GEÇENLER

Her karşılık aynı olmasa da bu çağrıya, bazı ruhlar vardır ki kalabalıkların gürültüsünde hakikatin fısıltısını duyabilen seçilmişlerdir. Onlar, o kutlu kervana biletini erkenden kesip, "Aşk olsun" diyerek yola düşenlerdir.

Hz. Hatice... Mekke'nin "Tahire"si, asalet ve zekânın yeryüzündeki gölgesi. O, ticaret kervanlarını yönetirken aslında kaderinin kervanını bekliyordu. Meysere'nin anlattığı şahitliğinde, Varaka'nın titreyen dudaklarından dökülen "O, beklenen peygamberdir" muştusunda sadece bir ticari ortak değil, ruhunun eşini ve ümmetin rehberini bulmuştu. Hiç tereddüt etmedi. Kadınlık gururunu, asaletini ve servetini, dürüstlüğün ve eminliğin karşısında bir secde gibi yere serdi. O, "İyilik yapanı Allah mahzun etmez" diyerek, karanlığın ortasında Efendimiz'in (s.a.v.) ilk sığınağı, ilk dert ortağı oldu. Fırsatı kaçırmadı; aksine o fırsatı bir aşka, o aşkı bir cennet müjdesine dönüştürdü.

Ve Akabe'nin o karanlık gecesinde, fısıltılarla başlayan o büyük inkılap... Es'ad bin Zürare ve yanındaki 5 genç. Yesrib’in (Medine) tozlu sokaklarından çıkıp, Mekke'nin tenhasında bir güneşle buluştular. Onlar, kabile asabiyetini değil, kalbin sesini dinlediler. El ele tutuştuklarında sadece bir biat değil, bir medeniyetin temelini atıyorlardı. "Biz seni terk etmeyiz" dediklerinde, aslında kendilerini bulmuşlardı.

Onlar, zamanın ruhunu okuyanlardı. Onlar, "belki sonra" demeyip "hemen şimdi" diyen feraset sahipleriydi. Bugün bizler, onların o gün tuttuğu, o meşalelerin aydınlığında yürüyoruz.

Ve İbret

Ebu Talib'in tereddüdüyle Hz. Hatice'nin teslimiyeti arasında; Taiflilerin taşlarıyla Yesriblilerin Akabe'de uzanan elleri arasında ne kadar ince bir çizgi var, değil mi? Aynı güneş doğuyordu hepsinin üzerine. Kimi gözlerini yumdu ziyaya, kimi açtı yelkenini o sonsuz rahmete. Tarih boyunca fırsat hep oradaydı, kapıyı çalıyordu. Geriye, kimin açacağını bilmek kalıyordu o kapıyı….