İletişim, insanın dünyayla kurduğu en güçlü bağdır; ancak bu bağ bazen istemsiz ses tekrarları, uzatmalar veya bloklarla sekteye uğrar. Kekemelik, sadece fiziksel bir konuşma engeli değil, bireyin sosyal yaşamını, akademik başarısını ve ruhsal dengesini etkileyen çok boyutlu bir tablodur. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir bilimsel çalışma, okul çağı çocuklarda kekemelikle mücadelenin sadece "düzgün konuşmak"tan ibaret olmadığını, zihinsel süreçlerin de bu denklemin hayati bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.

Buzdağının Görünmeyen Yüzü: Psikolojik Etkilerle Yüzleşmek

Kekemeliği bir buzdağına benzeten uzmanlar, suyun üzerindeki kısmın (takılmaların) sorunun sadece küçük bir parçası olduğunu vurguluyor. Esas mücadele, suyun altındaki utanç, korku ve sosyal anksiyete ile yaşanıyor. Araştırma kapsamında 7-12 yaş arası 45 çocuk üzerinde yapılan incelemeler, kekemeliğin sadece konuşma mekanizmasını değil, çocuğun yaşam kalitesini ve kaygı düzeyini nasıl doğrudan etkilediğini gözler önüne serdi.

Üçlü Deney: Hangi Yöntem Daha Etkili?

Bilimsel çalışmada çocuklar üç farklı terapi grubuna ayrıldı:

  • Grup 1: Sadece Akıcılık Şekillendirme Tekniği (AŞT) ile konuşma mekanizmasına odaklandı.
  • Grup 2: Sadece Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) alarak kekemeliğe eşlik eden olumsuz düşünce ve duygularla çalıştı.
  • Grup 3: Her iki yöntemin de harmanlandığı bütüncül bir yaklaşım uygulandı.

Sonuçlar çarpıcıydı: Akıcılık Şekillendirme Tekniği konuşma şiddetini azaltmada başarılı olurken, BDT çocukların anksiyete seviyelerinde belirgin bir iyileşme sağladı.

Bilimin Yeni Formülü: Akıcılık + Bilişsel Dönüşüm

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, her iki tekniğin birlikte uygulandığı üçüncü grupta elde edildi. Hem kekemelik şiddetinin azaldığı hem de çocukların sosyal hayata katılım isteğinin ve genel yaşam kalitesinin en üst düzeye çıktığı saptandı. Bu durum, kekemelik terapisinde sadece "nasıl konuştuğumuza" değil, "konuşurken ne hissettiğimize" de odaklanmanın başarının anahtarı olduğunu bilimsel olarak kanıtlıyor.

Aile Öyküsü ve Genetik Şifreler

Çalışmaya katılan çocukların %60’ının ailesinde benzer dil ve konuşma sorunlarının bulunması, kekemeliğin genetik kökenlerine dair literatürdeki verileri destekler nitelikte. Ancak araştırma, aile eğitim seviyesinin çocukların terapi başarısı veya anksiyete düzeyleri üzerinde belirleyici bir fark yaratmadığını da göstererek, doğru müdahale ile her sosyo-ekonomik düzeyde başarının mümkün olduğunu ortaya koydu.

Geleceğe Akıcı Bir Bakış

Bu çalışma, okul çağı kekemelik terapisinde yeni bir ufuk açıyor. Bilim dünyasına sunulan bu veriler, çocukların sadece kekemeliklerinden kurtulmalarını değil, aynı zamanda kendilerine güvenen, kaygılarıyla başa çıkabilen ve sosyal çevrelerinde aktif yer alan bireyler olmalarını hedefliyor.

KAYNAK: Sarımehmetoğlu, E. A. (2021). Okul Çağı Kekeme Çocuklarda Akıcılık Şekillendirme Tekniği ve Bilişsel Davranışçı Terapi Etkinliğinin Belirlenmesi (Doktora Tezi). Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Tez No; 687920

Muhabir: Merve Kiraz