İnsanlık tarihi kadar eski olan inanç olgusu, yüzyıllar boyunca kutsal mekânlara yapılan yolculuklarla somutlaştı. Bugün “inanç turizmi” olarak tanımlanan bu hareketlilik, dünya genelinde milyonlarca insanı kapsayan dev bir kültürel ve ekonomik alan oluşturuyor. Ancak Türkiye gibi çok katmanlı bir inanç coğrafyasına sahip bir ülkede, bu potansiyelin her bölgede eşit ölçüde değerlendirildiğini söylemek mümkün değil.
Atatürk Üniversitesi’nde hazırlanan ve Erzurum, Kars ile Van illerini odağına alan kapsamlı bir doktora tezi, Doğu Anadolu’daki kutsal mekânların neden inanç turizminde arka planda kaldığını bilimsel verilerle sorguluyor. Çalışma, yalnızca tarihi eserleri değil; yerel halkın bakış açısını ve turizm sektörünün yaklaşımını da mercek altına alıyor.
Üç Şehir, Üç İnanç Coğrafyası, Ortak Bir Sessizlik
Tez kapsamında Erzurum, Kars ve Van; sanat tarihi bağlamında önem taşıyan camiler, kiliseler, manastırlar, türbeler ve mezar anıtları üzerinden ayrıntılı biçimde ele alınıyor. İslamiyet, Hıristiyanlık, Yahudilik ve daha eski inanç sistemlerine ait izlerin aynı coğrafyada iç içe geçtiği bu üç il, Anadolu’nun çok katmanlı inanç haritasının en çarpıcı örneklerini barındırıyor.
Buna rağmen araştırma, bu kentlerin inanç turizmi açısından yeterince tanıtılmadığını ve ulusal–uluslararası turizm rotalarında geri planda kaldığını ortaya koyuyor. Teze göre sorun, potansiyelin yokluğundan değil; potansiyelin görünür kılınamamasından kaynaklanıyor.
Yerel Halk Ne Düşünüyor? Bilimsel Veriler Net Konuşuyor
Araştırmada Erzurum, Kars ve Van’da yaşayan toplam 1200 yerel katılımcıyla yapılan anketler analiz edildi. Elde edilen bulgular, bölge halkının inanç turizmine temelde olumlu baktığını gösteriyor. Ancak ortak bir talep dikkat çekiyor:
Daha fazla tanıtım, daha fazla bilgilendirme ve daha planlı turizm politikaları.
Yerel halk, kutsal mekânların korunarak turizme kazandırılmasını isterken; bu sürecin bilinçli ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Bu sonuç, inanç turizminin yalnızca ziyaretçi sayısı değil, kültürel farkındalık meselesi olduğunu da ortaya koyuyor.
Seyahat Acenteleri Neden Mesafeli?
Tezin bir diğer dikkat çekici ayağını ise İstanbul’da faaliyet gösteren A Grubu seyahat acenteleri oluşturuyor. 375 acente çalışanıyla yapılan analizler, bu üç ile yönelik inanç turizmi turlarının sınırlı kaldığını gözler önüne seriyor.
Acentelerin en sık dile getirdiği sorunlar ise oldukça somut:
-
Ulaşım ve altyapı yetersizlikleri
-
Konaklama ve yeme–içme seçeneklerinin sınırlılığı
-
Alanında uzman rehber eksikliği
-
Yerel turizm organizasyonlarının zayıflığı
Bu bulgular, inanç turizminin yalnızca tarihi mirasla değil; organizasyonel kapasiteyle de doğrudan ilişkili olduğunu bilimsel olarak kanıtlıyor.
Anadolu’nun Kutsal Mirası Geleceğini Bekliyor
Tez, Erzurum, Kars ve Van’ın inanç turizmi açısından taşıdığı değerin tesadüfi olmadığını; tarih, sanat ve dinler tarihinin iç içe geçtiği bu coğrafyanın büyük bir potansiyel sunduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi için yerel yönetimler, turizm sektörü ve akademik bilgi birikiminin ortak bir zeminde buluşması gerektiği vurgulanıyor.
Bilimsel verilerle desteklenen bu çalışma, Doğu Anadolu’nun kutsal mekânlarının yalnızca geçmişin tanıkları değil, doğru politikalarla geleceğin güçlü turizm merkezleri olabileceğini gösteriyor.
Kaynak
Tokgöz, L. (2020). Erzurum-Kars-Van İllerindeki Sanat Tarihi Bağlamında Önem Arz Eden Kutsal Mekânların İnanç Turizmi Açısından Değerlendirilmesi. Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum. Tez No; 655456