20’li yaşlardaki o bitmek bilmeyen enerji, uykusuz gecelere rağmen ertesi gün ayakta kalabilme yeteneği, 40’lı yaşlara gelindiğinde yerini neden kronik bir yorgunluğa bırakıyor? The Conversation’da yayımlanan ve bilim dünyasında yankı uyandıran yeni bir araştırma, bu durumun ardındaki sır perdesini araladı. Uzmanlara göre 40’lı yaşlarda hissedilen o meşhur bitkinlik, aslında vücudun "yakıt" sistemindeki değişimle hayatın en stresli döneminin mükemmel bir fırtına gibi birleşmesinden kaynaklanıyor.

Enerji Santralleri Yavaşlıyor

Araştırma, 20’li yaşlarda vücudun enerji üretimi konusunda zirvede olduğunu vurguluyor. Yüksek kas kütlesi ve hücrelerin enerji santrali olan mitokondrilerin kusursuz çalışması sayesinde o yaşlarda hayat çok daha hafif geçiyor. Ancak 40’lı yaşlarla birlikte biyolojik tablo değişmeye başlıyor: Kas kütlesi azalıyor, hormonlar dalgalanıyor ve en önemlisi vücudu onaran o derin uyku süreci daha sık kesintiye uğruyor.

Beyin Yorgunluğu, Stres 1280X731

Sorumluluk Dağı Zirve Yapıyor

Yorgunluğun tek suçlusu biyoloji değil. Bilim insanları, bu yaş grubunun aynı zamanda kariyer basamaklarında yükselme çabası, çocukların büyümesi ve yaşlanan ebeveynlerin bakımı gibi "hayatın en yoğun talepleriyle" kuşatıldığına dikkat çekiyor. Yani vücudun enerji üretim kapasitesi doğal olarak azalırken, hayattan gelen yükler zirve yapıyor. Bu iki durumun çakışması ise kaçınılmaz bir kronik yorgunluk hissi doğuruyor.

60’lı Yaşlarda "İkinci Bahar" Müjdesi

Haberde ilerleyen yaşlar için sevindirici bir detay da yer alıyor. Uzmanlara göre bu bir "bedensel çöküş" değil, geçici bir geçiş süreci. 60’lı yaşlara gelindiğinde hayat temposunun yavaşlaması ve stres faktörlerinin azalmasıyla birlikte enerji seviyelerinde yeniden bir toparlanma görülebiliyor. Bu süreci en hafif şekilde atlatmanın formülü ise her zamanki gibi net: Düzenli egzersiz ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla vücudun enerji üretimini desteklemek.

Muhabir: Sümeyra İÇER