Mimar Sinan’ın yüzyıllar önce inşa ettiği cami, köprü ve medreselerde kullandığı ahşap aksamların, günümüze kadar nasıl çürümeden, kurtlanmadan ve hiçbir kimyasal verniğe ihtiyaç duymadan gelebildiği sorusu nihayet bilimsel bir yanıt buldu. Yapılan araştırmalar, mimarlık tarihimizin en büyük dehasının sırrının, kullanılan ağacın cinsinde değil, o ağacın "ne zaman kesildiği" bilgisinde saklı olduğunu ortaya koydu.
Sır ağaçta değil, gökyüzünde
Edinilen bilgilere göre, Osmanlı mimarisinin temel taşlarından biri olan ahşap kullanımı, rastgele bir tedarik zincirine değil, hassas bir astronomik takvime dayanıyordu. Mimar Sinan ve dönemin ustaları, ağaç kesimlerinde Ay’ın Dünya üzerindeki çekim gücünü (gel-git etkisini) esas alıyordu.
Modern bilimin de doğruladığı verilere göre; Dolunay zamanı ağaçlar "uyanık" faza geçiyor. Ay’ın çekim gücüyle birlikte ağacın öz suyu ve nişastası gövdede toplanıyor. Bu durum, ağacı nemli hale getirirken, böcekler ve kurtlar için de cezbedici, besin dolu bir ortam yaratıyor. Dolunayda kesilen ağaç bu yüzden kısa sürede çürüyor ve böcekleniyor.
Dayanıklılığın formülü: Ay karanlığı
Mimar Sinan’ın eserlerindeki asırlık dayanıklılığın anahtarı ise "Ay Karanlığı" (Yeni Ay) döneminde gizli. Ay’ın ışığının kaybolduğu ve çekim gücünün en aza indiği bu günlerde, ağacın öz suyu tamamen köklere çekiliyor.
Bu evrede kesilen ağaçta su ve şeker barınmadığı için geriye son derece yoğun, sert ve kuru bir malzeme kalıyor. Öz suyu çekilmiş bu kütükler, doğal bir koruma kalkanına sahip oluyor; ne kurtlanıyor ne de çürüyor.
Biz unuttuk, Avrupa markalaştırdı
Osmanlı’nın "ağaçları ayla mühürlemek" anlamına gelen ve "Ay Mührü" olarak adlandırdığı bu kadim teknik, bugün Avrupa’da yeniden keşfedilerek ticari bir markaya dönüştü.
"Moon Wood" (Ay Ahşabı) adıyla bilinen bu teknik, özellikle İsviçre ve Avusturya’da oldukça popüler. Bu ülkelerde Ay takvimine göre kesilen ağaçlar, "Moon Wood" sertifikasıyla yüksek fiyatlardan alıcı buluyor. Yapılan bilimsel testlerde, bu yöntemle elde edilen ahşapların sadece böceklenmeye karşı değil, yangına karşı da diğer ahşaplara göre çok daha dirençli olduğu kanıtlanmış durumda.
Bu keşif, Mimar Sinan ve ecdadımızın sadece mimari geometriye değil biyolojiye ve de ne denli hakim olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.





