Eski hastanelerini arayan Erzincan halkı, tek bir araştırma hastanesine kalmanın zorluğunu, uzman hekim eksikliğini ve engellilerin otopark çilesini yaşıyor.
Sağlık, hiçbirimizin erteleyemeyeceği, şakaya gelmez en temel ihtiyacımız. Bir şehir ne kadar gelişirse gelişsin, hastalandığınızda güvenle gidebileceğiniz, kapısından içeri girdiğinizde emin ellerde olduğunuzu hissedeceğiniz bir sağlık altyapısı yoksa o kentin yaşam kalitesinden bahsetmek pek mümkün olmuyor. Yıllardır bu şehirde yaşayan biri olarak, Erzincan'ın sağlık alanında geçirdiği değişimi yakından gözlemliyorum. Nüfusumuz artıyor, ihtiyaçlarımız büyüyor ama ne yazık ki sağlık altyapımız bizi rahatlatmak yerine yeni sınavlarla baş başa bırakıyor. Şifa bulmak umuduyla yola çıktığımız hastane yolları, son dönemde adeta bir sabır testine dönüşmüş durumda.
Alternatifsiz Bırakılan Bir Şehir
Şöyle bir geçmişe gidelim... Eskiden bu şehirde müracaat edebileceğimiz, hasta yükünü sırtlayan bir devlet hastanemiz, bir SSK hastanemiz vardı. Seçeneklerimiz mevcuttu. Bugün ise koskoca şehrin sağlık umudu tek bir araştırma hastanesinin ve bir özel hastanenin omuzlarına yüklenmiş durumda. Gidebilecek başka bir devlet kurumu kalmadığı için tüm şehir mecburen tek bir merkeze akın ediyor. Haliyle sistem tıkanıyor, vatandaşın nefes alacağı, alternatif sağlık hizmeti alacağı bir alan kalmıyor. Koskoca Erzincan, tek bir kamu hastanesine sığar mı?
Uzman Hekime Hasret Kaldık
Gelelim işin diğer boyutuna. Araştırma hastanesinin kapısından içeri girdiğinizde, polikliniklerde ve acil servislerde çoğunlukla asistan hekimlerimizi görüyoruz. Elbette onların eğitim süreci çok kıymetli, verdikleri emek inkar edilemez. Ancak hassas bir teşhis gerektiğinde, karşımızda yıllarını bu işe vermiş tecrübeli bir uzman hekim görmek istiyoruz. Doğru teşhisin hayat kurtardığı anlarda uzman hekime kolayca ulaşamamak, hastaları ister istemez tedirgin ediyor. Tedavi sürecinde o güven duygusunu hissetmek en doğal hakkımız değil mi? Randevu sistemlerinde uzman doktorlarımızı sahada daha aktif görmek, hepimizin ortak beklentisi.
Şifa Kapısında Otopark Çilesi
Hastane binasının şehir merkezine taşınması ilk başta hepimize ulaşımın kolaylaşacağı hissini vermişti. Ancak kazın ayağı öyle çıkmadı. Mesai ve poliklinik saatlerinde hastane çevresine yolu düşenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Şifa bulmaya, derdine derman aramaya gelen vatandaş, daha hastanenin kapısından giremeden sokak sokak otopark aramak zorunda kalıyor. Zaten canı yanan, hastası olan insanları bir de araç park etme stresiyle yormak bu şehre hiç yakışmıyor.
Engellinin Refakatçisine Kesilen Ceza
Beni bu süreçte en çok yaralayan kısım ise engelli vatandaşlarımızın ve onlara adeta kol kanat geren yakınlarının yaşadığı mağduriyet. Bu durumu maalesef bizzat ikinci kez yaşayarak tecrübe ettim.
Geçtiğimiz günlerde, beynine pıhtı atması sonucu sağ tarafı felçli olan ve hayatını tam bağımlı sürdüren anneannemi, sağlık raporu işlemleri için şahsi aracımla Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi polikliniğine getirdim. Hastamın ağır engelli olması sebebiyle araçtan tekerlekli sandalye ile indirilmesi ve transfer edilmesi mecburiydi. Bu doğrultuda, poliklinik girişine en yakın ve tekerlekli sandalye kullanımına en müsait alan olan engelli otoparkını kullandım. Ancak aracımın trafik tescil kayıtlarında resmi olarak "engelli aracı" ibaresi bulunmadığı gerekçesiyle tarafıma idari yaptırım cezası uygulandı.
Oysa o araç, o esnada fiilen ağır engelli bir bireyin ulaşım ve sağlık hizmetlerine erişim ihtiyacını karşılamak üzere kullanılıyordu. Mevzuatta engelli otoparklarının ihdas edilmesindeki temel amaç, engelli bireylerin kamusal alanlara ve sağlık kuruluşlarına erişimini kolaylaştırmaktır. Kanunun koruduğu ve kolaylık sağladığı asıl unsur demir yığını bir "araç" değil, engelli bireyin bizzat kendisidir. Sırf ruhsatta o ibare yok diye, bir engellinin zaruri ihtiyacı için ayrılmış alanı kullanan araca ceza kesilmesi; hukukun temel ilkelerine, adalete ve hakkaniyetin özüne açıkça aykırıdır.
Erzincan halkı, şifa aradığı kapılarda hizmetten çok eziyete dönüşen bu sorunlar yumağıyla boğuşmayı hak etmiyor. Esnek, insan odaklı ve vicdanı merkeze alan çözümlerin bir an evvel hayata geçirilmesi gerekiyor.