Modern tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan vücudu bazen tüm bilimsel açıklamaları çaresiz bırakan bir bilmeceye dönüşebiliyor. İşte tıp literatürüne "gizem" olarak geçen, gerçekliği kanıtlanmış ancak nedeni tam olarak çözülememiş o sıra dışı olaylar.
İnsan anatomisi ve fizyolojisi üzerine yüzyıllardır yapılan çalışmalar, hastalıkların çoğuna bir teşhis koymayı başardı. Ancak bazı vakalar var ki, tıp kitaplarının sayfaları arasında birer soru işareti olarak kaldı. Demir bir çubuğun beynini delip geçtiği adamdan, kanı hastane personelini zehirleyen kadına kadar, işte tıp tarihinin en ilginç vakaları...
Beyni Delip Geçen Demir Çubuk: Phineas Gage

Listemizin en başında, nörobilim dünyasının en meşhur hastası Phineas Gage yer alıyor. 1848 yılında bir demiryolu inşaatında çalışan Gage, yaşanan bir patlama sonucu korkunç bir kaza geçirdi. Yaklaşık 1 metre uzunluğunda ve 3 santimetre kalınlığındaki bir demir çubuk, Gage’in sol yanağından girip beyninin ön lobunu parçalayarak kafatasının tepesinden çıktı.
Olayın şok edici yanı ise Gage’in ölmemesiydi. Bilinci kapanmayan ve kazadan dakikalar sonra konuşabilen Gage, fiziksel olarak iyileşse de kişiliği tamamen değişti. Nazik ve çalışkan bir adamdan, sorumsuz ve küfürbaz birine dönüşen Gage vakası, beynin ön lobunun kişilik üzerindeki etkisini kanıtlayan ilk canlı örnek olarak tarihe geçti.
Acil Servisi Bayıltan Kan: "Zehirli Kadın" Gloria Ramirez

Tarihler 1994’ü gösterdiğinde, ABD’nin California eyaletindeki bir hastanede tıp tarihinin en tuhaf olaylarından biri yaşandı. İleri evre kanser hastası olan Gloria Ramirez, kalp çarpıntısı şikayetiyle acil servise getirildi. Hemşireler kan almak için Ramirez’in koluna iğne yaptıklarında, kanın içinde amonyak benzeri keskin bir koku fark ettiler.
Daha da garibi, alınan kan tüpünün içinde beyaz kristaller oluşmaya başladı. Bu kanla temas eden veya kokusunu alan doktorlar ve hemşireler birer birer bayılmaya başladı, bazıları yoğun bakımlık oldu. Hastane karantinaya alındı. Ramirez o gece hayatını kaybetti ancak kanının neden hastane personelini zehirlediği, "dimetil sülfoksit" teorisi ortaya atılsa da, tam anlamıyla hiçbir zaman netleştirilemedi. Ramirez kayıtlara "Toksik Kadın" olarak geçti.
Doymak Bilmeyen Adam: Tarrare

18. yüzyılda Fransa’da yaşayan Tarrare isimli bir adam, tıp dünyasını şaşkına çeviren bir iştaha sahipti. Ne kadar yerse yesin doymuyor ve kilo almıyordu. Sıradan yiyeceklerin ötesinde taş, mantar, canlı yılan ve hatta çatal-bıçak yiyebiliyordu.
Hastanede gözetim altına alınan Tarrare’a, iki kişinin yiyeceği yemekler veriliyor ancak o asla doymuyordu. Yapılan otopsilerde midesinin devasa boyutlarda olduğu, yemek borusunun ise anormal derecede geniş olduğu görüldü. Tarrare’ın bu durumu, bugün bile aşırı yeme bozukluklarının en uç örneği olarak kabul ediliyor.
Ölümcül Dans Salgını: Frau Troffea

Fiziksel bir hastalıktan ziyade toplumsal bir histeriyi andıran bu olay, 1518 yılında Strazburg’da yaşandı. Frau Troffea isimli bir kadın, sebepsiz yere sokakta dans etmeye başladı. Müziğin olmadığı bu dansa, bir hafta içinde 34 kişi daha katıldı. Bir ayın sonunda ise sayı 400’e ulaştı.
İnsanlar yorgunluktan, kalp krizinden veya inmeden ölene kadar dans etmeyi bırakamıyordu. Doktorlar o dönemde bunun "sıcak kan hastalığı" olduğunu söyleyerek insanları daha çok dans etmeye teşvik etti. Günümüzde bu vakanın, kitlesel bir psikojenik hastalık veya ergot mantarından kaynaklanan bir zehirlenme olduğu düşünülse de, yüzlerce insanın ölene kadar neden dans ettiği sorusu gizemini koruyor.
Tıp Dünyası Hâlâ Araştırıyor
Bilim insanları, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bu vakaları, modern teknolojinin imkanlarıyla yeniden analiz etmeye çalışıyor. Ancak insan vücudunun sınırları ve tepkileri, bazen bilimin öngörülerinin çok ötesine geçebiliyor. Bu vakalar, tıp dünyasına "henüz her şeyi bilmiyoruz" mesajını vermeye devam ediyor.





