Doğal güzellikleri, köklü tarihi ve yaşadığı büyük felaketlerle hafızalara kazınan Erzincan, Türk edebiyatında da önemli bir yere sahip. Özellikle 1939 Erzincan Depremi'nin ardından kaleme alınan şiirler, şehrin yaşadığı acıları gelecek kuşaklara aktarırken; doğasını, kültürünü ve insanını anlatan eserler de Erzincan'ın edebiyattaki izlerini güçlendiriyor.

Nâzım Hikmet'in Kaleminden: Kara Haber

1939 Erzincan Depremi'nin ardından yazılan en etkileyici şiirlerden biri olan "Kara Haber", büyük şair Nâzım Hikmet'in yüreğinden süzülen dizelerle felaketin acısını anlatıyor.

"Kara Haber

Erzincan’da bir kuş var
Kanadında gümüş yok
Gitti yarim gelmedi
gayrı bunda bir iş yok.
Oy dağlar dağlar, dağlar, dağlar...
Aldı ellerine kanlı başını
Karın ortasında Erzincan ağlar...
O ağlamasında kimler ağlasın

Kar yağar lapa lapa
tipidir gelir geçer...
Yan yana sırt üstü yatan ölüler
akşam uyur tandıramaz
ateşini yandıramaz

Gün ağarır şafak söker
kimsecikler gitmez suya
ezilmiş başlarıyla ölüler
vardılar uyanılmaz uykuya

Ses edip geceye beyaz taşından
kışlanın saati çaldı ikiyi.
Ne çabuk lahzada bitti yaşamak
Kimisi altı aylık,
kimisi sakalı ak,
kimi on üç, on dört yaşında;
kimi yola gidecek
kimisi mektup bekler
yan yana sırt üstü yatan ölüler...

Yayıkta yağ vardı, dövülemedi,
akpeynir torbaya koyulamadı,
hasret gitti ölüler
dünyaya doyulamadı...

Uyanıp kaçamadılar,
kuş olup uçamadılar
açıldı kuyular kimse inemez
Erzincan Beygiri rahvandır amma
ölüler ata binemez
yan yana sırt üstü yatan ölüler...

Kesemden verecek şeyim yok; yüreğimden verdim."

Erzincan'ın Güzelliklerine Bir Övgü

Hasan Karabay'ın kaleme aldığı "Erzincan" şiiri ise kentin doğal güzelliklerini, Fırat Nehri'ni, Ekşi Su'sunu ve bereketli topraklarını anlatıyor.

"ERZİNCAN

Yüksek karlı dağlar dört bir yanında
Soğuk pınarların vardır ERZİNCAN
Yiğitlik mertlik senin şanında
Dokuz ay dağların karsın ERZİNCAN

Bir ovada kurulmuş yeşil beldesin
Hasretin bendedir hep gönüldesin
Ben gurbetteyim sen emin eldesin
Sevgiyle içimde yarsın ERZİNCAN

Fırat nehri akar yanı başında
Ekşi su, şelale taçtır başında
Bereketi vardır ekmek, aşında
Görülmeye değer yersin ERZİNCAN

Geçidin kırları bağa bürünür
Bir anda yemyeşil doğa görünür
Sana küsüp giden şimdi sürünür
Bağlarını kızlar dersin ERZİNCAN

Vasgirtin bahçesi birçok bağı var
Peyniri yoğurdu tereyağı var
Kırklar tepesinden yüksek dağı var
Manzarayı göze sersin ERZİNCAN

Fırat nehri akar dağları yarar
Dolanır şehiri belinden sarar
Ölümle sözleşip alınca karar
Yılda birkaç kişi yersin ERZİNCAN

Beytahtı beylerin mesire yeri
Kızların sekisi çekiyor seri
Yıllar sonra sana gelmeye geri
Ölmeden görmeye varsın ERZİNCAN

Munzur dağı bakar keşiş dağına
Nehirleri akar üzüm bağına
Kemah gibi tarih konmuş sağına
Tarihle övünen yersin ERZİNCAN

Üç aylık yazları yel ile tozan
Yağmurlarla kurak mevsimi bozan
Bağrında yetişen hayli bir ozan
Dillerimde destan yersin ERZİNCAN"

Âşık Veysel'in Gözünden Deprem Sonrası Erzincan

Büyük halk ozanı Âşık Veysel Şatıroğlu, 1946 yılında Erzincan'a yaptığı ziyaret sonrasında yaşadığı duyguları "Erzincan (Sam Değmiş)" şiirinde dile getirdi.

