Teknoloji ve ekonomi dünyayı hızla değiştirirken, modern kentler de bu değişimden payını alıyor; ancak her değişim "gelişim" anlamına gelmiyor. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamlanan yeni bir doktora çalışması, Türkiye’nin başkentindeki köklü semtlerden biri olan Kurtuluş üzerinden, kent biliminde "çöküntü bölgesi" olarak bilinen kavramın Türkiye’deki benzersiz doğasını deşifre etti. Araştırma, Türkiye’deki kentsel gerilemenin Batı’daki "slum" (gecekondu/varoş) veya "getto" örneklerinden tamamen farklı bir genetik koda sahip olduğunu kanıtlıyor.

Batı Kuramları Türkiye’nin Gerçeğini Açıklamaya Yetmiyor

Bilimsel literatürde kentsel çöküntü genellikle suç oranlarının yüksekliği, aşırı yoksulluk ve etnik ayrışma ile tanımlanırken; Ankara-Kurtuluş örneği bu tanımı adeta tersyüz ediyor. Araştırma sonuçlarına göre Kurtuluş, Batılı anlamda bir "suç yuvası" veya "etnik getto" değil; aksine yerleşik nüfusun korunduğu ancak sermaye akışının durduğu bir "Kentsel Durgunluk Bölgesi" olarak karşımıza çıkıyor. Tez, bu bölgelerin ıslahı için sunulan tek seçeneğin "yıkıp-yenisini yapmak" olmadığını savunarak kentsel planlama dünyasında yeni bir ufuk açıyor.

"Sürekli Hareket" ve Aidiyetin Kayboluşu

Şikago Okulu'nun kentsel ekolojik kuramlarını Ankara sokaklarına taşıyan araştırma, Kurtuluş’taki en büyük sorunun yüksek kiracılık oranları ve buna bağlı gelişen "anonimlik" olduğunu ortaya koyuyor. Semtteki kullanıcı değişim hızının yüksek olması, komşuluk ilişkilerini zayıflatırken aidiyet duygusunu da eritiyor. Özellikle gençlerin ve öğrencilerin geçici süreliğine bölgeyi tercih etmesi, semtin "geleneksel aile konutu" kimliğini yitirmesine yol açıyor.

Avrupa mı, ABD mi?

Haber konusu olan bilimsel çalışma, Türkiye’deki kentsel dönüşüm süreçlerini küresel modellerle kıyasladığında şaşırtıcı bir benzerliğe dikkat çekiyor: Türkiye, kentsel politikalar açısından sosyal devlet odaklı Avrupa modelinden uzaklaşarak, piyasa ve sermaye odaklı ABD modeline yaklaşıyor. Ancak bir farkla; ABD’deki ırksal ayrışmanın yerini Türkiye’de sınıfsal ve kültürel bir ayrışma alıyor. Kurtuluş örneğinde görülen bu durgunluk, sermayenin kentin çeperindeki lüks sitelere ve yeni merkezlere (Eskişehir Yolu aksı gibi) kaymasıyla eski merkezlerin "kendi kaderine terk edilmesi" sürecini temsil ediyor.

Gerçek mi Yoksa Bir İllüzyon mu?

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de güvenlik üzerine. Latin Amerika’daki çöküntü bölgeleri yasa dışı suç örgütlerinin çatışma alanıyken, Kurtuluş’ta durum oldukça farklı. Semt sakinleri arasında güvenlik algısı düşük olsa da, bu durumun büyük ölçekli suçlardan ziyade, sosyal dokudaki hızlı değişim ve tanınmaz hale gelen komşuluk ilişkilerinden kaynaklandığı bilimsel verilerle destekleniyor.

"Yık-Yap" Yerine Yerinde İyileştirme

Tez, kentsel dönüşümün sadece fiziksel bir yenileme değil, bir "sosyal adalet" meselesi olduğunu vurguluyor. Kurtuluş gibi semtlerin geleceği için Batılı kalıpların kopyalanması yerine, bölgenin kendine özgü sosyal dinamiklerini (yüksek yerlilik oranı, merkezi konum, ulaşılabilirlik) koruyan ve "durgunluğu" harekete geçirecek yerel politikaların geliştirilmesi öneriliyor.

KAYNAK: ERGÖNÜL, Eser (2025). Türkiye'de Kentsel Çöküntü Bölgelerinin Oluşumu: Ankara-Kurtuluş Örneği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara. Tez No; 917597

Muhabir: Merve Kiraz