Erzincan’ın manevi kalbi Terzibaba Mezarlığı, rüzgarın fısıldadığı asırlık sırları ve Osmanlı döneminden günümüze ulaşan nakış nakış işlenmiş mezar taşlarıyla adeta zamanın durduğu bir tarih sahnesi... Bu kadim kabristanda toprağa emanet edilen her bedenin, dikilen her taşın ardında derin bir yaşanmışlık, unutulmaya yüz tutmuş ayrı bir hikaye yatıyor. İşte sessizliğe bürünmüş o taşlardan biri, sıradan bir vedayı değil; vatan savunmasında devleşen bir kahramanın, tarihe "Çöl Kaplanı" olarak geçen Medine Müdafii Fahreddin Paşa'nın yürek yakan evlat acısını 125 yıl öteden günümüze taşıyor.
1901 yılında Erzincan'da görevliyken henüz bebek yaştayken kaybettiği minik kızı Fatma'yı bu topraklara emanet eden Paşa'nın hüzün dolu anısı, bugün aynı mezar taşının önünde sessizce yankılanmaya devam ediyor. Tarih sayfalarına adını altın harflerle yazdıran Fahreddin Paşa, sadece savaş meydanlarındaki destansı direnişiyle değil, yüreğinde taşıdığı bu derin kayıpla da hafızalara kazınıyor.
Küçük kızını Terzibaba Makamı'nın hemen yanına defneden Paşa, evladının mezarı başında o çok bilinen hüzünlü fotoğrafı çektirmişti. Aradan geçen bir asrı aşkın zamana rağmen o taş, bir babanın feryadının en somut belgesi olarak duruyor.
Mezar taşında yer alan, "Fatımam, ey gülistan-ı bahtımın nilüferi! / Bağ-ı ömründe seni pek geç bulan bedbaht baban, ah edip kan ağlıyor yokluğunla gece gündüz" şeklindeki dizeler okuyanların yüreğini burkuyor.

Evlat acısından doğan sarsılmaz bir inanç
Erzincan'da evladını toprağa vererek en büyük yıkımlardan birini yaşayan o acılı baba, yıllar sonra Birinci Dünya Savaşı'nın en zorlu cephelerinden birinde, tarihin akışını değiştiren bir figür olarak sahneye çıktı. 1916-1919 yılları arasında Medine'yi kuşatan isyancılara ve İngiliz destekli güçlere karşı dillere destan bir savunma hattı kurdu.
Çekirge yiyerek direndiler
Tarihi kaynaklar, Medine Müdafaası sırasında Fahreddin Paşa ve askerlerinin çektiği sıkıntıların boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Düşman çemberi daraldıkça ve Hicaz Demiryolu bombalanıp şehre erzak girişi kesildiğinde Paşa, askerleriyle birlikte çöl çekirgesi yiyerek hayatta kalmış ve direnişten asla taviz vermemişti. Açlık, hastalık ve yoklukla geçen aylar boyunca o sadece bir komutan değil, askerlerine umut aşılayan manevi bir direk oldu.
Kutsal Emanetler'in koruyucusu
Paşa'nın askeri dehası sadece savunmada değil, stratejik öngörüsünde de kendini gösterdi. Şehrin düşme ve yağmalanma ihtimaline karşı Hz. Muhammed'in (S.A.V.) kabrindeki ve Harem-i Şerif'teki paha biçilemez Kutsal Emanetler'i büyük bir gizlilikle iki bin askerin korumasında İstanbul'a ulaştıran kişi bizzat kendisiydi.
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından hükümetten ve Padişah'tan ardı ardına gelen "teslim ol" emirlerini elinin tersiyle iten Fahreddin Paşa, inancı uğruna kendi bildiği doğrudan şaşmadı. Erzincan toprağına emanet ettiği küçük kızı Fatma'nın kabri, bugün sadece tarihi bir mezar değil; vatanı ve değerleri için her türlü fedakarlığı göze alan abidevi bir kahramanın insani yönünü de simgeleyen çok kıymetli bir durak.





