SOSYAL MEDYA PLATFORMLARI ÜZERİNE

Günümüzde artık sosyal medya platformları, hayatımızın her alanını olduğu kadar, dînî hayatımızı da o nispette etkisi altına almış durumdadır. Esâsen hayatın dînî olmaktan hâriç bir yönü olamaz. Yani, her hâlimiz islâmî şuur muvâcehesinde devam etmek durumundadır. Her türlü fikri ve fotoğrafı dilediği ve aklı estiği gibi sosyal medyada paylaşan insanların, artık dîni yaşantılarını bile bu mecrâlarda paylaşmaları değil, paylaşmamaları abes karşılanır oldu…

Fotoğrafını çekmek suretiyle duâlarımızı ve bedduâlarımızı, iyilik ve kötülükleri, sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi, yanlışları ve doğruları, yardımlarımızı ve yağcılıklarımızı… Her şeyi paylaşıyoruz! Neyin ne kadar doğru veya yanlış olduğunu, helal ya da haram penceresinden de bakarak paylaşmayı dikkate alıyor muyuz? Denilebilir ki artık, “Sosyal Medya Fıkhı” veya daha kapsamlı anlamda “Sosyal Medya Ahlâkı ve Hukûku” adıyla yeni bir eser yazmak icab ediyor.

İlâhi vahyin öğretmeni ve cihâd erlerinin rehberi Hz. Peygamber (s.a.v)’in yolundan ve izinden gitme şerefine nâil olamayan bahtsız Müslümanlar, modern dünyalarına giren tv, internet, telefon ve sosyal medyanın ahlaksız materyallerinin bombardımanına maruz kalmış ve bu etki neticesinde ziyâdesiyle bozulmuş ve sapıtmış durumdadırlar. Bu materyaller olumsuz etkileriyle akla-hayâle gelmeyen senaryoları topluma sunarken seviyesizlikte sınır tanımamaktadırlar.

Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya organları üzerinden yapılan bilgilenme ve bilgilendirme araçları, yazı ve resim özellikli materyaller, dikkatsizce yapılan paylaşımlar olması yönüyle, olumsuz bir algı yönetimini ve ciddî bir yozlaşmayı da beraberinde getirmektedir.

Sosyal medya denilen ortamlar öylesine mü’minin gündemini ve hayat çizgisini meşgul eder olmuştur ki; "Allah sizin dış görünüşünüze bakmaz, fakat kalplerinize ve işlerinize bakar." Nebevî mesajının ışığı altında bu gün diyebiliriz ki; Allah sizin profil resminize değil, zaman tünelinize bakar!

Toplumun bütün fertleri tek tek ahlâk çizgisinin dışına çıkacak olsalar, yasalar onları yola getirebilir. Amma toplumun kendisi topyekûn yoldan çıksa, yola getirmeye artık yasalar yeterli olmayacaktır. O nedenle topyekûn bir “Ahlâk İnkılâbı”na ihtiyacımız var… Çoğunlukla 140-170 karakter veya kelime kıstaslarıyla sınırlı, bu sınıra sığdırılmaya çalışılan (mk, amk, slm, sa, sdsdsd, aq) gibi kısıtlı, güdük ve her biri çok farklı anlamlara çekilebilecek ifadeler, herhangi bir ciddiyet ve doğruluk kaygısı taşımadan serdedilen sözler, manipülasyon ve kara propaganda içeren paylaşımlar… Sadece zihin ve fikir kirliliği oluşturmakta ve bilinçaltı iflâsına sebep olabilmektedir…

Sosyal medya zemîni üzerinde, belki herkesin kendine özel bir profili ve zaman tünelinin mevcudiyeti “özgürce paylaşma”yı öngörürken, birçok ahlâk sapması sayabileceğimiz davranışı da beraberinde getirmiş ve yazma-aktarma ameliyesinin ciddiyetinin ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Sosyal medya aracılığıyla sağlanan “Özgür Paylaşım” sayesinde artık herkes; analizci, uzman, yazar, şâir, müftî, vâiz, filozof, teorisyen vb. sıfatları hâiz olmuş veya bunun önü açılmış gibi görünüyor…

Sosyal medya kullanımının kişiler için en cazip tarafı; herkesin, normalde olduğundan çok daha fazla cesur olması, hakikatte söyleyemeyecekleri, yapamayacakları ve yapmadıkları şeyleri söylemeye kolay bir zemin olması yönüyle rahatlıkla erişmeleri ve gerçekleştirmeleridir.

“BEĞEN, YORUM YAP, PAYLAŞ” butonları, bilgilenmenin yanı sıra; haklı-haksız, her fikir ve görsel materyalin başkalarının zihninde bilgi kirliliği oluşturmasını da hesaba katarsak ne denli bir samimiyetsizliğe ve egoları şişirmeye neden olduğunu anlamış oluruz. Dikkatsizce yapılan beğenmeler, hatır için yapılan beğenmeler, okunmadan yapılan beğeni ve paylaşımlar aynı zamanda sözü ve paylaşılan materyali de değersiz kılacağı unutulmamalıdır. Bunun yanında “ENGELLE” gibi sunulan imkânlar, hakikatin üzerini örtme, tahammülsüzlüğü ifşâ etme, savunma hakkını engelleme gibi hususları da bir hak(!) ve özgürlük(!) rahatlığında sunabilmektedir.

