Uluslararası ilişkiler ve siyasi coğrafya literatürüne sarsıcı bir bakış açısı getiren kapsamlı bir bilimsel araştırma, devletler arası rekabetin haritalar üzerindeki zahiri sınırlarından çok daha derin, söylemsel ve zihinsel katmanlarda yürütüldüğünü gözler önüne seriyor. Geleneksel güç dengesi analizlerini kökten sarsan bu yeni çalışma, coğrafyanın yalnızca fiziksel bir alan değil, iktidar odakları tarafından inşa edilen hayali bir kurgu olduğunu kanıtlıyor.

Haritaların Arkasındaki Gizli Savaş: Söylem ve Kimlik

Bilimsel analizler, dünya siyasetini anlamlandırma çabasında klasik jeopolitiğin yetersiz kaldığını, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde tehditlerin ve ittifakların katı sınırlarla açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Araştırma, ulus devletlerin dış politika hamlelerini mercek altına alırken, coğrafi mekanların tarafsız olmadığını, aksine kimlik, sınır ve söylem üçgeninde yeniden üretildiğini savunuyor. Buna göre, çizilen her sınır ve yapılan her coğrafi tanım, arkasında güçlü ideolojik tahayyüller barındırıyor.

Araştırma, coğrafi mekânın doğanın bir lütfu değil, küresel ve bölgesel aktörlerin hegemonya kurma mücadelesinde ürettiği söylemsel bir metin olduğunu kanıtlamakta.

Türkiye ve Avrupa Birliği'nin Bosna-Hersek Arenası

Bosna-Hersek coğrafyası, Doğu ile Batı arasında tarihi bir kavşak noktası olması ve çok kimlikli yapısı nedeniyle küresel aktörlerin kamp kurduğu stratejik bir laboratuvar niteliği taşıyor. Yapılan bilimsel incelemeler, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin bu bölgeye yönelik politikalarının basit ekonomik veya askeri çıkar çatışmalarına indirsterilemeyeceğini gösteriyor. İki aktör de Bosna-Hersek'i kendine özgü tarihsel algılar ve mekânsal temsiller üzerinden kurguluyor.

Avrupa Birliği bölgede anayasal reformlar, barış gücü misyonları ve entegrasyon süreçleri üzerinden normatif bir kimlik inşası yürütürken; Türkiye ise ortak tarihsel geçmiş, kültürel bağlar ve yumuşak güç unsurlarıyla (TİKA, Yunus Emre Enstitüsü vb.) bölgede etkin bir jeopolitik cazibe alanı yaratmaktadır. Ancak bu durum, alanda kaçınılmaz bir rekabet ve söylemsel gerilim üretmektedir.

Erzincan Literatürünün Sağladığı Akademik Derinlik

Bölgesel dinamiklerin ve Dayton Barış Antlaşması sonrasında ortaya çıkan anayasal açmazların incelenmesinde, Türk akademisinin uluslararası hukuk ve siyaset bilimine kattığı zengin birikim büyük rol oynamaktadır. Özellikle Erzincan merkezli akademik yayınlarda ve hukuk fakültesi dergilerinde ele alınan Dayton sisteminin yapısal tıkanıklıkları, bu bilimsel araştırmanın teorik omurgasını güçlendiren kilit referanslar arasında yer almaktadır. Bu durum, yerel akademik üretimin küresel jeopolitik tartışmalarına ne denli güçlü bir ışık tuttuğunu açıkça göstermektedir.

Zihinsel Sınırlar ve Geleceğin Küresel Düzeni

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, devletlerin dış politika kararlarını alırken fiziksel topraklardan ziyade zihinlerde yaratılan "hayali coğrafyalara" ve tarihten süzülen algılara göre hareket ettiğini kanıtlamasıdır. Sırp Cumhuriyeti'nin ayrılıkçı söylemleri, Hırvatların üçüncü unsur olma talepleri ve ülkenin karmaşık yasama-yürütme mekanizmaları, bu söylemsel kurgunun somut kriz alanlarını oluşturmaktadır. Bilim dünyası için yepyeni bir ufuk açan bu yaklaşım, uluslararası krizlerin çözümünün yalnızca askeri veya diplomatik müdahalelerle değil, ancak arkalarındaki jeopolitik tahayyüllerin yapısöküme uğratılmasıyla mümkün olabileceğini savunmaktadır.

Çiftçinin Yeni Umudu: Kuraklığa Meydan Okuyan "Mucize Bitki"
Çiftçinin Yeni Umudu: Kuraklığa Meydan Okuyan "Mucize Bitki"
İçeriği Görüntüle

Kaynaklar

  • Sirkeci, M. (2025). Bosna-Hersek'te Türkiye ve Avrupa Birliği Rekabetinin Eleştirel Jeopolitiğe Göre İncelenmesi. Doktora Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.

  • Gedik, Ö. & Köküsarı, İ. (2014). 14 Aralık 1995 Dayton Anlaşması ile Oluşturulan Hükümet Biçiminin Bosna Pratiğindeki Sorunları ve Çözüm Önerileri. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, XVIII(1-2), s. 25-61. Tez No; 999995

Muhabir: Merve Kiraz