Erzincan'da ve Anadolu'nun genelinde bir dönemin yaşam tarzını belirleyen araç gereçler, modernleşmenin hız kazanmasıyla birlikte evlerden çekildi. Elektriğin, şebeke suyunun ve seri üretimin henüz tam anlamıyla yaygınlaşmadığı dönemlerde hayatın vazgeçilmezi olan bu eşyalar, yöre halkının pazar kahvaltılarında yad ettiği birer nostaljik hatıraya dönüştü.

Geçmişte evlerin oturma odalarının temelini oluşturan, altı sandık işlevi gören ve üzeri el dokuması örtülerle kaplı divanlar, ailenin toplanma noktasıydı. Kış aylarında ısınmak için kor halindeki ateşin üzerine konulan ahşap tandır kürsüsü ve fırın bölümünde ekmek pişirilen döküm kuzine soba (peçka), soğuk akşamların kurtarıcısıydı. Sobaların üzerinde devamlı sıcak su bulundurulan güğüm ve ateşin közünü karıştırmak için kullanılan uzun demir soba maşası odaların ayrılmaz bir parçasıydı. Üzerine yün döşekler serilen yaylı çelik tel somya, karyolaların temelini oluşturuyordu.

Elektriksiz geceler; cam fanuslu idare ve gaz lambası veya ince bezi parlayarak ortamı aydınlatan lüks lambası ile aydınlatılırdı. Kadınların sokağa çıkarken örtündüğü, tamamen koyun yününden yapılan ehram (ihram), yün eğirmekte kullanılan elde çevrilen iğ (kirmene) ve ehram (erham) dokumak için evlere kurulan el dokuma tezgahı çulfalık, yöre kültürünün en değerli tekstil simgeleriydi.
Buzdolabının olmadığı dönemlerde yiyecekleri serin tutan, kapağı ince gözenekli ahşap tel dolap, kilerlerin en önemli demirbaşıydı. Mutfaklarda tabak ve bardakların dizildiği duvara monte ahşap raflar olan terek, kenarlarındaki el işi kanaviçe ve dantel örtüler ile süslenirdi. Yoğurttan tereyağı elde etmek için tokmakla dövülen ahşap veya toprak ahşap yayık, kavrulmuş çekirdekleri kol gücüyle incecik öğüten silindirik el kahve değirmeni ve sarımsak ile baharat dövmekte kullanılan döküm pirinç havan mutfaklarda insan emeğinin birer kanıtıydı. Yemekler, tüp ve elektrikten önce gazyağı konulup elle pompalanarak basınçla çalışan portatif gaz ocağı üzerinde veya üç ayaklı demir sacayağı üzerine oturtulan metal sac ile pişirilirdi. Hazırlanan lezzetler, kalaylı bakır sini etrafında yer sofrası kurularak veya ince sac üzeri cam benzeri madde kaplı emaye tabak ve sefer tası içinde tüketilirdi. Suyu soğuk tutan ve kışlık kavurma da basılan toprak küp ve testi serin köşelerde dizili beklerdi. Pazarda satılan ürünler sarı saman kağıdından yapılmış kese kağıdı ile tartılıp, file görünümlü plastik zembil içinde taşınırken; bakkallarda, çarşı ve pazarlarda döküm klasik manuel kefeli terazi kullanılırdı.

Elektrikli aletlerin olmadığı evlerde günlük temizlik, döner fırçalı ve tekerlekli saplı büyük gırgır ile veya süpürge otundan sıkıca bağlanan kavisli mısır süpürgesi ile yapılırdı. Bağ, bahçe ve avlu temizliğinde ise doğa çalılardan bağlanan iri ve dayanıklı çalı süpürgesi kullanılırdı. Sokak aralarında veya dere kenarlarında yıkanan halı ve kilimlerin tozunu dövmek için ahşap halı tokmağı devreye girerdi. Yıkanan çamaşırlar, kauçuk ruloları arasından çevrilerek suyu sıkılan merdaneli çamaşır makinesi ile temizlenir ve tek parça ahşabın ortasının yarılmasıyla yapılan basit tahta çamaşır mandalı ile iplere asılırdı.
Banyolarda veya tulumba başlarında galvanizli sacdan yapılmış dayanıklı çinko kova ve leğen kullanılırken; misafirlerin el yıkaması için altı hazneli işlemeli bakır leğen ve ibrik, sobalı banyo ritüelleri için ise ortası bombeli hamam tası vazgeçilmezdi.

Giysiler, içerisine yanan odun kömürü közü konularak ısıtılan oldukça ağır kömürlü ütü ile düzleştirilirken, kibritin bulunmadığı anlarda uzun sarı fitilli, döner taşlı ağır demir muhtar çakmağı kullanılırdı.
Haberleşme, ağır bakalit malzemeden yapılmış, numaraları parmakla çevrilerek aranan ve baş köşede duran ahizeli ve çevirmeli telefon üzerinden sağlanırdı. Müzik dinlemek ve ses kaydetmek için pille de çalışabilen kasetli teyp tercih edilirdi. Resmi dairelerde, ofislerde ve arzuhalcilerde tuşlarına basıldıkça mürekkepli şerit üzerinden kağıda harfleri vuran tıkırtılı daktilo kullanılırken, aile büyüklerinin yelek ceplerinden gümüş veya altın renkli zinciri uzanan kapaklı mekanik köstekli saat zamanı gösterirdi.

Tarım ve hayvancılığın yoğun yapıldığı Erzincan köylerinde, hasat sonrası harman yerinde buğdayı samandan ayırmak ve savurmak için tamamen ahşaptan oyulmuş çok dişli yaba ve dirgen kullanılırdı. Buğday ve arpayı taşı ile toprağından ayırmak için ahşap kasnaklı iri delikli kalbur ve gözer ile eleme yapılır, ürünler böceklenmeye karşı keçi kılından dokunan dayanıklı kıl çuval içinde muhafaza edilirdi. Bahar aylarında koyunların yünlerini kırkmak için makasa benzeyen yaylı demir kırklık el aleti devreye girerdi. Erzincan'ın dünyaca meşhur tulum peyniri ise koyun veya keçi derisinden özel olarak hazırlanan tulum (tuluk) içine basılarak suyunun süzülmesi sağlanırdı.




