Çevremde kozalaktan çok insan var aslında. Ama bir kozalak dahi insanın dostu olabilirken, insan insana her zaman iyi gelmeyebiliyor.

Kalabalıkların arasında kaybolduğum bir anda, ağacın altında yalnız bir kozalak buldum; o an benim en iyi dostum oldu. Havaya atıyor, tutuyorum; bazen de tutamıyorum, düşüp yerde yuvarlanıyor. Ona yetişmek için peşinden koşuyor, yakalayıp yerden alıyorum. Sonra oyun yeniden başlıyor: Atıyorum, tutuyorum... İnsanın kaybolduğu bir anda, bir kozalak onun dostu olur muymuş? Oluyormuş.

Çevremde kozalaktan çok insan var aslında. İnsanlara ulaşmak, bir kozalağı bulmaktan çok daha kolay belki ama ben insanı değil, kozalağı seçtim. Çünkü bir kozalak dahi insanın dostu olabilirken, insan insana her zaman iyi gelmiyor. Yürürken havaya atıp tuttuğum bu kozalak, bana gülümseyerek selam veriyor, yolumu gösteriyor ve inanın çoğu insandan daha değerli hissettiriyor.

Artık ne zaman canım sıkılsa, dertleşecek bir insanı değil, sadece bir kozalağı arıyor gözüm. Havaya atacağım, tutamayacağım, yere düşüp yuvarlanacak ve benim de bir süre peşinden koşacağım bir kozalak... Sonra tıpkı insanların bir gün birbirini bıraktığı gibi, zamanı gelince ben de onun peşini bırakacağım. Belki ilk başta kozalak beni bırakmak istemeyecek. Yok hayır, o da gidecek. Benim gibi kaybolmuş daha nicelerine dost olmak için uzaklara yuvarlanacak... Ve ben bu kez peşinden koşmak yerine, sadece kendi yoluma gideceğim.

Muhammed Metin Ayaz