Türkiye’de alacaklıların kâbusu haline gelen "geç gelen adalet" ve "paranın pul olması" devri kapanıyor. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, borçlu-alacaklı ilişkilerini kökünden değiştirecek emsal niteliğinde bir karara imza attı.

Ekonomik dalgalanmaların ve yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde, borcunu zamanında alamayan vatandaş, mahkeme kararıyla faiz alsa bile parası eriyordu. Yıllarca süren davalar sonunda ele geçen para, ilk günkü alım gücünün çok altında kalıyordu. Yargıtay’ın yeni kararı, işte bu mağduriyeti bitiriyor.

"Paramı Döviz Yapacaktım" Demenize Gerek Yok

Eskiden mahkemeler, alacaklının "ekstra zararını" (hukuk dilinde munzam zarar) talep edebilmesi için somut ispat istiyordu. Yani alacaklının, "Param zamanında gelseydi altın alacaktım, zararım var" diyerek bunu kanıtlaması gerekiyordu. Bu da pratikte neredeyse imkansızdı.

Ancak Yargıtay’ın yeni içtihadına göre artık ispata gerek yok. Mahkeme, "Enflasyonist ortamda hiç kimse parasını yastık altında tutmaz; ya altına, ya dövize ya da bankaya yatırır" diyerek alacaklıyı haklı buldu.

Zarar Nasıl Hesaplanacak?

Bu karar borçluları üzerken, alacağını tahsil edemeyenleri sevindirecek. Borcunu geciktiren kişi, artık sadece düşük kalan yasal faizi ödeyip kurtulamayacak. Mahkeme şu "sepet" hesabını yaparak aradaki farkı da borçluya ödetecek:

  1. Enflasyon oranları (TÜFE-ÜFE)

  2. Dolar ve Euro kurundaki artış

  3. Altın fiyatlarındaki yükseliş

  4. Bankaların mevduat faizleri

  5. Asgari ücret artış oranları

Tüm bu verilerin ortalaması alınacak. Eğer bu ortalama, yasal faizden yüksekse, borçlu aradaki farkı "enflasyon tazminatı" olarak alacaklıya ödeyecek.

Neden Önemli?

Bu karar, borcunu ödemeyip "Nasıl olsa dava yıllar sürer, faizi de enflasyonun altında kalır, parayı kullanırım" diyen kötü niyetli borçluların yolunu kapatıyor. Adalet Bakanlığı’nın da bu içtihadı temel alarak yasal bir düzenleme yapması ve vatandaşları tek tek dava açma yükünden kurtarması bekleniyor.

Muhabir: Sümeyra İÇER