BİLİM VE TEKNOLOJİ

Bağışıklık Sistemi Kendine Ateş Eder mi?

Ankilozan spondilit, Behçet hastalığı ve Tip 1 diyabette anti-HLA antikorları ilk kez birlikte incelendi. Luminex PRA yöntemiyle yapılan çalışma, otoimmünitenin bilinmeyen sınırlarına ışık tutuyor.

Abone Ol

Bağışıklık sistemi, insan bedeninin en karmaşık ve en hassas savunma mekanizması. Ancak bu sistem bazen kendi sınırlarını aşarak, yabancıyla kendi olanı ayırt edemez hâle geliyor. İşte tam bu noktada ortaya çıkan otoimmün hastalıklar, modern tıbbın en büyük bilmecelerinden biri olmaya devam ediyor.

Atatürk Üniversitesi’nde yürütülen bu doktora çalışması, ankilozan spondilit, Behçet hastalığı ve Tip 1 diyabet gibi üç önemli otoimmün hastalıkta, bağışıklık sisteminin kendi HLA moleküllerine karşı antikor üretip üretmediğini araştırarak bu bilmeceye bilimsel bir yanıt arıyor.

HLA Antijenleri: Bağışıklık Sisteminin Kimlik Kartı

İnsan Lökosit Antijenleri (HLA), bağışıklık sisteminin “kimlik tanıma” mekanizmasının merkezinde yer alıyor. Bu moleküller sayesinde bağışıklık hücreleri, vücuda ait olanla olmayanı ayırt edebiliyor.

Ancak tolerans mekanizmalarının bozulduğu durumlarda, bağışıklık sistemi bu hayati molekülleri hedef almaya başlayabiliyor. İşte bu noktada anti-HLA antikorları, bağışıklık sistemindeki sessiz kırılmaların biyolojik izleri olarak karşımıza çıkıyor.

Üç Otoimmün Hastalık, Tek Soru: Anti-HLA Antikorları Var mı?

Çalışmada;

  • 100 Ankilozan Spondilit hastası

  • 100 Behçet hastası

  • 60 Tip 1 Diyabet hastası

  • 100 sağlıklı kontrol bireyi

olmak üzere toplam 360 kişiden alınan serum örnekleri analiz edildi.

Anti-HLA antikorlarının varlığı, günümüzde organ nakli immünolojisinde altın standart olarak kabul edilen Luminex PRA (Panel Reaktif Antikor) yöntemiyle araştırıldı.

Luminex PRA: Antikorları Görünür Kılan Yüksek Hassasiyetli Teknoloji

Geleneksel yöntemlerden farklı olarak Luminex PRA, çok sayıda HLA antijenini aynı anda değerlendirebilen, floresan temelli yüksek duyarlılığa sahip bir analiz sistemi sunuyor.

Bu sayede yalnızca antikor varlığı değil, HLA sınıf I ve sınıf II antikorlarının dağılımı da ayrıntılı biçimde ortaya konabiliyor.

Bulgular Ne Gösterdi? Beklenenin Aksine Sessiz Bir Sonuç

Araştırma sonuçlarına göre:

  • Her üç hasta grubunda da anti-HLA sınıf I ve/veya sınıf II antikorları saptanan bireyler bulundu.

  • Ancak bu antikorların görülme sıklığı, sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadı.

Başka bir ifadeyle, incelenen bu üç otoimmün hastalıkta anti-HLA antikorları sistematik ve ayırt edici bir biyobelirteç olarak öne çıkmadı.

Bu Sonuç Neden Önemli?

Otoimmün hastalıklar çoğu zaman HLA genleriyle güçlü biçimde ilişkilendirilse de, bu çalışma genetik yatkınlık ile antikor yanıtı arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor.

Araştırma, HLA ile ilişkili hastalıklarda her zaman ölçülebilir bir anti-HLA antikor yanıtı gelişmeyebileceğini göstererek, otoimmünitenin sanılandan çok daha çok katmanlı ve karmaşık bir biyolojik süreç olduğunu ortaya koyuyor.

Bilim İçin Açılan Yeni Bir Kapı

Bu doktora çalışması, negatif veya anlamlı fark içermeyen sonuçların da bilimsel değer taşıdığını güçlü biçimde hatırlatıyor.

Otoimmün hastalıklarda anti-HLA antikorlarının rolü, ileride daha geniş hasta grupları, farklı klinik evreler ve ileri immünolojik parametrelerle yeniden ele alınması gereken bir alan olarak bilim dünyasına bırakılıyor.

Kaynak

Kızılkaya, M. (2023).
Otoimmün Hastalık Olan Ankilozan Spondilit, Behçet ve Tip 1 Diyabette Anti-HLA Antikor Varlığının Tespit Edilmesi.
Doktora Tezi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, Atatürk Üniversitesi, Erzurum. Tez No; 837680