Yüzyıllardır sofralarda yer bulan pastırma, yalnızca ustalıkla kurutulmuş bir et ürünü değil; aynı zamanda karmaşık ve son derece hassas bir mikrobiyal ekosistemin ürünü. Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde tamamlanan bir doktora tezi, bu kadim lezzetin arkasındaki görünmez aktörleri mercek altına alarak, pastırma üretiminde yeni bir bilimsel ufuk açıyor.

Gıda Mühendisliği alanında hazırlanan çalışmada, pastırmadan izole edilen koagülaz negatif stafilokok türlerinin hem teknolojik özellikleri hem de starter kültür olarak kullanılabilme potansiyelleri ilk kez bütüncül bir yaklaşımla incelendi.

Pastırmadan İzole Edilen Üç Yerel Suş Mercek Altında

Araştırmada, geleneksel yöntemle üretilmiş pastırmalardan izole edilen üç yerel bakteri suşu öne çıkıyor:
Staphylococcus xylosus 39, Staphylococcus equorum 53 ve Staphylococcus vitulinus 75.

Bu suşlar; gelişme yetenekleri, biyofilm oluşturma potansiyelleri, hemolitik ve dekarboksilaz aktiviteleri, proteolitik özellikleri, antagonistik etkileri ve antibiyotik hassasiyetleri açısından ayrıntılı şekilde karakterize edildi. Amaç netti: Bu mikroorganizmalar, pastırma üretiminde güvenli ve işlevsel birer starter kültür olabilir miydi?

Geleneksel Üretimde Bilimsel Kontrol Mümkün mü?

Çalışma kapsamında pastırma üretimi, “pastırma yazı” olarak adlandırılan geleneksel dönemde ve klasik yöntemlere sadık kalınarak gerçekleştirildi. Ancak bu kez üretim süreci, seçilen yerel bakteri suşlarıyla kontrollü biçimde yönlendirildi.

Son ürünler; pH, su aktivitesi (aw), renk değerleri, TBARS oksidasyon göstergesi, yağ asidi profili, uçucu aroma bileşikleri ve mikrobiyolojik yük açısından detaylı analizlere tabi tutuldu.

Elde edilen bulgular, geleneksel üretimin bilimsel olarak yönlendirilebileceğini açıkça ortaya koydu.

Renk, Aroma ve Oksidasyonda Dikkat Çekici Sonuçlar

Analizler, her üç yerel suşun da pastırma üretim ortamına başarılı şekilde adapte olduğunu gösterdi. Tüm örneklerde pH değerleri 5,5’in üzerinde, su aktivitesi ise 0,90’ın altında ölçüldü; bu da ürünün mikrobiyolojik stabilitesini destekleyen önemli bir göstergeydi.

Özellikle Staphylococcus equorum 53, lipit oksidasyonunu gösteren TBARS değerlerinde anlamlı bir düşüş sağladı.
Staphylococcus xylosus 39 ise pastırmanın karakteristik kırmızı rengini temsil eden a* değerini belirgin biçimde artırdı.

Yağ asidi analizlerinde palmitik, stearik, oleik ve linoleik asitlerin baskın olduğu belirlendi; yerel suşların palmitik asit oranını düşürdüğü, diğer yağ asitleri üzerinde ise önemli bir olumsuz etki oluşturmadığı saptandı.

Pastırmanın Kokusu ve Tadında Mikrobiyal İmza

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, aroma profiline dair sonuçlar oldu. Pastırma örneklerinde 11 farklı gruba ait toplam 41 uçucu bileşik tanımlandı. Yerel stafilokok suşlarının kullanımı; özellikle 2,3-bütandion, 3-hidroksi-2-bütanon ve benzaldehit gibi aroma açısından kritik bileşikler üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiler gösterdi.

Bu sonuçlar, pastırmanın kendine özgü koku ve lezzet profilinin yalnızca baharatlar ve kurutma süreciyle değil, aynı zamanda yerel mikroorganizma topluluklarıyla şekillendiğini bilimsel olarak ortaya koyuyor.

Geleneksel Lezzetten Endüstriyel Standartlara

Tezin ulaştığı genel sonuç net: Pastırmadan izole edilen bu yerel koagülaz negatif stafilokok suşları, starter kültür olarak kullanılabilecek güçlü adaylar arasında yer alıyor. Bu bulgu, hem geleneksel üretimin korunması hem de endüstriyel ölçekte standart, güvenli ve kaliteli pastırma üretimi açısından kritik bir eşik anlamına geliyor.

Gelenekten kopmadan, bilimin rehberliğinde… Pastırma artık sadece bir lezzet değil, mikrobiyolojinin sessiz başarısı.

Kaynak

Fettahoğlu, K. (2019). Pastırmadan izole edilen koagülaz negatif stafilokok suşlarının karakterizasyonu ve starter kültür olarak kullanılabilme imkânları. Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı, Erzurum. Tez No; 539596

Muhabir: Merve Kiraz