Müftü Vekili Rahmi Elen, Mevlid Gecesi dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak Hz. Muhammed'in hayatının ve sünnetinin insanlık için rehber olması gerektiğini vurguladı.

Rahmi Elen, mesajında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (a.s.) Rebîu’l-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi dünyaya geldiğini hatırlattı. O dönemde insanlığın değer ölçülerini yitirdiğini, ahlakın kokuştuğunu ve dünyanın karanlıklar içinde kurtarıcı beklediğini belirten Elen, Hz. Peygamber’in gönderilişinin Yüce Allah’ın büyük bir lütfu olduğunu kaydetti.

Yirmi üç yıllık peygamberlik dönemi boyunca putperestliğin yerine tevhidi, zulmün yerine adaleti getirme gayreti içinde olunduğunu ifade eden Elen, "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyuran Hz. Peygamber’in güzel ahlakıyla insanlığa örnek olduğunu belirtti.

Mevlid Gecesi’ni anmanın sadece mevlid okumak, ilahiler söylemek ve kandil simidi dağıtmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Elen, asıl maksadın O'nun evrensel mesajını ve yüksek ahlakını hayatımızda uygulama azmini tazelemek olduğunu kaydetti. Mesaj, Mevlid Gecesi’nin İslam âleminin birlik ve beraberliğine vesile olması temennisiyle sona erdi.

İşte Rahmi Elen'in yayınladığı anlam dolu o mesaj;

Erzincan Belediyesi’nden 96 Çocuğa Ücretsiz Sünnet Hizmeti
Erzincan Belediyesi’nden 96 Çocuğa Ücretsiz Sünnet Hizmeti
İçeriği Görüntüle

𝑹𝒂𝒉𝒎𝒂̂𝒏 𝒗𝒆 𝑹𝒂𝒉𝒊̂𝒎 𝒐𝒍𝒂𝒏 𝑨𝒍𝒍𝒂̂𝒉’ı𝒏 (ﷻ) 𝑨𝒅ı𝒚𝒍𝒂…

24 Ağustos 2026 Pazartesi günü akşamı (bu gece) Mevlid Gecesi... Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’in, kameri takvime göre doğduğu gecedir. Hz. Peygamber, kamerî aylardan Rebîu’l-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi Mekke’de dünyaya gelmiştir. İnsanlık tarihinin en önemli olaylarından birisi, O’nun kutlu doğumudur.

Çünkü O’nun dünyaya geldiği dönemde insanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık gönülleri karartmış, Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlâk tamamen kokuşmuştu. Kadınlar itilip kakılıyor, her türden aşağılanmaya maruz kalıyordu. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülüyordu. Dünyada insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey olan huzur, can ve mal güvenliği kalkmış gibiydi. Dünyanın birçok köşesi kanlı boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın ıslâhı bir peygamberin gönderilmesine muhtaçtı. Bütün ümitler, Yahudi ve Hristiyan dinlerinin müjdelediği âhir zaman peygamberine yönelmişti. Bütün dünya karanlıklar içinde, bu kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu.

İşte Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), böyle bir zamanda dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahı gerçekten de nurlu bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meş’alesi olan Sevgili Peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “𝑨𝒏𝒅𝒐𝒍𝒔𝒖𝒏, 𝑨𝒍𝒍𝒂𝒉, 𝑴𝒖̈’𝒎𝒊𝒏𝒍𝒆𝒓𝒆 𝒌𝒆𝒏𝒅𝒊 𝒊𝒄̧𝒍𝒆𝒓𝒊𝒏𝒅𝒆𝒏; 𝒐𝒏𝒍𝒂𝒓𝒂 𝒂̂𝒚𝒆𝒕𝒍𝒆𝒓𝒊𝒏𝒊 𝒐𝒌𝒖𝒚𝒂𝒏, 𝒐𝒏𝒍𝒂𝒓ı 𝒂𝒓ı𝒕ı𝒑 𝒕𝒆𝒓𝒕𝒆𝒎𝒊𝒛 𝒚𝒂𝒑𝒂𝒏, 𝒐𝒏𝒍𝒂𝒓𝒂 𝑲𝒊𝒕𝒂̂𝒃 𝒗𝒆 𝒉𝒊𝒌𝒎𝒆𝒕𝒊 𝒐̈𝒈̆𝒓𝒆𝒕𝒆𝒏 𝒃𝒊𝒓 𝒑𝒆𝒚𝒈𝒂𝒎𝒃𝒆𝒓 𝒈𝒐̈𝒏𝒅𝒆𝒓𝒎𝒆𝒌𝒍𝒆 𝒃𝒖̈𝒚𝒖̈𝒌 𝒃𝒊𝒓 𝒍𝒖̈𝒕𝒖𝒇𝒕𝒂 𝒃𝒖𝒍𝒖𝒏𝒎𝒖𝒔̧𝒕𝒖𝒓. 𝑶𝒚𝒔𝒂 𝒐𝒏𝒍𝒂𝒓, 𝒅𝒂𝒉𝒂 𝒐̈𝒏𝒄𝒆 𝒂𝒑𝒂𝒄̧ı𝒌 𝒃𝒊𝒓 𝒔𝒂𝒑ı𝒌𝒍ı𝒌 𝒊𝒄̧𝒊𝒏𝒅𝒆 𝒊𝒅𝒊𝒍𝒆𝒓.” (Âl-i İmrân; 3/164) Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “O, âlemlerin Rabbinden, âlemlere rahmet olarak gönderildi.”

