Tarihin akışında öyle anlar vardır ki, toplumların DNA’sı bir daha asla eskisi gibi olmamak üzere değişir. 1968, sadece bir takvim yılı değil; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan statükonun, Soğuk Savaş’ın buzdan duvarlarının ve geleneksel otoritenin gençlik enerjisiyle çarpıştığı devasa bir "sosyolojik patlama" dönemidir. Tuba Özhazinedar tarafından kaleme alınan "Dünyada ve Türkiye'de 68 Olaylarının Karşılaştırmalı Bir İncelemesi" başlıklı doktora tezi, bu küresel sarsıntının perde arkasındaki mekanizmaları bilimsel bir titizlikle gün yüzüne çıkarıyor.
İki Kutup Arasında Sıkışan Bir Kuşak: İsyanın Jeopolitik Laboratuvarı
68 olaylarını tetikleyen ana dinamik, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan iki kutuplu dünya düzenidir. ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik bilek güreşi, Vietnam’dan Kore’ye kadar yayılan "sıcak çatışmalar" ve nükleer savaş gölgesi, yeni yetişen kuşağın zihninde derin bir güvensizlik oluşturmuştur. Bilimsel bağlamda bu dönem; kapitalizmin ve komünizmin yayılma hızının, bireysel özgürlük talepleriyle ilk kez bu denli sert çarpıştığı bir evredir. Gençlik, kendilerine dayatılan geleneksel değerlere karşı demokratik hak talepleriyle ayağa kalkarken, bu hareket bir domino etkisiyle tüm dünyayı sarmıştır.
Küresel Bir Sinerji: "Paris, Berlin, Varşova, İstanbul El Ele"
Haberimizin odağındaki bilimsel çalışma, 68 hareketinin sadece Batı’ya özgü olmadığını, aksine "bulaşıcı bir sinerji" yarattığını kanıtlıyor. Fransa’da üniversite işgalleriyle alevlenen ateş; Almanya’da Şah Rıza Pehlevi protestolarıyla radikalleşmiş, ABD’de Martin Luther King’in suikastı ve Vietnam Savaşı karşıtlığıyla devleşmiştir. Türkiye’de ise bu süreç, 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlük ortamında filizlenmiş; Haziran 1968’de DTCF’deki boykotla fitili ateşlenen hareket, kısa sürede toplumsal bir dönüşüm talebine evrilmiştir.
"Ne Yıkacağımızı Biliyorduk Ama Ne Kuracağımızı Bilmiyorduk"
Tezin en çarpıcı tespitlerinden biri, 68 kuşağının "plansız ve spontane" karakteridir. 68 gençliği, içinde yaşadığı toplumu kıyasıya eleştirmiş, otoriteyi sarsmış ancak yıkmak istedikleri düzenin yerine neyi, nasıl kuracaklarına dair bütüncül bir plan geliştirememişlerdir. Bu durum, hareketin bir süre sonra kendi liderlerini siyasal liberalizme teslim etmesine veya radikal silahlı mücadele yollarına sapmasına neden olmuştur. Ancak bu "belirsizlik", aynı zamanda kültürel bir devrimin önünü açmış; cinsiyet eşitliği, cinsel özgürlük ve eğitim reformu gibi kavramlar uluslararası talepler haline gelmiştir.
Miras: Sosyal Uyanıştan Modern Haklara
Peki, 68’den geriye ne kaldı? Bilimsel veriler gösteriyor ki; bu isyan dalgası her ne kadar bir "devrim" ile sonuçlanmasa da, modern dünyanın temel hak ve özgürlükler rejimini kökten değiştirmiştir. Türkiye’de ve dünyada; işçi haklarından üniversite özerkliğine, bireysel kimliklerin tanımlanmasından tabuların yıkılmasına kadar pek çok kazanım bu fırtınalı dönemin eseridir. 1968, toplumsal uyanışın ekonomik gelişmeyi aştığı, gençliğin bir "toplumsal aktör" olarak tarih sahnesine çıktığı o benzersiz andır.
Kaynak: Özhazinedar, T. (2021). Dünyada ve Türkiye'de 68 Olaylarının Karşılaştırmalı Bir İncelemesi (Doktora Tezi). Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Tez No; 698260