Nazarımı celbeden bir müşahedemi arzetmek isterim. Birçok İslam beldesini ziyaret etmek nasip oldu. Her birisinde belii başlı tahribatlar olsada mukaddesatımıza dair bazı değerler muhafaza edilmiş. Mesela Bosna’da yıllardır Euro sabit, hiç değişmiyor, fakat minarelerde ayyıldız Rumeli Sancağımız halen var. Mekke civarında tesettürsüz gezemezsiniz, esnaflar namaz vaktinde her şeyi bırakır lakin ülke yönetimi Müslümanlara düşman gibi siyaset izliyor. Kazakistan gibi bölgelerde komunizm milleti perişan etmiş fakat camiileri gençlerle dolu. Irak’ta cuma günleri resmi tatil, evler haremlik selamlık olarak inşa edilmiş lakin ecnebiler hiç boş bırakmıyor, sürekli bir kargaşa halinde lanse ediliyor… Endülüs de her yer camii, sokaklar İslami yapıda da olsa hepsi tahrip edilmiş, halkın Hristiyanlık ile de alakası kalmamış. Filistinliler işgalcilerin zulmüne maruz kalsada gencinden ihtiyarına herkes ricatta, hemen hepsi nöbette…

Hülasa birçok bölgenin kazançları olsa da kayıpları da var. Sonra Anadoluya bakıyorum, yukarıda saydığımız kayıpların hemen herbirisi hatta daha fazlası burada tatbik edilmeye çalışılıyor. Nesil dinsizleştirilmeye, ekonomi bozulmaya, itikadi tartışmalarla din hayattan çekilmeye çalışılıyor. Mealist gruplar hadisleri inkara, feminist gruplar kadını güçlü göstereceğim tezgahı ile aileyi bozmaya, medeniyetin alameti olan giyinmek çağdışı gibi gösterilerek gençleri çıplaklığa sevk ediyorlar. Bunu yapanlar ise süslü cümleler ve planlar ile bunu yapıyorlar. Her ne kadar bu tahribat az da olsa, habbeyi kubbe göstererek millete ümitsizliği zerk ediyorlar. Çünkü onlarda biliyor ki İslam Alemi bir vücut ise burası o vücudun kalbi gibidir. Kalp bozulursa bütün vücut bozulur. İmame kopartılırsa taneler bir araya gelemez. Bunu bildikleri için her yönüyle bir saldırı altındayız. Hilafetin buradan kaldırıldığını ve tekrar buradan ihya olacağını bildiklerinden bütün odak noktaları burası!

Bugün bize düşen birinci mesele Anadolu’nun ayakta kalmasına çalışmaktır. Bir kişi her alanda ehil olamayacağına göre her bir şuurlu ferd kendi alanında mukaddesatından taviz vermeyecek ki yekünde istenilen netice ortaya çıksın. Macera aramaya gerek yok. Bir esnafın birinci cihadı Filistin’de savaşmak değil, doğruluğu ticaretinde göstermektir. Bir memurun asıl hedefi devletine olan sadakati ve mesai saatine olan riayeti ve tatbik edeceği adaletidir. Bir hocanın evvel vazifesi kendi bölgesinin dertleri ile alakadar olmaktır. Yani herkes birinci mesuliyet alanı ile alakadar olacak, dar dairedeki vazifesi ile meşgul olacak, geniş daireye sonra bakacak. Yani tamirata buradan başlayacak. Dolayısıyla en evvel kalp ihya olacak ki bütün azalar diri kalabilsin, dağılmasın! Mevzunun tamamını hülasa eden ve ciddi tefekkür etmemizi gerektiren Müfsid Emanuel Karasso’nun şu cümlesini unutmamanızı rica ederim: Bir Müslüman kadın İslam’la bağını kesmediği sürece, her an bir Abdülhamid doğurabilir.