Teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde, insan zekâsını taklit eden yapay sinir ağları ve derin öğrenme algoritmaları artık hayatımızın her alanında. Bu dijital dönüşüm dalgasından en çok etkilenen alanların başında ise hiç şüphesiz gelecek nesillerin yetiştirildiği eğitim sektörü geliyor. Hibrit modeller, dijital uzaktan eğitim platformları ve yapay zekâ entegreli sistemler; ders kaynaklarının hazırlanmasından ödev kontrolüne, dil öğretiminden kopya analizine kadar pek çok süreçte geleneksel yöntemleri kökten sarsıyor.

Peki, eğitim dünyasının bu kaçınılmaz dönüşümünde en ön safta yer alan öğretmenler yapay zekâ hakkında ne düşünüyor? Yapay zekâ uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin geleceğini tehdit eden bir unsur mu, yoksa eğitim kalitesini zirveye taşıyacak bir süper asistan mı? Erzincan il merkezinde görev yapan okul öncesi ve sınıf öğretmenlerinin katılımıyla gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırma, eğitimcilerin yapay zekâya yönelik yaklaşımlarını inceleyerek bu sorulara çarpıcı ve ezber bozan yanıtlar sunuyor.

Ne Gelir, Ne Cinsiyet: Yapay Zekâya Bakışta Demografik Ezberler Bozuldu

Toplumda genellikle erkeklerin veya yüksek gelir grubundaki bireylerin teknolojik yeniliklere daha pozitif yaklaştığına dair yaygın bir inanış vardır. Ancak Erzincan'da 155 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilen bu nicel tarama araştırması, bu kalıplaşmış düşünceleri tamamen altüst ediyor.

İleri istatistiksel analiz yöntemleriyle incelenen araştırma bulgularına göre; öğretmenlerin yapay zekâya yönelik tutumları branş (okul öncesi veya sınıf öğretmenliği), cinsiyet, medeni durum, child sayısı, eğitim düzeyi ve aylık gelir gibi kritik değişkenlere göre hiçbir anlamlı farklılık göstermiyor. Yani anaokulundaki bir öğretmen ile ilkokuldaki bir sınıf öğretmeni de, yüksek gelirli bir eğitimci ile daha düşük gelirli bir eğitimci de yapay zekânın eğitimdeki yerine benzer pencerelerden bakıyor. Teknolojik adaptasyon sürecinin sosyo-ekonomik sınırları aşarak homojen bir kabul gördüğünü kanıtlayan bu durum, eğitimde dijitalleşmenin ne denli kitlesel bir boyut kazandığını gözler önüne seriyor.

Genç Kuşak Geleceğe Umutla Bakıyor: Yaş Faktörü Pozitif Tutumu Tetikliyor

Araştırmanın en dikkat çekici ve ufuk açıcı sonuçlarından biri, yaş değişkeni analiz edildiğinde ortaya çıkıyor. Yapay zekâya yönelik genel ve negatif tutumlar yaş grupları arasında değişmezken, "pozitif tutum" boyutunda genç kuşak belirgin bir biçimde öne çıkıyor.

Veriler derinlemesine incelendiğinde, 25–34 yaş aralığındaki genç öğretmenlerin pozitif tutum ortalamalarının, 35–44 yaş grubundaki meslektaşlarına kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Dijital teknolojilerin içine doğan ya da bu teknolojilerle çok erken yaşta tanışan genç nesil eğitimciler, yapay zekânın sunduğu kişiselleştirilmiş öğretim programları, otomatik geri bildirimler ve interaktif eğitsel oyunlar konusunda çok daha heyecanlı ve umutlu. Genç kuşağın bu vizyoner yaklaşımı, yakın gelecekte sınıfların çok daha dinamik ve teknolojiyle entegre bir yapıya kavuşacağının güçlü bir sinyalini veriyor.

