İçinde bulunduğumuz asır geçmiş asırlara kıyasen çok daha farklı bir asır. Binbir türlü lezzeti barındırdığı gibi bir o kadar da elem ihtiva ediyor. Nice kavuşmalara sahne olduğu gibi hadsiz zevallere tanıklık ediyor bizleri. Lezzetin zirve yaptığı, haz ve hız merkezli bir hayatın tam olarak merkezindeyiz. Her şeye anında ulaşıp hiçbir şeyden mutlu olamayan asrî bir genci başka hangi çağ göstermiştir?
Yüksek katlı sığınaklarda yaşamaya çalışan bizlerin toprak özlemi sanırım ölümle nihayet bulacak. Ya hiç ölmeyecek gibi yaşayanlar? Hayvani bir hayat tarzının azab olduğunu idrak ettiğimiz zaman ya geç olursa?

Ölüm bizi uyandırmadan evvel uyanmamız gerekiyor. Anı yaşa telkinine sürekli olarak maruz kalan bir insanın ruhu nasıl nefes alabilir? Eğer cesetten ibaret olsaydık belki hayvani bir yaşam bizi tatmin ederdi. Peki ya ruhumuz? Can kafesinde hapsolmuş cenazeler gibi birçoğumuz. Cenaze, Canın azad olması… Cesedin Fani, ruhun daimi olması… Meğer ne büyük bir nimettir ölüm, idrak edebilene… Hz. Peygamberin (asm) kızı Fatıma’ya hitaben, “Baban bugün tüm dertlerinden kurtulacak” cümlesi, ne dolu bir ifade, ne müjdeli bir hakikat…

Yüzümüzü gayrimeşru lezzetlere çevirdiğimizden beri mutlu değiliz. Hedonizmi zerrelerimize kadar yaşıyoruz lakin zerreler ötesi bir isteksizlik, bir gayretsizlik, bir tembelliğimiz var.

Modern kuşatma öyle tesirli ki, madde merkezli bir hayatın uyuşturucu oyuncak olduğunu ölüme yakın ancak idrak ediyoruz. Gençliğimiz heba oluyor, kurumuş kış çiçeği olduğumuz vakit iş işten ya geçmiş olursa?
Bu dünya akıllı bir âdemin seveceği bir alem değildir. Asıl alem ayrılığın, kederin, hastalığın, hüznün olmadığı bir alemdir. Madem böyle bir alemin varlığı her ruhun arzu ettiği bir hakikattir. Böyle bir hakikatin peşinden gitmek anı yaşa zehrinin panzehiri değil midir?

Velhasıl beşeriyet hasta. Allah’dan uzak her ruh psikolojik bir hasta. Bu hastalığın tedavisi olarak antidepresan ilaçları tavsiye edenler aç olan ruhları intihara sevk ettiğinin ne zaman farkına varacaklar? Asıl hastalığın ruhsal açlık olduğunu ne zaman görecekler? Kalplerin ancak Allah’ı zikir ile mutmain olabileceğini ne vakit idrak edecekler?

Sanırım Allah’a dönmeliyiz. Bunca hastalığın, rahatsızlığın, ayrılığın, kederin ve bunca imkana rağmen mutsuzluğun reçetesi İslam’a dört el ile sarılmaktan başka bir şey değildir. Aksi halde kibrimiz ilmîmizin önüne geçtikte, sürekli erteledikçe, şunu bir yapayım sonda dedikçe, helak olmaktan öte gidemeyiz.