İsrail’in Hayfa kenti yakınlarında, Atlit köyünün hemen açığında denizin metrelerce altına gizlenmiş bir tarih yatıyor: Atlit Yam. Bu gizemli Neolitik yerleşim, arkeologlar tarafından keşfedilen en eski ve en büyük batık köylerden biri olarak, insanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutuyor.

Genç Yeteneklerin Tuvalleri Görücüye Çıktı!
Genç Yeteneklerin Tuvalleri Görücüye Çıktı!
İçeriği Görüntüle

Yaklaşık 9.000 yıl öncesine, M.Ö. 7. binyıla tarihlenen Atlit Yam, deniz tabanının kumlu tortuları arasında olağanüstü bir şekilde korunmuş. Bölgede yapılan dalışlı arkeolojik araştırmalarda ortaya çıkarılan taş çemberler, mezarlarda bozulmadan kalan insan iskeletleri, ve tarım ile balıkçılığın izleri; bu antik halkın hem gelişmiş hem de doğayla uyumlu bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seriyor.

Taşlar, Ritüeller ve Tatlı Su Kuyuları

Yerleşimin merkezinde, her biri 600 kilograma kadar ulaşan yedi dev megalit taş, yarım daire biçiminde dizilmiş halde duruyor. Üzerlerinde oyulmuş çanak izleri bulunan bu taşların, eski bir tatlı su kaynağının çevresine yerleştirildiği biliniyor. Arkeologlar bu taşların, suyla ilişkili ritüelistik amaçlarla kullanılmış olabileceğini düşünüyor.

Bir başka dikkat çeken yapı ise, yaklaşık 5.5 metre derinliğinde taşla örülmüş bir kuyu. Bu kuyunun alt tabakasında hayvan kemikleri, taş ve kemikten aletler, ahşap parçalar ve çakmaktaşı örnekleri bulunmuş durumda. Zamanla tuzlanan bu kuyunun son dönemlerinde artık su sağlamadığı ve çöplük olarak kullanıldığı düşünülüyor. Bu değişimin nedeni olarak da, iklim değişikliği sonucu deniz seviyesinin yavaş yavaş yükselmesi gösteriliyor.

Gelişmiş Yaşam Biçimi ve Denizle Kurulan İlişki

Atlit Yam sakinleri, hem hayvancılıkla uğraşmış hem de denizden faydalanmış. Arkeolojik kazılarda koyun, keçi, domuz, köpek ve sığır gibi evcilleştirilmiş hayvanlara ait kemikler bulunmuş. Ayrıca 100’den fazla farklı bitki türüne ait izler, toplulukların tarım yaptığına işaret ediyor. Bulunan 6.000'den fazla balık kemiği ve insan kalıntılarındaki su kaynaklı kulak hastalıkları, balıkçılığın bu toplumda ne denli önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.

Atlit Yam, Levant kıyılarında bilinen en eski tarım, hayvancılık ve denizcilik temelli yerleşim sisteminin kanıtlarını sunuyor. Bu yönüyle, göçebe avcı-toplayıcılıktan yerleşik çiftçiliğe geçişin somut örneklerinden biri olma özelliğini taşıyor.

Sular Altında Kaybolan Medeniyetin Gizemi

Atlit Yam’ın sular altında kalışı, hâlâ arkeolojik bir gizem olarak varlığını sürdürüyor. Bazı araştırmacılar, yaklaşık 8.500 yıl önce Etna Yanardağı’nın doğu yamacında meydana gelen büyük bir çökme sonucu devasa bir tsunami oluştuğunu ve bu tsunaminin Akdeniz kıyılarını yıkıp geçtiğini öne sürüyor. Atlit Yam’ın terk edildiği tarihin bu doğa felaketiyle örtüşmesi ve bölgede bulunan binlerce balık kalıntısı, bu teoriyi destekleyen unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Ancak bu görüşü sorgulayan uzmanlar da mevcut. Onlara göre, yerleşimdeki megalitik taşların hâlâ ilk dikildikleri yerde duruyor olması, yıkıcı bir tsunami ihtimalini zayıflatıyor. Bunun yerine, deniz seviyesinin yavaş yavaş yükselmesiyle bölgenin tuzlanarak yaşanmaz hâle gelmiş olabileceği savunuluyor.

Binlerce Yıl Sonra Gelen Ses

Bugün deniz altında bir hayalet şehir gibi duran Atlit Yam, geçmişin sesini bugüne taşıyor. Dalgıçların incelediği megalitler, zamanın donmuş olduğu bir an gibi suyun içinde sessizce duruyor. Sanatçıların yaptığı rekonstrüksiyonlar sayesinde, bir zamanlar canlı bir toplumun nasıl yaşadığını ve doğayla nasıl bir ilişki kurduğunu daha net anlayabiliyoruz.

Atlit Yam, yalnızca arkeolojik değil, aynı zamanda kültürel ve iklimsel değişimin de tanıklığını yapan bir dünya mirası olarak suyun altındaki sessizliğinde bizleri bekliyor.

Muhabir: Merve Kiraz