"Erzincan (Sam Değmiş)

Sam değmiş de bağlar dökmüş gazeli
Hanı harap olmuş Keşan Erzincan
Nice yiğitleri nice güzeli
Feleğin toruna düşen Erzincan

Sumbül Valide Sultan Kur’an Kursu’ndan Yaz Şenliği ve Kermes Etkinliği
Sumbül Valide Sultan Kur’an Kursu’ndan Yaz Şenliği ve Kermes Etkinliği
İçeriği Görüntüle

Kimi ana vermiş kimisi baba
Nice yavru vermiş gelmez hesaba
Felek kor insanı ne kaptan kaba
Tarihli felaket nişan Erzincan

Bahar gelir güller açmaz bağında
Kainat uykuda hep yatağında
Bir seher vaktinde uyku çağında
Feryadı dağlardan aşan Erzincan

Susmuş bülbülleri güller perişan
Garkolmuş toprağa kalmamış nişan
Kükredikçe dalgalara karışan
Hani Fırat ile coşan Erzincan

Dokuz kırk altıda uğradım gördüm
Veysel der içimden ağladım durdum
Bu ulu Tanrı'dan isteyin yardım
Gayret kuşağını kuşan Erzincan"

Kırk Gün Sonra Erzincan

Depremin ardından kaleme alınan ve şehrin yaşadığı büyük yıkımı anlatan "Kırk Gün Sonra Erzincan" şiiri de dönemin en çarpıcı tanıklıkları arasında yer alıyor.

"Kırk Gün Sonra Erzincan

Yirmi dört nisanda uğradı yolum,
Ne alan ne satan var, Erzincan’da.
Kilitlendi dilim bağlandı kolum,
Ne çözen ne açan var, Erzincan’da.

Makineler gördüm toprağı deşer,
Bu hali gören tebdili şaşar,
Çadırlar kurulmuş birer ikişer,
Ne otel ne de han var, Erzincan’da.

İnsanların eli ayağı sınık,
Yüzleri hüzünlü bakışları donuk.
Şöyle bir göz attım her yer dağınık,
Ne deren ne tutan var, Erzincan’da.

Felâket bu şehri taramış gitmiş,
Deprem her tarafı doğramış gitmiş
Devlet baba bir gün uğramış gitmiş,
Ne vekil ne bakan var, Erzincan’da

Bu hali görünce arttı gam keder,
Dedim: Bunca yardım nereye gider?
Erzincan gönlümden daha derbeder,
Ne bağ ne de bağban var, Erzincan’da.

Tadı ile meşhur balları kayıp,
Evvel ki neşeli kulları kayıp,
Yazıda otlayan malları kayıp,
Ne sürü ne çoban var, Erzincan’da.

Bu ahvali ancak yaşayan anlar,
Kaybolmuş burada şöhretler, şanlar,
Siftahsız kapanır her gün dükkânlar,
Ne alan ne satan var, Erzincan’da.

İnsanın hayâli düşü bozulmuş,
Tuhaf ağlar gözde yaşı bozulmuş,
Devletin, milletin işi bozulmuş,
Ne tamir ne imkân var, Erzincan’da

Dost dostundan kesmiş alâkasını,
Her aile tutar kendi yasını,
Kendi ocağından bir başkasını
Ne tutan ne yakan var, Erzincan’da.

Birbirine girmiş mülkler, tapular
Arasan bulunmaz sağlam yapılar,
Kapanmış açılmaz bunca kapılar
Ne açan ne çakan var Erzincan’da.

Kara olmuş ellerdeki kınalar,
Er’e oğula mı yansın analar,
Yârini kaybetmiş nazlı sunalar,
Ne seven ne kokan var, Erzincan’da.

Terzi Baba O Hünkâr’ın yurdudur,
Aşık Davud Sulari’nin yurdudur,
Balı eşsiz o arının yurdudur,
Ne çiçek ne kovan var Erzincan’da.

Bakırları nakkaşların şehridir,
Az ötede Dadaşların şehridir,
Tarihte çok savaşların şehridir,
Ne at ne meydan var Erzincan’da.

TANSEL AYAZ felek ölçüp biçmişti,
Doksan iki Erzincan’ı seçmişti,
On üç Mart’tan tamam kırk gün geçmişti,
Ne düzen ne yapan var, Erzincan’da."

Erzincan, yalnızca tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, şairlerin ve ozanların dizelerinde bıraktığı derin izlerle de yaşamaya devam ediyor. Acının, hasretin, doğanın ve umudun buluştuğu bu şiirler, Erzincan'ın edebiyat dünyasındaki özel yerini gözler önüne seriyor.

Muhabir: Yasemin Dülgeroglu