Gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olan televizyonun, toplumsal şiddet olgusunu sadece yansıtmakla kalmayıp onu yeniden inşa ettiği bilimsel bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Gül Döker tarafından tamamlanan "Şiddete Maruz Kalan Kadınlar: Televizyon İçeriklerinin Etkisine Yönelik Fenomenolojik Bir Araştırma" başlıklı doktora tezi, oturma odalarımızdaki o "masum" kutunun, şiddet mağduru kadınların hayatında nasıl bir yıkıma yol açtığını fenomenolojik bir derinlikle mercek altına alıyor.

Şiddeti bizzat deneyimleyen kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan bu çalışma, medya içeriklerinin şiddet eylemi üzerindeki "katalizör" etkisini bilimsel verilerle kanıtlıyor.

Tanımlanamayan Görünmez Pranga

Araştırmanın en şaşırtıcı bulgularından biri, şiddet mağduru kadınların şiddet türlerini algılama biçimlerinde gizli. MAXQDA programı aracılığıyla yapılan analizler, kadınların tümünün fiziksel ve psikolojik şiddeti net bir şekilde tanımlayabildiklerini göstermektedir. Ancak, kadınların büyük bir çoğunluğu "ekonomik şiddeti" tanımlamakta güçlük çekmekte ve cinsel şiddet hakkında konuşmaktan kaçınmaktadır. Bu durum, toplumsal cinsiyet rollerinin ekonomik baskıyı nasıl normalleştirdiğini ve kadının bu baskıyı şiddet olarak nitelendirmesinin önündeki engelleri bilimsel olarak ortaya koymaktadır.

Şiddeti Meşrulaştıran ve Tetikleyen Mekanizma

Tez kapsamında elde edilen veriler, televizyonda gösterilen kadına yönelik şiddet içeriklerinin üç temel fonksiyonu olduğunu saptamıştır: Şiddeti tetiklemek, normalleştirmek ve doğrudan sebep olmak. Katılımcılar, bu yayınların erkekler üzerinde asabilik, kıskançlık ve aşağılama gibi olumsuz davranış kalıpları oluşturduğunu bildirmektedir. Bilimsel bulgular, televizyon ekranlarının şiddet konusunda erkeğe bir tür "cesaret" verdiğini ve şiddet eylemini sıradanlaştırdığını doğrulamaktadır.

Medya Kadını Neden Yalnızlaştırıyor?

Araştırmanın "ufuk açıcı" bir diğer sonucu ise medya içeriklerinin kadın psikolojisi üzerindeki felç edici etkisidir. Şiddet içerikli programlar, sanılanın aksine kadınlarda bir bilinçlenme yaratmak yerine; kendini yalnız ve yetersiz hissetme, çevreden soyutlanma ve suçu kendinde arama gibi ağır psikolojik etkiler yaratmaktadır. Bu yayınlar, kadınların yaşadıkları şiddeti ailelerine veya yetkililere bildirmek yerine gizlemelerine neden olan bir "korku iklimi" inşa etmektedir. Katılımcıların çoğu, televizyonun yarattığı bu atmosfer nedeniyle geçmiş travmalarını hatırlamakta ve sosyalleşme yetilerini kaybetmektedir.

Taklit Edilen Bir Eylem Olarak Şiddet

Bilimsel temelini "Sosyal Öğrenme Kuramı"ndan alan çalışma, şiddetin sadece genetik veya içgüdüsel bir dürtü değil, çevreden ve medyadan öğrenilen bir davranış kalıbı olduğunun altını çizmektedir. Televizyon ekranlarında öfke dolu ve saldırgan sembolik rol modellerin sürekli sunulması, bu modellerin toplumsal hayatta taklit edilmesini kolaylaştırmaktadır. Döker'in araştırması, medya içeriklerinin kadın ve erkek arasında bir tür "düşmanlık" yarattığını ve toplumsal huzuru derinden sarstığını akademik bir dille tescillemektedir.

Bu özel haber tadındaki bilimsel inceleme, televizyon yayıncılığının sadece bir reyting yarışı olmadığını, aynı zamanda insan hakları ve toplum sağlığı üzerinde doğrudan etkili bir sorumluluk alanı olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

Kaynak: DÖKER, Gül (2024). Şiddete Maruz Kalan Kadınlar: Televizyon İçeriklerinin Etkisine Yönelik Fenomenolojik Bir Araştırma. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Bilimleri Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Kayseri. Tez No; 932307

Muhabir: Merve Kiraz