Hz. Peygamber, yirmi üç yıllık peygamberlik dönemi boyunca putperestliğin yerine tevhidi, zulmün yerine adâleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, sürtüşmenin yerine dayanışmayı getirme gayreti içinde olmuştur. Toplumda barışın hâkim olmasını hedeflemiştir. Doğruluk, nezâket, güvenilirlik, adalet, hoşgörü ve cömertlik gibi ahlâkî davranışlarıyla insanlara örnek olmuştur. Buna karşılık; kan dâvâsı, gasp, soygun, şiddet, intikam, kin beslemek, içki, kumar, hırsızlık, yetim malı yemek, yalan, gıybet, çekememezlik, koğuculuk gibi fert ve toplumun huzurunu bozan davranışlarla mücadele etmiştir. Bütün bu faaliyetlerin sonucu olarak, vahyin ışığında, mükemmel kişiliğiyle ekonomik, sosyal, kültürel ve ahlâkî alanlarda gerçekleştirdiği faaliyetler sayesinde “cahiliyye” olarak nitelendirilen ve temel özellikleri; bilgisizlik, putperestlik, kabîle asabiyeti, zorbalık, zulüm, haksızlık, başıbozukluk, merkezî otoriteden yoksunluk, adaletsizlik, barış ve nizamdan uzak bir hayat, çocukları öldürmek, vahşice hareketler, kan davası gibi davranışlar olan bir dönemi kapatarak yerine barış ve huzurun hâkim olduğu yepyeni bir toplum oluşturmuştur.

O, gayr-i müslimlere dînî, hukûkî ve adlî özerklik vererek, kültürel kimliklerini korumalarına müsaade etmesi ile çok sayıda dînî, kültürel grubun bir arada yaşayabileceğinin en güzel örneğini göstermiştir.

Bu davranışı ile ayrıca hoşgörünün gelişmesine öncülük etmiştir. Bu tutumu daha sonraki yüzyıllarda Müslümanlar için örnek olduğu gibi, öteki medeniyetler için de bir model teşkil etmiştir.

Peygamberimizin öğrettikleri sonraki asırlarda yaşayan Müslümanlar tarafından da tatbik edilerek insanlığa örnek olmaya devam etmişlerdir.

İnsanlığın günümüzde Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslâm sadece Kur’an’dan ibaret değildir. O, Hz. Peygamber’in şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat onun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. Bu açıdan, Hz. Peygamber’in ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O’nun bu konumu, Kur’an’da çeşitli açılardan dile getirilmiştir.

Hz. Peygamber olmadan, Kur’an’ı anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an’ı açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Peygamber’e tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca Allah’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenâb-ı Hak tanımıştır. O’nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risâlet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an’ın buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber’e itaatin ve onu örnek edinmenin bir gereğidir.

“𝐁𝐞𝐧 𝐠𝐮̈𝐳𝐞𝐥 𝐚𝐡𝐥𝐚̂𝐤ı 𝐭𝐚𝐦𝐚𝐦𝐥𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐠𝐨̈𝐧𝐝𝐞𝐫𝐢𝐥𝐝𝐢𝐦.” buyuran Hz. Peygamber’in, gerçekten, güzel ahlâkla yoğrulmuş hayat tecrübesini araştırmaya, ondan yararlanmaya, her zaman olduğu gibi bugün de çok ihtiyacımız vardır. Sevgili Peygamberimizi, O’nun güzel ahlâkını, davranış ve uygulamalarını, gelişen dünya şartlarına yön verecek, insanlığın problemlerine çözüm getirecek Kur’an-ı Kerim zenginliği ile yeniden tanımalı ve tanıtmalıyız. O, insanları bir tek Allah’a iman etrafında toplanmaya davet etmiş, muhabbet ve şefkatle birbirine bağlı, fazilet sahibi bir İslâm topluluğu meydana getirmiştir. O’nun büyüklüğü ve başarısı; en güzel usullerle doğru yollardan insanlığı iyiliğe davet etmesindendir.

Sevgili Peygamberimizin doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhiler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir. O’nun doğumunu anmaktan asıl maksat, evrensel olan risâletini, yüksek ahlâkını, fazîletini, adalet ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda uygulama azmini tazelemektir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Hz. Peygamber’in yolundan gitmektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: De ki: “𝑬𝒈̆𝒆𝒓 𝑨𝒍𝒍𝒂𝒉’ı 𝒔𝒆𝒗𝒊𝒚𝒐𝒓𝒔𝒂𝒏ı𝒛 𝒃𝒂𝒏𝒂 𝒖𝒚𝒖𝒏 𝒌𝒊, 𝑨𝒍𝒍𝒂𝒉 𝒅𝒂 𝒔𝒊𝒛𝒊 𝒔𝒆𝒗𝒔𝒊𝒏 𝒗𝒆 𝒈𝒖̈𝒏𝒂𝒉𝒍𝒂𝒓ı𝒏ı𝒛ı 𝒃𝒂𝒈̆ı𝒔̧𝒍𝒂𝒔ı𝒏. 𝑪̧𝒖̈𝒏𝒌𝒖̈ 𝑨𝒍𝒍𝒂𝒉 𝒄̧𝒐𝒌 𝒃𝒂𝒈̆ı𝒔̧𝒍𝒂𝒚𝒂𝒏𝒅ı𝒓, 𝒄̧𝒐𝒌 𝒎𝒆𝒓𝒉𝒂𝒎𝒆𝒕 𝒆𝒅𝒆𝒏𝒅𝒊𝒓.” (Âl-i İmrân; 3/31) Bu ayette de belirtildiği gibi, Allah’ı hoşnûd etmek, O’nun Peygamberine uymak ve O’nu örnek almakla mümkündür.

Mevlid Gecesi’nin Peygamber Efendimizin örnek hayatını rehber edinmemize ve O’nu doğru anlamamıza, mazlum durumunda olan kardeşlerimizin selamete ermesine, İslâm âleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Muhabir: Merve Kiraz