D. Mehmet DOĞAN

Ankara’dan doğuya doğru yola çıkan bir kimse, Kırıkkale, Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum güzergâhını takip ederek Kars’a ulaşır. Bu yoldan defalarca geçtik. Son menzilimiz bazen Ağrı, bazen Iğdır veya Ardahan oldu… Hatta bir defasında Gürcistan’a yol uğrattık. Başka bir zaman yolumuzu Nahcivan’a kadar uzattık. İran’a otobüsle bu yoldan gittik. Bizim gördüğümüz Erzincan, coğrafyası itibarıyla, bir nehir tarafından kat edilen yemyeşil ova ve etrafındaki sarp karlı dağlardan ibarettir. Bu ha bire yıkılıp yapılan şehir ondan fazla büyük deprem geçirmiş. Faniliğin mahallî tarihini okumaya kalkışsanız, çok az şey görebilirsiniz. Kaleden harap bir kapı kalmış, Kurşunlu Camii yerle bir, kerpiç Ulucami’den hiç eser yok. Şimdilerde bir hamam onarılarak tarihe şahid tutulacak hâle getiriliyormuş.

Her şey yıkılsa, yok olsa bile mezarlıklar ayakta kalıyor ve bize geçmişi hatırlatmaya devam ediyor! Terzi Baba mezarlığını dolaşırken Erzincan’ın yakın tarihinde bir gezi yapmış oluyorsunuz.

***

Tarihi kalıntılardan, mimarî eserlerden okumaya alışkın olanlar Erzincan’da ümmî kesilirler. Bu şehrin talihsizliğidir, fakat tarihsizliği demek değildir. Erzincan ve civarı bir iç ülke gibidir. Tarihin içinde bir iç tarih aynı zamanda. 1071 Malazgirt zaferi sonrası Türkiye tarihini Selçuklu ve Osmanlı üzerinden okur geçeriz. Bu sathî bir okumadır. Türkiye’nin doğusunda bu toprakları vatan yapan ilk beylikler, sonrasında Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevî devirleri pek merak edilmez. Her ne kadar Yıldırım Bayezit bölgede görünmüş ve Fatih Otlukbeli’nde zafer kazanmışsa da buraların devlet bütünlüğü içinde yer alması ancak Yavuz Sultan Selim zamanında, 16’ncı asrın başında mümkün olmuştur.

Bir zamanlar Erzincan’da Mengüçeli diye bir dergi çıkardı. Galiba merhum arkadaşımız Rıfkı Kaymaz’ın da yazdığı bir dergi idi bu. “Bu isim nereden geliyor?” sorusunun çok basit bir cevabı var: Malazgirt’ten hemen sonra bölgede hüküm süren ve adıyla anılan bir beyliğin kurucusu Mengücek beyden… Kim bu Mengücek Bey? O ve soyundan inenler bölgede iki asırlık bir beyliği, her şeye rağmen sürdürmüşlerdir. Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar bu beyliğin merkezlerinden. Erzincan engin tevazuu ile böyle bir tarihin varisi… Öte yandan tarihimizin sonuçları itibarıyla üç mühim savaşı Erzincan coğrafyasında cereyan eder. 1230’da Sultan Alaeddin Keykubat Eyyubî hükümdarı Meliküleşref’i Yassıçimen’de yener ve böylece bölgedeki hâkimiyetini kesinleştirir. 1243’de Anadolu Selçuklularının sonunu getirecek o meş’um savaş Kösedağ’da vuku bulur. Moğollar böylece Anadolu’ya yayılır. Erzincan’ın şahid olduğu son büyük savaş Osmanlı sultanı Fatih’le Akkoyunlu Hükümdarı Hasan Padişah arasındadır. Otlukbeli zaferi Osmanlı hâkimiyetini bölgeye tanıtır, Uzun Hasan’ın Anadolu’da hak iddia etmesinin zemini kalmaz.

