Yoksulluk çoğu zaman gelir düzeyiyle, istatistiklerle ve rakamlarla açıklanır. Oysa Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi’nde hazırlanan kapsamlı bir doktora tezi, bu yerleşik bakışı sorgulayan güçlü bulgular sunuyor. Sosyolog Melek Eryentü Gürel tarafından kaleme alınan çalışma, Erzincan örneği üzerinden yoksulluğun yalnızca ekonomik değil; toplumsal cinsiyet rolleriyle yeniden üretilen çok boyutlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
Tez, Nobel ödüllü iktisatçı Amartya Sen’in “yapabilirlik yaklaşımı” çerçevesinde, yoksul kadınların ve yoksul erkeklerin hangi alanlarda kısıtlandığını ve bu kısıtların yoksulluğu nasıl kalıcı hale getirdiğini inceliyor.
Yoksulluk Gelir Eksikliği mi, Yapabilirlik Yoksunluğu mu?
Çalışmanın temel savı, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliğiyle açıklanamayacağı yönünde. Yapabilirlik yaklaşımına göre yoksulluk; bireylerin kendi hayatları hakkında özgürce seçim yapmalarını sağlayacak temel olanaklardan mahrum kalmaları anlamına geliyor.
Eğitim, sağlık, barınma ve istihdam gibi alanlarda yaşanan bu yoksunluklar, Erzincan’da yaşayan yoksul bireylerin yaşam seçeneklerini ciddi biçimde sınırlandırıyor.
Toplumsal Cinsiyet Rolleri Yoksulluğu Nasıl Yeniden Üretiyor?
Tezin en dikkat çekici bulgularından biri, toplumsal cinsiyet rollerinin yoksulluğu nesilden nesile aktaran bir mekanizma olarak işlev görmesi. Araştırma, yoksul kadınların ve yoksul erkeklerin aynı ekonomik koşullarda farklı yapabilirlik kayıpları yaşadığını gösteriyor.
Kadınlar, eğitim ve istihdama erişimde daha fazla engelle karşılaşırken; erkekler, “ailenin geçimini sağlama” rolü nedeniyle güvencesiz ve ağır çalışma koşullarına mahkûm olabiliyor. Bu durum, her iki cinsiyet için de yoksulluğun süreklilik kazanmasına neden oluyor.
Yoksulluk Deneyimi Çocuklukta Başlıyor
Araştırma bulgularına göre yoksulluk, yalnızca yetişkinlikte yaşanan bir durum değil. Çocukluk döneminde karşılaşılan eğitim yoksunluğu, sağlık sorunları ve erken sorumluluklar, bireylerin yaşam boyunca sahip olabilecekleri yapabilirlikleri daraltıyor.
Bu süreç, toplumsal cinsiyet rolleriyle birleştiğinde, yoksulluğun kalıcı ve devredilen bir yapıya dönüşmesine zemin hazırlıyor.
Kadın Yoksulluğu Kadar Erkek Yoksulluğu da Görünür Hale Geliyor
Tez, literatürde sıklıkla vurgulanan kadın yoksulluğunun yanı sıra erkek yoksulluğunu da görünür kılmasıyla dikkat çekiyor. Yoksul erkeklerin çalışma hayatına, aile içi rollere ve geleceğe dair beklentileri, yoksulluğun tek boyutlu bir sorun olmadığını gösteriyor.
Bu yönüyle çalışma, yoksulluğu bireysel tercihlerle değil, toplumsal yapıların ürettiği bir sonuç olarak ele alıyor.
Yoksullukla Mücadelede Yeni Bir Perspektif
Araştırma, yoksullukla mücadelenin yalnızca maddi yardımlarla sınırlı kalamayacağını vurguluyor. Eğitim, sağlık, istihdam ve barınma alanlarında toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar geliştirilmeden, yoksulluğun yeniden üretiminin önüne geçilemeyeceği ifade ediliyor.
Bu yaklaşım, yoksulluğu sadece azaltmayı değil; onu doğuran toplumsal mekanizmaları dönüştürmeyi hedefleyen yeni bir ufuk sunuyor.
Kaynak
Gürel, Melek Eryentü (2023). Yoksulluğun Yeniden Üretim Sürecinde Toplumsal Cinsiyetin Yapabilirlikler Üzerine Etkisi: Erzincan Örneği. Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, Erzurum. Tez No; 858661





