Hisseli tarım arazilerinin paylaşımı ve satışı konusunda Yargıtay’dan milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren çok kritik bir karar çıktı. Özellikle Erzincan’da sıkça rastlanan "kardeşler veya ortaklar arasında tarlayı bölüp kullanma" geleneği, hukuki bir kurala bağlandı.

Tarlayı Sözle Bölmek Yetmiyor

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bir arazide hissedarların mülkü kendi aralarında paylaşıp kullanmalarını (fiili taksim) değerlendirirken çok net şartlar arayacak. Karara göre, ortakların mülkü aralarında sözlü olarak bölmüş olması, o yerin gerçekten bölündüğü anlamına gelmeyecek. Bir mülkün "fiilen bölünmüş" sayılabilmesi için arazinin üzerinde ekili ürünlerin ayrılmış olması, sınırların çit veya tel gibi belirgin çizgilerle çizilmiş olması gerekecek.

Erzincan'daki Ortaklara Uyarı

Erzincan'da da hisseli arazisi olan vatandaşları doğrudan etkileyen bu karara göre; eğer bir tarlada herkesin yeri fiziksel olarak belli değilse, bir ortak payını başkasına sattığında diğer ortaklar "önce ben alırım" (şufa) hakkını her zaman kullanabilecek. Yargıtay, üzerinde hiçbir ayrım çizgisi bulunmayan boş tarlalar için "burası zaten aramızda bölünmüştü" savunmasını geçersiz saydı.

Mahkemeler İyice İnceleyecek

Yeni içtihat niteliğindeki bu kararla birlikte, artık mahkemeler sadece "aramızda anlaştık" beyanına bakmayacak. Yerinde keşif yapılacak ve tarlanın üzerinde kimin nereyi kullandığına dair somut deliller aranacak. Eğer tarlanın her yeri aynı görünüyorsa ve sınır yoksa, ortaklar kanuni öncelikli satın alma haklarını korumaya devam edecek.

Dürüstlük Kuralı Vurgusu

Yargıtay kararında ayrıca, eğer arazi gerçekten bölünmüşse ve sınırları belliyse, ortağın satışına uzun süre ses çıkarmayıp sonra "öncelikli alma hakkımı kullanıyorum" demenin dürüstlük kuralına aykırı olacağını da hatırlattı. Ancak bu kuralın işlemesi için arazinin fiziksel olarak bölündüğünün ispatlanması şart koşuldu.

Muhabir: Sümeyra İÇER