Tüplü Televizyon: Bunu açmak için kalkıp yanına gitmen, kanalı değiştirmek için de düğmesini 'çıt çıt' çevirmen gerekiyordu. Kumanda? O sadece babamızın uzanamadığı zaman bizi çağırmak için kullandığı bir kelimeydi.
Bugünkü Karşılığı: Netflix & 4K OLED TV. (Artık televizyonu açmak için iki kumanda, bir sesli komut ve şifre girmek gerekiyor. Hangi dönem daha kolay, tartışılır.)

Teyp Kasetleri: Radyonun başında saatlerce bekleyip en sevdiğin şarkıyı kaydetmek. Tam nakarat girerken DJ'in konuşması sinir krizi sebebiydi. Sevgiliye yapılan özel kaset, günümüzün Spotify çalma listesinden 10 kat daha değerliydi.
Bugünkü Karşılığı: YouTube Music / Spotify Playlist. (Sonsuz seçenek var ama hiçbiri için radyo başında nöbet tutmadık.)

Walkman: O anki ruh haline göre şarkı atlayamazdın. Kaseti çıkarmak, ters çevirmek ve geri sarmak için 'vınnn' diye ses çıkarana kadar beklemek zorundaydın. Pilin bittiğini de şarkının sesi yavaşlayıp canavarlaşınca anlardın.
Bugünkü Karşılığı: Spotify Premium. (İstediğin an istediğin şarkı, üstelik ütü yapan robot sesine dönüşme derdi yok.)

Disket: Tüm okul ödevin, birkaç oyun kaydın ve belki de geleceğin bu küçücük şeyin içindeydi. Ta ki bir gün 'Disket biçimlendirilmemiş' hatası verene kadar. 1.44 MB'lık alana bugün bir WhatsApp sticker paketi sığmaz.
Bugünkü Karşılığı: Bulut Depolama (Google Drive). (Artık terabaytlarca veriyi cebimizde taşıyoruz. Ama itiraf edelim, hiçbiri o 'tık' sesi kadar tatmin edici değil.)

Disket Kutusu: Her disket sadece 1.44 MB veri depolayabiliyordu. Yani bir Word belgesi, belki iki fotoğraf. Bu yüzden her şey için ayrı disket alırdık: 'Oyunlar', 'Ödevler', 'Müzikler'... Disket yetmediği için de bu kutulara ihtiyaç duyardık. Koleksiyon yapar gibi disket biriktirir, üzerlerine tükenmez kalemle ne olduğunu yazardık. O kutuya bakmak, bugünkü Dosya Gezgini'nde 'Belgelerim' klasörünü açmak gibiydi. Bilginin fiziksel haliydi. Bir proje teslim edeceğinde bu kutuyu hocaya vermek kutsal bir ritüeldi. 'İçinde virüs var mı?' korkusu ise çağın en büyük gerilim filmiydi.
Bugünkü Karşılığı: USB-C Flash Bellek / WeTransfer, Bulut Depolama & Harici SSD. Islak imza gibi, bilginin fiziksel teslimi de dijitalleşti. Artık link atıyoruz.
(Ve cebimizdeki 1 TB'lık SSD bile 'acaba yeter mi?' dedirtirken, o günlerde 1.44 MB'lık disketlerle hayatımızı sığdırdığımız o kutuları düşünmek inanılmaz geliyor. Arşiv dediğin şey artık fiziksel bir kutu değil, bir abonelik ücreti.)

Tuğla Telefon: Bununla sadece arama yapıp mesaj atılırdı. Ama en büyük olayı, betona düşünce betonun parçalanmasıydı. Şarjı 4 gün giderdi. TikTok, Instagram yoktu ama Yılan Oyunu'nda rekor kırmak dünyanın en büyük başarısıydı.
Bugünkü Karşılığı: iPhone 15 Pro Max. (Düşünce ekranı çatlayan, şarjı günü zor çıkaran ama Mars'ın fotoğrafını çekebilen cam parçası.)

Ankesörlü Telefon & Jeton: Sevgiliyle konuşmak için ev telefonu riskliydi, çözüm ankesördü. Ama ya kuyruk olurdu ya da konuşurken 'bip bip' diye uyarı verir, 'Kontörüm bitiyor aşkım, ne olur beni ara' derdin. Jeton yuttuğu an hayat biterdi.
Bugünkü Karşılığı: WhatsApp Görüntülü Konuşma. (Sınırsız, kesintisiz ve en önemlisi arkadan 'Kontörünüz bitmek üzeredir' sesi gelmeden...)

CRT (Tüplü) Bilgisayar Monitörü: Bu canavarın arkası koca bir çıkıntıydı. Masaüstünde yer kalmazdı. En büyük eğlence, ekranı manyetik olarak temizle butonuna basıp çıkan 'bzzzz' sesini dinlemekti. Gözlerimizin neden 0.5 derece bozulduğunu şimdi anlıyorsunuz.
Bugünkü Karşılığı: IPS Monitör (Ultra İnce Çerçeveli). Neredeyse kağıt inceliğinde, göz kırptırmayan... Özleniyor mu? Tartışılır...

Su Oyunu (Halka Geçirmece): Dijital detoksun atası. Tek amacı basit bir düğmeye basarak minik halkaları çubuklara geçirmekti. Ne internet isterdi ne de güncelleme. Sinir stres, hepsi bu minik kutunun içinde erirdi.
Bugünkü Karşılığı: Candy Crush Saga. (Milyonlarca renk, patlama efekti, ama aynı basit bağımlılık. Sadece daha fazla reklam var.)

Desenli Okul Defteri: Bu defterin üzerindeki tüylü, hologramlı desenler hepimizi hipnoz ederdi. Versatil kalemin ucunu çıkarıp üflemek, derse konsantre olmaktan daha önemliydi. Silgi artığı yığınları ise masanın vazgeçilmez dekoruydu. Hatta o artıklardan yeniden silgi yapmaya çalışanlarımız bile vardı.
Bugünkü Karşılığı: iPad & Apple Pencil. (Ne silgi tozu var ne de ucunu çiğneyip mahvetme derdi. Ama o defter kokusu hiçbir uygulamada yok.)

Yorumlar