.

Temel’i idam sehpasına çıkarmışlar, boynuna ilmiği geçirdikten sonra sormuşlar ;“Söyleyecek son bir sözün var mı?”

Temel yanıtlamış: “Ha bu da bana ders olsun!”

İnsanlık âlemi olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Fıkrada olduğu gibi, artık dönülmez akşamın ufkunda son sözümüzü söylüyoruz; “Bu da bize ders olsun!”

İnsan haklarını hiçe saydık.

Adaleti, merhameti rafa kaldırdık.

Kendimizi evrenin misafiri değil sahibi gibi davranmaya başladık.

Ölüm denen gerçeği, hesap denen hakikati unuttuk.

Çevre duyarlılığını sanayi çılgınlığına feda ettik.

Dostane ilişkileri teknoloji aşkına heba ettik.

Hayvanları yok saydık, zevkimize peşkeş çektik.

Helal/haram demeden ne bulursak yedik.

Bütün bunların üstüne kul hakkı ve mazlumların ahı eklenince kötü akıbet kaçınılmaz oldu.

Hâlbuki biz değil miydik suya gönderdiği çocuğa “testiyi kırmadan getir” deyip tokadı yapıştıran Nasrettin Hoca’nın torunları?

Ne demişti Hoca kendisine kızanlara: “Doğru söylüyorsunuz; ancak testiyi kırdıktan sonra tokat atmanın ne faydası olur?”

Ben de buradan soruyorum: “Bu kadar çile ve yıkımdan sonra hayıflanmanın ne faydası olacak?”

Yine de biz ümidimizi kesmeden ‘zararın neresinden dönülse kârdır’ hesabıyla, olanlardan ders çıkarıp önlem almaya devam edelim.

Hazır mübarek Ramazan ayı da gelmişken biraz daha derin düşünelim; tefekkür edelim; empati yapalım.

Bu yıkımda benim payım ne oldu? İslam âlemi olarak biz nerede yanlış yaptık?

8 milyar insanın çok rahat yaşayacağı bir dünyada en az 1 milyar insan ekmek, su gibi en temel ihtiyaçlara uzanamıyor iken hangi Ramazan’dan bahsediyoruz? (Ş. Ali Düzgün)

Şunu çok iyi anladık ki, hiç kimse kendisini büyük insanlık ailesinin dışında göremez. Neticede dünyanın bir ucunda çıkan yangın bütün dünyaya sirayet ediyor ve herkesi tehdit ediyor.

Açlığın, susuzluğun ve gözyaşının dini, ırkı, rengi olmaz.

Şimdi artık bu küresel yangını söndürme, yaraları sarma zamanı.

Bu yangın mazlumların gözyaşlarıyla tutuştu; merhamet sahibi yüreklerin tövbesi ve gözyaşlarıyla sönecek.

İşte şimdi önünüze gelen büyük bir fırsat; tövbe, riyazet, merhamet, infak ve arınma ayı Ramazan.

Ve empati…Yani, kendimiz dışında da bir dünya olduğunu fark ederek elimizi uzatma, kesenin ağızını açma zamanı.

Kendisini,hastahanelerde inim inim inleyerekderdine derman arayanların yerine koyup gerektiğinde risk alabilme vakti.

Veren elin alan elden hayırlı’ olduğu bilinciyle, kendisinden aşağıdakileri görüp onlara eğilme, etrafındaki garip gurebayı, yetim ve öksüzüfark edebilme ameliyesi.

‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ fehvasınca, yanındaki komşusunu hatırlama ve gönül alma bilinciyle hareket etme zamanı.

‘Mümin, müminin aynasıdır’ hadisinde ifadesini bulan, kardeşinde kusur aramak yerine, onun eksik ve kusurlarını kırıp dökmeden kendisine bildirme zamanı.

‘Kendisi için istediğini kardeşi için de isteyebilme’bilinciyle, bu sıkıntılı zamanlarda işini, aşını kaybedip zor günlerden geçen ve sıkıntısına çözüm arayan kardeşlerini anlayabilme ve çareler üretebilme süreci.

Unutmayalım; bu imtihan dünyasında biraz açlık, biraz korku, biraz can, mal ve ürünlerden kayıplarla sınanıyoruz. Sonunda sabredenlerin ve gereğini yerine getirenlerin kazanacağı bir sınavdan geçiyoruz. (Bakara/155)

Hoşgörü ve empati ikliminin köklenip neşvünema bulması dileğiyle…