İznik’in (antik Nikaia) binlerce yıllık surları arasında yer alan Lefke Kapısı, yalnızca bir şehir girişi değil; Roma İmparatorluğu’nun gücünü, siyasî hesaplaşmalarını ve mimari ihtişamını yansıtan açık hava belgesi niteliği taşıyor. Nikaia surlarının dört ana kapısından biri olan Lefke Kapısı, katmanlı yapısıyla ziyaretçilerine adeta tarihin içinde bir yolculuk sunuyor.
Üç kapıdan oluşan Lefke Kapısı’nda, dış sur kapısı ile iç kapı arasında oval planlı bir avlu bulunuyor. Kente dışarıdan girişte karşılaşılan kapının iki yanında devşirme kabartmalar dikkat çekerken, hemen yanından su kemerleri aracılığıyla kente su sağlandığı görülüyor. Hem kemerler hem de suyun kente giriş noktası bugün hâlâ izlenebiliyor.
Kapının mezarlığa bakan cephesinde üst bölümde yer alan delikler ise savunma ve gözetleme amaçlı kullanımlara işaret ediyor. Kapı üzerindeki bilgi alanında yer alan altın ya da bronz harflerin ise Roma İmparatoru Septimius Severus ile rakibi Niger arasında yaşanan iç savaşın ardından söküldüğü biliniyor. Bunun nedeni, Nikaia kentinin kaybeden taraf olan Niger’i desteklemesi.
Yazıtlarda, “Gaius Cassius Chrestus’un çabasıyla yapımı tamamlanan bu eser, Prokonsül M. Plancius Varus tarafından imparatorların yüce evine ve eyaletin başkenti Nikaia’ya adandı” ifadeleri yer alıyor. Kapıdaki girişlerin hem yaya hem de araba trafiğine uygun şekilde düzenlenmiş olması, Lefke Kapısı’nın işlevselliğini de gözler önüne seriyor.
Roma mimarisinin tüm ihtişamını yansıtan nişli yapılar, burada sergilenen heykellerle birlikte Lefke Kapısı’nı sıradan bir girişten çıkarıp propaganda amaçlı anıtsal bir yapıya dönüştürüyor. Kapının taş döşemeli yolunda yürüyen ziyaretçiler, bir zamanlar imparatorların adlarının yankılandığı bu geçitte tarihle birebir temas kuruyor.
Günümüzde İznik’in doğusunda, Kılıçarslan Caddesi’nin sonunda yer alan Lefke Kapısı; Grekçe ve Latince yazıtları, heykel nişleri ve mimari detaylarıyla kentin Roma dönemindeki “metropolis” kimliğini gözler önüne seren en önemli yapılardan biri olarak öne çıkıyor.





