Cumhuriyet’in ilk yıllarından sonra Türkiye’de adeta bıçak gibi kesilen ve uzun yıllar unutulmaya yüz tutan geleneksel Türk okçuluğu, küllerinden doğuyor. Yaklaşık 15 yıl önce izlediği filmlerden etkilenerek bu serüvene başlayan ve bugün Türkiye’nin sayılı geleneksel ok ve zihgir (okçu yüzüğü) ustalarından biri haline gelen zanaatkar, Osmanlı’nın asırlık sırlarını atölyesinde yaşatıyor.

Ham malzemelerin parmak ölçüsüne göre işlenmesinden, savaş oklarının üzerindeki tezhip sanatına kadar üretimin her aşamasını gazetemize anlatan usta, Türk okçuluğunun gelişim serüvenine ışık tuttu.

Katalinden Kişiye Özel Zihgir Üretimi

Okçuluğun en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri olan zihgir yapımıyla işe başlayan usta, malzemenin işleniş sürecini şu sözlerle özetliyor:

"Elimizdeki ham katalin malzemeyi kişinin parmak ölçüsüne ve fotoğrafına göre milimetrik olarak ayarlıyoruz. İç kısmını parmağa uydurduktan sonra dışını şekillendiriyoruz. Müşterinin isteğine göre dik, düz, mat ya da parlak açılar vererek tamamen kişiye özel, yaşayan bir malzeme üretiyoruz."

Ağaç Çıtalardan "Endamlı" Okların Doğuşu

Bir okun yapım aşamasının büyük bir sabır gerektirdiğini belirten usta, geleneksel yöntemleri birebir uyguluyor. Eskiden ham halde gelen ahşap blokların artık hazır çıtalar halinde geldiğini ifade eden usta, üretim sürecini şöyle aktarıyor:

"Her bir okun ölçüsü ayrıdır. Çıtaları işaretledikten sonra özel rendelerle çevire çevire yuvarlatıyoruz. Bu işleme geleneksel literatürde 'endam vermek' denir. Okun bir tarafını inceltirken, ucuna takılacak kemik parçası için pay bırakıyoruz. Kirişin geçeceği 'gez' kısmına ise bakkam ağacı veya boynuz parçası ekliyoruz. Eğer ahşabın kendisinden bir yarık açarsak buna da 'adi gez' diyoruz. Tüylerini yapıştırıp balmumu ve gomalak cilasını sürdükten sonra okumuz uçmaya hazır hale geliyor."

Tayini Çıkan İlçe Müftüsü Düzgün’den İl Müftüsü Fakirullahoğlu’na Ziyaret
Tayini Çıkan İlçe Müftüsü Düzgün’den İl Müftüsü Fakirullahoğlu’na Ziyaret
İçeriği Görüntüle

Osmanlı’nın Savaş Hilesi: Altın Varaklı Oklar

Menzil okları ile Osmanlı ordusunun kullandığı savaş okları arasındaki farklara değinen usta, tarihin tozlu sayfalarından ilginç bir askeri stratejiyi de paylaştı:

"Osmanlı savaş oklarının temren (uç) kısmı çelikten yapılır ve menzil oklarına göre daha düz bir forma sahiptir. Osmanlı okları genellikle boyalı ve tezhiplidir (süslemeli). Bunun estetik dışında askeri bir sebebi vardı: Kuşatmalarda okları kalenin içine değil, önüne atarlardı. Kalenin içindeki düşman askerleri, dışarıdaki altın varaklı ve süslü okları toplamak için dışarı çıktıklarında bertaraf edilirdi. Yani bu süslemeler aynı zamanda bir savaş yöntemiydi."

"Bilgi Saklamadık, Birlikte Büyüdük"

Türkiye'de geleneksel okçuluğun yeniden canlanmasında büyük emekleri olan Dr. Murat Özveri ve Sivaslı usta Murat Beysun gibi isimlerden ilham aldığını belirten zanaatkar, Okçular Vakfı’nda aldığı eğitimin ardından bu işi profesyonelliğe dökmüş.

Camianın en büyük gücünün "bilgi paylaşımı" olduğunu vurgulayan usta, sözlerini şöyle tamamladı: "Bizim camiamızda hiç kimse bilgiyi saklamadı, herkes birbirine el verdi. Bugün Türkiye genelinde orijinal Osmanlı yaylarıyla birebir aynı mantıkla çalışan; epoksi, cam elyafı ve kompozit malzemelerle modern yarışlara uygun yaylar üreten yüze yakın ustamız var. Bu dayanışma, Türk okçuluğunu geleceğe taşıyor."

Muhabir: Adem Küçükkaya