Sosyal medyada meşhur davranış tipi olarak bildiğimiz “Klavye Mücâhitliği”, çok ileri boyutlara ulaşmıştır. Özgürce kullanabildiğimiz “Zaman Tüneli”miz, içinden çıkılamayacak kadar derinlikte ve karanlığın dehlizlerine doğru sürüklemektedir bizleri… Özel bir çok fotoğraf ve videoların yüklendiği ve paylaşıldığı bu alan; yapılan her faaliyetin, gidilen her mekânın çeşitli sözlerle süslenerek “kamuoyu”na deklare edilmesi, esasen bizim tv’lerde hep eleştirdiğimiz “paparazzi” programlarını hatırlatıyor!

Sosyal medya ortamının kişiye sunduğu kazanımlara dikkatle bakıldığında görülecektir ki, insan nefsini ve gururunu okşayan “beğenilme”, “takdir edilme”, “ilgi görme” gibi duygular ön plana çıkıyor. Elbette ki bu tarz duygular insanda fıtrîdir, belki bir yere kadar normal kabul edilebilir ancak, hedef “beğenilmek” olursa ve bu duyguları tatmin amacını taşırsa işte asıl tehlike o zaman başlar. Müslümanlar için asıl gâye, “ahlâklı ve takvâ sahibi olmak”tır. 5000 kişiye yaklaşan arkadaş sayısı, popülarite, sponsorlu beğenilme ve sanal uzmanlık kişiye veya oluşturduğu, yönettiği sayfaya uhrevî bir değer katmaz. Ve unutulmamalıdır ki, Allah kişinin profil resmine bakacak değildir belki ancak, zaman tünelinin de hesabını mutlaka soracaktır.

“Şu an Cuma namazındayım, şimdi Kâbe’deyim ve tavaf halindeyim, Beytullâh’ı karşıma aldım ve duâ ediyorum, hafiften üşütmüşüm, hastanedeyim ve serum yiyorum, şimdi bilmem ne tahtındayım, yemek yiyorum, piknik yapalım dedik, cız-bız yapıp yedik” vb. ifadelerle yapılan mâsumâne paylaşımlar, en azından samimiyete riyâ karıştırmaktır. Duâ içtenliğini selfie çubuklarına ve telefonlara karşı değil, Rabbin rızasına karşı sunmak gerekir.

İnanç sistemimizde; dâvet, irşâd ve tebliğ gibi kavramlar var… Elbette sahip olduğumuz sosyal ağlar, bu görevleri yerine getirme hususunda önemli bir araç olarak kullanılabilir, kullanılmalıdır da… Öyle ki topluma en hızlı yöntemle ulaşmanın vasıtasıdır sosyal medya… Bunu inkâr edemez ve görmezden gelemeyiz…

Zaman bizim en kıymetli hazinemizdir, cevherimizdir. Dâvâmız, insanlığı islâmın hayat sunan umdeleriyle yeniden buluşturma ve hayata döndürme dâvâsıdır. Artık bizim gecemizin tamamını berbat edecek uzunluktaki tv dizilerinin kirli düzeneklerini izleyerek, yeşil sahalarda bir o köşeye, bir bu köşeye yuvarlanan topu tâkip ederek, sosyetik mekânlarda çay-kahve yudumlayarak, benzeri manzaraların paylaşıldığı sosyal medya mecrâlarında saatlerimizi hebâ ederek geçireceğimiz boş zamanlarımız yoktur. Açların, yoksulların, evsiz ve işsizlerin sokaklarımızı tuttuğu bir zamanda, her gün kendisine yeni bir kıyafet almak için mağaza mağaza gezerek egosunu süsleyecek kostümleri arayan gençlere; makyajı bozulmasın, boyası dökülmesin, herkes kendisine baksın diye kılıktan kılığa bürünen kılıksızlara tahammülümüz hiç olmamalıdır.

Zaman iyilerin, iyiliğin temsilcilerinin, iyilik fedâîlerinin bir dakikasını dahi boşa geçirmeyeceği zamandır. Ev ev, köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe, şehir şehir fert ve cemaatler nezdinde “iyilik hareketleri” başlatma zamanıdır…

Hayat, evlerimizde ve sokaklarımızda yaşanıyor! Öncelikli sorumluluklarımız; evlerde, sokaklarda, iş yerlerinde, okullarda, vakıflarda, derneklerde, yurtlarda, yetimhanelerde ve gerektiğinde cephelerde müslüman kimliğini kuşananların hizmet hareketini bekliyor… Bütün bu gerçekliği bir kenara iterek, sanaldan hizmet vermeye odaklanmanın, başkaca da bir şey yapmamanın Hak nazarında çok fazla bir kıymet-i harbiyesi olmasa gerek…

Evet, “hayat boşluk kabul etmiyor!” Ciddîlik, ahlâkîlik, dürüstlük ekseninde; yalan-yanlış, aslını-esasını bilmeden, yazım ve imlâ kurallarına dikkat etmeden yapılacak paylaşımlardan uzak durmak istikâmetinde bir düşünceyle hareket etmeli, hayatımızın her ânını hayra çevirmenin yollarını aramalıyız. Bilmeliyiz ki, islâmlaştıramadığımız her alan, şeytânî güçlerin ve insan nefsinin hevâ ve hevesleri tarafından sür’atle dolduruluyor…

Rabbimiz, ümmet-i Muhammed’i her türlü pespayelikten muhafaza buyursun. (Âmin.)

Şeref İŞLEYEN