Bilim dünyası uzun süredir şu soruya yanıt arıyor: Bir organizasyon, birbiriyle tamamen zıt beklentilere sahip "dev yapılar" arasında kaldığında nasıl ayakta kalır? Çağatay Özpınar tarafından hazırlanan güncel bir akademik çalışma, Türkiye elektrik enerjisi sektörünü bir laboratuvar gibi kullanarak bu sorunun cevabını veriyor. Araştırma, 2001 yılından bu yana sektörde yaşanan köklü değişimlerin, şirketleri adeta birer "denge cambazına" dönüştürdüğünü bilimsel verilerle kanıtlıyor.
Kurumsal Mantıkların Savaşı: 2001 Sonrası Büyük Kırılma
Türkiye’de elektrik enerjisi sektörü, 2001 yılına kadar devletin üretim, iletim ve dağıtımda mutlak hakim olduğu bir "statüko" dönemini yaşıyordu. Ancak 4628 sayılı kanun ile başlayan serbestleşme süreci, sahaya yeni bir oyuncu sürdü: Piyasa Mantığı. Bu süreçte şirketler artık sadece kamu hizmeti vermekle değil, aynı zamanda kar etmek ve rekabet etmekle de yükümlü hale geldiler. 2009 yılında Kyoto Protokolü'nün imzalanmasıyla bu denkleme üçüncü ve en zorlayıcı güç eklendi: Çevreci Mantık.
Bilimin Tanımladığı Üçlü Savunma Hattı
Şirketler, bir yanda devletin "kesintisiz enerji" talebi, diğer yanda piyasanın "verimlilik" baskısı ve toplumun "doğa dostu üretim" beklentisi arasında sıkışmış durumda. Tez çalışması, bu "kurumsal çoğulculuk" kaosunu yönetmek için bilimsel literatürde karşılığı olan üç ana mekanizmanın kullanıldığını ortaya koyuyor:
- Aşılama (Grafting): Örgütlerin yeni mantıklara uyum sağlamak için dışarıdan uzmanları bünyelerine katması.
- Melezleşme (Hybridization): Zıt mantıkların aynı yapı içerisinde harmanlanarak yeni bir kurumsal kimlik oluşturulması.
- Köprüleme (Bridging): Farklı mantıkları ortak bir yapıda birbirine bağlayarak çatışmayı en aza indirme stratejisi.
Fiyat ve Çevre Arasındaki Hassas Terazi
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, üretim miktarı ve fiyatlandırma süreçlerinde ortaya çıkıyor. Devletin yenilenebilir enerji kaynaklarını (RES) teşvik etmek için piyasa fiyatının üzerinde alım garantisi vermesi, çevreci mantığın kamu eliyle piyasaya "enjekte edilmesi" olarak yorumlanıyor. Şirketler ise bu süreçte hem "kamu görevi" bilinciyle hareket ediyor hem de piyasa mekanizması içinde ayakta kalabilmek için maliyetlerini düşürmeye odaklanıyor.
Enerjide Yeni Bir Ufuk
Bu bilimsel çalışma, elektrik enerjisi üretiminin sadece mühendislik ya da ekonomi meselesi olmadığını, aslında devasa bir "yönetimsel denge" sanatı olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin enerji devleri, küresel iklim krizi ve ekonomik dalgalanmalar arasında "köprüleme" yaparak hem çevreyi hem de karlılığı korumanın yollarını arıyor. Geleceğin enerji dünyasında sadece en çok elektrik üretenler değil, bu karmaşık kurumsal mantıkları en iyi yönetenler ayakta kalacak.
Kaynak: Özpınar, Ç. (2020). Mechanisms for Managing Institutional Pluralism: A Research Study in Turkey Electrical Energy Sector (Yüksek Lisans Tezi). Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Tez No; 635593