Mesleğin İlk Yıllarındaki Enerji: Kıdem Azaldıkça Yapay Zekâya Güven Artıyor

Bilimsel araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer çarpıcı gerçek ise mesleki kıdem ile yapay zekâ uyumu arasındaki ters orantı. Eğitim sisteminde uzun yıllar harcamış deneyimli kadroların kıdem yılları arttıkça yapay zekânın eğitimde kullanımına yönelik daha olumsuz görüş bildirme eğilimi literatürde bilinmektedir. Bu araştırma da söz konusu eğilimi bilimsel verilerle destekliyor.

Mesleki kıdemi 1–5 yıl arasında olan, yani çiçeği burnunda öğretmenlerin yapay zekâya yönelik tutumlarının; 6–10 yıl, 11–15 yıl ve 21 yıl ve üzeri mesleki kıdeme sahip öğretmenlerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptatmıştır. Mesleğinin henüz ilk yıllarında olan eğitimciler, yapay zekâyı mesleki performanslarını artıracak, üzerlerindeki idari iş yükünü hafifletecek ve öğrencilere bireysel öğrenme haritaları sunacak muazzam bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Evrenin Dev Merceği: Galaktik Yaylar Karanlık Maddenin Gizemini Çözüyor
Evrenin Dev Merceği: Galaktik Yaylar Karanlık Maddenin Gizemini Çözüyor
İçeriği Görüntüle

Kürsüden Uzaklaşan Korkular: Yapay Zekâ Bir Tehdit Değil, "Süper Asistan"

Haber bültenlerinde sıkça karşılaştığımız "Yapay zekâ gelecekte meslekleri tamamen yok edecek, insan gücünü gereksiz kılacak" şeklindeki komplo teorileri ve distopik kaygılar, öğretmenler odasında sanıldığı kadar büyük bir karşılık bulmuyor.

Bilimsel alanyazın ve bu araştırmanın kavramsal tartışmaları net bir gerçeğe işaret ediyor: Eğitim faaliyetlerinin merkezinde yer alan duygusal zekâ, empati, olumlu sınıf iklimi kurma, öğrenciye şefkatle yaklaşma, göz teması sağlama ve aidiyet hissi oluşturma gibi insani becerileri yapay zekânın kopyalaması veya simüle etmesi günümüz koşullarında mümkün değildir. Dolayısıyla yapay zekânın öğretmenin yerini tamamen alması ihtimali oldukça düşüktür.

Geleceğin eğitim vizyonunda yapay zekâ, öğretmenleri işsiz bırakan bir rakip değil; sınav okuma, ders programı hazırlama, intihal tespiti ve dökümantasyon gibi rutin, zaman alıcı işleri üstlenen kusursuz bir "asistan" rolü üstlenecektir. Bu ağır idari yüklerden kurtulan öğretmenler ise en güçlü oldukları alana; yani öğrenciye koçluk yapmaya, duygusal bağ kurmaya, yaratıcılığı ve eleştirel düşünmeyi geliştirmeye çok daha fazla kaliteli zaman ayırabilecektir.

Sonuç olarak bu nitelikli araştırma, yapay zekâ çağında eğitimin kalitesini artırmanın yolunun bu teknolojilere direnmekten değil; genç ve dinamik öğretmenlerin vizyonunu tüm eğitim politikalarına yaymaktan ve eğitimcilere bu alanda rehberlik edecek donanımları sağlamaktan geçtiğini gösteriyor.

Kaynak: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel Eğitim Ana Bilim Dalı, Sınıf Eğitimi Bilim Dalı bünyesinde hazırlanan; "Okul Öncesi ve Sınıf Öğretmenlerinin Yapay Zekâ Tutumlarının Karşılaştırılmalı İncelenmesi: Erzincan İl Örneği" başlıklı Yüksek Lisans Tezi (Ocak 2026, Erzincan). Tez No; 995007

Muhabir: Merve Kiraz