Bu sene Erzincan Rus istilasından kurtuluşunun 100. yıldönümünü kutluyor. I. Dünya Harbi’nde Erzincan’ı işgal eden Ruslar, Bolşevik ihtilalinden sonra bu coğrafyayı terk ederler. Yüz yıl öncenin Erzincanı… Bu dönemle ilgili siyah beyaz ve silik fotoğraflar Halil İbrahim Özdemir’in Erzincan Üç Şehir kitabında görülebiliyor. Evler sokaklar, caddeler ve resmî yapılar… Hükümet konağı, Ordu müfettişliği, zâbit yurdu, Belediye binası, Saat kulesi, Vali konağı, Abdülhamid Çeşmesi, askerî lise, Orta mektep binası, Memleket Hastahanesi, İpekçilik ve Sanayi mektepleri, Taşçı Hamamı, Merkez Kışlası, Hamidiye ve Aziziye kışlaları, Jandarma mektebi, Ulucami, İzzet Paşa Camii, Aba fabrikası…

Evliya Çelebi Erzincanı tarifliyor: “Rum hâkinde gayet sevahil bağı-ı irem misal ürdübehişt bir kuşe-i heştbehiştdir.” (Anadolu toprağında gayet yumuşak iklimli, irem bağı misali cennet gibi bir sekiz cennet köşesidir.) Evliya, şehrin evlerinin tek katlı olmasına dikkat çekiyor: “Fevkanî haneleri nadirdir ekseriya tahtanî…”

Evliya Çelebiden neredeyse yüzyıl önce Erzincan’ı görmüştür Matrakçı Nasuh. 1534 Irakeyn seferi sırasında Erzincan’ın resmini ilk çeken o! Şehir sur içinde. İki tek minareli, bir de çift minareli cami görülüyor minyatüründe.

İki minareli cami o zamanlar için mühim… Böyle camiler ancak sultanlara mahsustur. Erzincan’daki iki minareli camii yaptıran kim olabilir? Bunu bilmiyoruz. Böyle bir camiin varlığından Evliya Çelebi neden söz etmiyor? Bunu tahmin edebiliriz: 1583 depremi bu yapıyı ortadan kaldırmış olabilir. Evliya çok sayıda mescidden başka 7 camiden söz eder.

***

Erzincan’ın eski resimleri arasında İzzet Paşa Camii bilhassa dikkat çeker. Bu iki minareli camii üç katlı bir yapı görünümündedir. Erzincanlı Osmanlı valilerinden Hacı İzzet Paşa, Erzincan’da ölen oğlu için “Nuruosmaniye tarzında” bir cami yaptırmak istemiştir. Belki de tek iki minareli cami yaptıran Osmanlı paşası İzzet Paşa’dır! Bunu iki sebebe bağlayabiliriz: Bir ihtimal, padişah veya hanedana mahsus olan birden fazla minareli cami yaptırma töresinin unutulması, ikincisi harap iki minareli bir camiin yerine yapılmış olması… Her halükârda Erzincan’da iki minareli bir camiin bulunması onu civar şehirlerden farklılaştıran bir sembol. Şimdi iki veya dört minareli camiler olağan hale geldi, fakat zamanında bu her bakımdan güçtü.

Erzincan’ın iki minareli camii deprem sonrasındaki resimlerine bakılırsa, çok hasarlı görünmüyor. Bina yerli yerinde, kubbeleri çökmüş, minareleri yıkılmamış… Peki sonra neden yıkıldı? Bu soru başka bir soruyu davet ediyor: Erzincan yıkıldığı yerde ayağa kaldırılamaz mıydı? Şehir şöyle veya böyle hasar görmüş yapıları ayağa kaldırılarak bulunduğu yerde sürdürülemez miydi? Şehrin tarihle bağını böylece devam ettirmek düşünülemez miydi?

“Erzincan’da bir kuş var, elbet bunda bir iş var!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.