Korku sineması, çoğu zaman yalnızca gerilim ve dehşetle ilişkilendirilir. Oysa Atatürk Üniversitesi’nde hazırlanan bir doktora tezi, bu filmlerin basit bir korkutma pratiğinin çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Teze göre korku filmleri, izleyicinin bilinç ve bilinçaltı süreçlerine nüfuz eden güçlü bir ideolojik aktarım alanı oluşturuyor. Perdede görülen canavarlar, şeytanlar ya da zombiler aslında insanın kendi iç dünyasındaki bastırılmış çatışmaların simgesel temsilleri olarak karşımıza çıkıyor
“Ben” ve “Ben’in İçindeki Öteki”: Korkunun Psikanalitik Kaynağı
Tezin merkezinde yer alan temel kavramlardan biri, bireyin kendi benliğiyle kurduğu çatışmalı ilişki. Korku filmlerindeki “öteki” figürü — şeytan, vampir, yaratık ya da mutant — insanın bastırdığı arzularının, korkularının ve kaygılarının dışavurumu olarak ele alınıyor. Psikanalitik yaklaşımlar doğrultusunda bu karakterler, bireyin “ben”iyle yüzleşemediği içsel gerilimleri görünür kılıyor. İzleyici, korku karakteriyle özdeşleşirken aynı zamanda kendi iç çatışmalarını da deneyimliyor
Korku ve Arınma: Katarsis Sadece Duygusal mı?
Tez, korku filmlerinin Aristoteles’ten bu yana bilinen katarsis kavramını modern sinema bağlamında yeniden düşündürüyor. İzleyici, perdedeki korku aracılığıyla geçici bir arınma yaşarken, bu sürecin yalnızca psikolojik değil, ideolojik bir boyutu olduğu vurgulanıyor. Kurgusal korkularla yüzleşen birey, gerçek hayattaki somut kaygılarından uzaklaştırılıyor; böylece egemen ideolojik yapıların sorgulanması da ertelenmiş oluyorCanavarlar, Zombiler ve
Vampirler: İdeolojinin Maskeli Taşıyıcıları
Tez kapsamında incelenen popüler Hollywood korku filmleri, korku karakterlerini belirli kategoriler altında topluyor: vampir, zombi, şeytan, cansız nesne, mutant, kurt adam ve hayalet. Bu figürlerin her biri, “tehlikeli öteki” olarak sunulurken, toplumsal düzeni tehdit eden unsurların nasıl ötekileştirildiğini de açığa çıkarıyor. Böylece korku sineması, mevcut toplumsal yapıyı meşrulaştıran örtük mesajları izleyiciye fark ettirmeden aktarıyor
Perdede Korku, Gerçek Hayatta Uyum
Tezin ulaştığı çarpıcı sonuçlardan biri şu: Korku sineması, izleyiciyi gerçek korkularından arındırırken aynı zamanda sistemi sorgulamayan, uyumlu bir birey profili üretmeye katkı sağlıyor. Korku karakterleriyle yaşanan özdeşleşme, bireyin kendi varoluşsal kaygılarını geçici olarak bastırmasına imkân tanıyor. Bu bastırma ise ideolojik kabullerin içselleştirilmesini kolaylaştırıyor
Korku Filmleri Yeniden Düşünülmeli mi?
Bu çalışma, korku sinemasını yalnızca popüler kültürün bir eğlence unsuru olarak görmenin yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Korku filmleri, insanın iç dünyasıyla kurduğu derin bağ ve ideolojik işleviyle, modern toplumun ruh hâlini anlamak için önemli bir anahtar sunuyor. Perdede gördüğümüz “öteki”, belki de sandığımızdan çok daha tanıdık.
Kaynak
Semra Kotan, Korku Filmlerinde “Ben” ve “Ben’in İçindeki Öteki’nin” Varlık Çatışmasının İçerdiği İdeoloji, Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020. Tez No; 669573





