Travmatik anılar gerçekten unutulabilir mi, yoksa yalnızca farklı bir biçimde mi saklanır? Psikoloji dünyasında onlarca yıldır süren “bastırılmış anılar” tartışması, bugün hâlâ net bir yanıt bulabilmiş değil. Özellikle klinik alanda çalışan psikologlar ile akademik araştırmacılar arasındaki görüş ayrılığı, hafızanın nasıl çalıştığına dair temel bir soruyu gündeme taşıyor: Zihin, kendini korumak için yaşananları tamamen silebilir mi?
Araştırmalar, klinisyenlerin büyük bir bölümünün insanların terapi sürecinde bastırılmış anılarını hatırlayabileceğine inandığını gösterirken, akademik çevreler bu konuda daha temkinli. Onlara göre hafıza, bir video kaydı gibi gerçeği saklayan pasif bir sistem değil; yeniden inşa edilen, zamanla değişebilen ve yanıltılabilen bir süreç.
Travma Her Zaman Hatırlanmaz
Gündelik deneyimler, çoğu insanın kötü olayları ayrıntılarıyla hatırladığını düşündürse de bilimsel bulgular daha karmaşık bir tablo çiziyor. Orta düzeyde travmaların hafızayı güçlendirdiği bilinirken, aşırı travmaların tam tersine uzun süreli hafıza oluşumunu bozabildiği gösteriliyor. Bu tür durumlarda anılar, kronolojik bir hikâye olarak değil; bedensel duyumlar, yoğun duygular ya da belirsiz imgeler halinde saklanabiliyor.
Beyindeki amigdala ve hipokampus arasındaki ilişki, bu sürecin merkezinde yer alıyor. Aşırı stres altında hipokampusun anıyı bütünlüklü biçimde kaydetme kapasitesi azalırken, duygusal izler baskın hale geliyor. Bu da bazı kişilerin “unutmuş” gibi görünmesine, ancak yıllar sonra bir ses, koku ya da görüntüyle yoğun bir duygusal tepki yaşamasına neden olabiliyor.
Flashbackler ve Geri Dönen Anılar
Travmanın geri dönüşü her zaman net bir hatırlama şeklinde olmuyor. Flashback olarak bilinen bu deneyimler, kişinin olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi hissetmesine yol açabiliyor. Uzmanlara göre bu durum, travmatik anının zamanla diğer anılarla bütünleşememiş olmasının bir sonucu.
Öte yandan laboratuvar ortamında “sahte anılar” üretilebildiğini gösteren çalışmalar, terapide ortaya çıkan her hatırlamanın mutlak gerçek kabul edilmemesi gerektiğine işaret ediyor. Bu bulgular, özellikle çocukluk travmaları ve istismar iddiaları söz konusu olduğunda etik ve hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor.
TSSB ve Dissosiyatif Bozukluklar
Aşırı travmaya maruz kalan bazı bireylerde, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), dissosiyatif amnezi ya da dissosiyatif füg gibi klinik tablolar gelişebiliyor. Bu durumlarda unutma, bilinçli bir bastırmadan çok, beynin aşırı yük altında verdiği bir hayatta kalma tepkisi olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, travmadan iyileşmenin “unutmak” anlamına gelmediğini vurguluyor. Asıl hedef, hatırlandığında bile anının kişiyi yeniden alarma geçirmemesi. Bu noktada travma odaklı psikoterapiler ve EMDR gibi kanıta dayalı yöntemler, anıların daha bütünlüklü ve tolere edilebilir hale gelmesine yardımcı olabiliyor.
Hâlâ Yanıtlanmamış Bir Soru
Bastırılmış anılar gerçekten var mı, yoksa bu kavram hafızanın karmaşık doğasını açıklamak için mi kullanılıyor? Bilim dünyası bu soruya kesin bir yanıt veremese de, bir konuda hemfikir: Travma, hafızayı basit bir “hatırlama–unutma” ikiliğinin çok ötesine taşıyor. Ve bu alan, hâlâ keşfedilmeyi bekleyen pek çok bilinmez barındırıyor.