Kronik bir cilt hastalığı olan ve dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen psoriasis (sedef hastalığı) hakkında yapılan yeni bir bilimsel araştırma, hastalığın arkasındaki metabolik sırları ve yeni tedavi ipuçlarını gün yüzüne çıkardı; uzmanlar yağ dokusundan salınan asprosin molekülünün hem hastalığın takibinde yeni bir dönem başlatabileceğini hem de hastalarda gizli bir kardiyometabolik risk artışına işaret ettiğini belirledi.

Cilt hücrelerinin olağan dışı bir hızla çoğalmasıyla ortaya çıkan ve dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik sedef hastalığı (psoriasis) hakkında bilinenleri değiştirecek önemli bir bilimsel eşiğe ulaşıldı. Uzun yıllardır yalnızca yüzeysel bir deri rahatsızlığı olarak değerlendirilmeyen, aksine vücudun genel metabolik dengesini ve bağışıklık sistemini sarstığı bilinen bu gizemli hastalığın laboratuvar masasındaki yeni tanığı yağ dokusundan salınan özel proteinler oldu. Gerçekleştirilen kapsamlı bir tıbbi araştırma, vücuttaki inflamasyon ve metabolizma dengesinin sedef hastalığıyla nasıl iç içe geçebileceğini gözler önüne serdi.

Gece İçilen Türk Kahvesi Kilonuzu Nasıl Etkiliyor? Şaşırtıcı Araştırma Sonucu!
Gece İçilen Türk Kahvesi Kilonuzu Nasıl Etkiliyor? Şaşırtıcı Araştırma Sonucu!
İçeriği Görüntüle

Yağ Dokusu Sadece Enerji Deposu mu, Yoksa İltihabın Gizli Tetikçisi mi?

İnsan vücudundaki yağ dokusu, yalnızca enerji saklayan pasif bir katman değil; bağışıklık ve endokrin sistemle doğrudan iletişim kuran son derece aktif bir organ olarak kabul ediliyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar, bu dokudan salgılanan "adipokin" adı verilen biyolojik moleküllerin kronik iltihabi süreçleri doğrudan tetikleyebildiğini gösteriyor.

Araştırmada odak noktası haline gelen asprosin, açlık dönemlerinde salgılanan ve vücuttaki glikoz üretimi ile iştah mekanizmalarını tetikleyen bir hormon olarak bilinirken, aynı zamanda bağışıklık hücreleri üzerinden inflamasyonu artırıcı etki de gösteriyor. Sedef hastalarında bu molekülün seviyelerinin sağlıklı bireylere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olması, hastalığın sadece derideki hücrelerle sınırlı kalmayıp sistemik bir metabolik yüke işaret ettiğini kanıtlıyor.

Tedaviyle Birlikte Vücuttaki Denge Nasıl Değişiyor?

Yeni tanı almış sedef hastaları üzerinde yürütülen titiz incelemelerde, hastaların kan örnekleri hem rutin tedavi öncesinde hem de tedaviden başarılı yanıt alındığı dönemde laboratuvar ortamında analiz edildi. Araştırma bulguları, hastalardaki yüksek serum asprosin seviyelerinin uygulanan standart sistemik tedaviler sonrasında belirgin bir düşüş eğilimi gösterdiğini ortaya koydu.

Bu durum, uygulanan medikal tedavilerin yalnızca derideki görünür plakları iyileştirmekle kalmadığını, aynı zamanda vücuttaki bu gizli inflamatuar ve metabolik yükü de aşağı çektiğini gösteriyor. Uzmanlar, tedavi başarısının izlenmesinde ve hastanın iyileşme sürecinin objektif kriterlerle takip edilmesinde bu tür moleküler belirteçlerin gelecekte rehber olabileceğini belirtiyor.

Erken Dönem Kardiyometabolik Risklerin Şifresi

Araştırma kapsamında incelenen bir diğer önemli molekül olan meteorin benzeri protein (METRNL) ise kas ve yağ dokusundan salgılanarak insülin duyarlılığını artırıcı özellikler sergiliyor. Her ne kadar doku düzeyindeki bazı çalışmalarda bu proteinin varlığı dikkat çekse de, yapılan kan tahlili analizlerinde serum seviyeleri açısından hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak belirgin bir farklılık saptanmadı.

Bununla birlikte, sedef hastalarında vücut kitle indeksinin (VKİ) daha yüksek ve koruyucu kolesterol türü olan HDL seviyelerinin anlamlı derecede düşük çıkması, artan asprosin seviyeleriyle birleştiğinde dikkat çekici bir tablo oluşturuyor:

  • Hastalarda henüz klinik olarak belirginleşmemiş erken dönem kardiyometabolik risk artışı bulunuyor.

  • Asprosin molekülü için yapılan istatistiksel performans analizlerinde (ROC analizi), bu parametrenin hasta ve sağlıklı bireyleri ayırt etmede kabul edilebilir bir güce sahip olduğu saptandı.

  • Belirlenen eşik değerler doğrultusunda, asprosinin tek başına kesin bir tanı koydurmaktan ziyade, hekimin klinik değerlendirmesini ve teşhis sürecini güçlü bir şekilde destekleyen yardımcı bir biyobelirteç olabileceği vurgulandı.

Elde edilen bu güncel bulgular, sedef hastalığının tedavisinde sadece dermatolojik görünümün değil, eşlik eden metabolik ve immünolojik süreçlerin de bir bütün olarak ele alınması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kaynak: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Psoriasis Hastalarında Asprosin ve Meteorin Benzeri Protein Düzeylerinin Değerlendirilmesi (Tıpta Uzmanlık Tezi, Dr. Aslıhan Sağlam, Danışman: Prof. Dr. Ergül Belge Kurutaş, Kahramanmaraş, 2026). Tez No: 1003471

Muhabir: Merve Kiraz