Beyin Ölümü ve Bu konuda düşünülerleri etraflıca irdelediğimiz makalemizde bakalım ne göreceksiniz. Beyin ölümü dedikleri ne olaki.
Bir süredir bu konuda okumalar yapıyorum. Kendi alanım olmadığının da farkındayım. Fakat araştırmalarım beni dehşete düşürünce birilerine yol gösterir niyetiyle paylaşmak istedim.
Tıp ilmi bugün bir ilimden ziyade bir endüstri haline gelmiş. Bu ifadeye normal olarak İtiraz eden doktorlar elbette olacaktır. Bu kardeşlerimizin mevcut öğretiden biraz harice bakmasını, kendilerine cebren takılan gözlükleri bir çıkarmalarını ve sade bir vatandaş gibi bu konuya bakmalarını rica ederim. Zira kırmızı bir gözlükle nereye bakarsanız kırmızı görürsünüz. Doğru olanı görmek için şeffaf bir nazarla bakmak gerekir.
Milyonların döndüğü böyle bir sektörün aç gözlü şeytanlarca boş bırakılamayacağını bilmelerini isterim. Bu mevzuda bir şey bilenlerin sessiz kalmasının mesuliyetini de hatırlatmış olalım.
Beyin ölümü kavramı, 1968 yılında başarılı kalp nakli ameliyatlarının sonrasında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ortaya atılmış ve bugün tıp çevrelerince vahiy gibi kabul edilen 20. Yüzyılın en büyük yanılgılarından birisidir.
Vahiy gibi diyorum çünkü aksi bir görüşe tahammül edilmiyor. Bu üniversitenin Rokefeller Vakfı kuruluşu olduğunu ve sürekli olarak bu kavramın taze tutulması yönünde teşvik edildiğini de unutmayalım. Bu hainler insanlığa hizmet eder mi hiç? Var mı örneği? Beyin ölümü denilerek tüm organları iflas eden ve ölenler mutlaka vardır, gerçekten ruhu da çıkmıştır belki, fakat her hasta için kesin hüküm vermek hangi amaca hizmet ediyor? İşinin hakkını veren masum doktorlarımızı tenzih ediyor ve bu konuya biraz dikkat çekmeye çalışıyorum. Öldü ölmedi arasında gitmek akl-ı selim birçok hekimin çelişki konusu iken kesin öldü ifadesine vicdanımız nasıl razı olabiliyor? Ya da Beyin ölümü gerçekleşti denerek organı alınmak istenen bir hastaya neden anestezi yapılıyor? Ölen bir kişi tepki veremeyeceğine göre böyle bir uygulama hangi amaca hizmet edebilir?
Beyin ölümü kavramının ardında organ nakillerine malzeme tedariki gibi bir oyunun farkında mıyız? Değiliz çünkü, ölü bir insanın organların da ölü olduğunu ve kullanılamayacağını pek bilmiyoruz.
Ancak canlı bir bedenden organ alınırsa bir başkasına aktarılabiliyor. Kornea, doku, deri vb birkaç organ birkaç saat daha yaşadığı için nakledilebiliyor. Ancak milyon dolarlara satılan ana organların çalışması için canlı bir donör şart! Bazı hastaneler ya da doktorlarla anlaşmalı ve organ mafyalarınca organize edilen öldü, fişini çekin, gibi ifadeleri ve tehlikenin boyutunu lütfen bir düşünelim… Tekrar ediyorum, her tıp mensubu bunu yapıyor demiyorum, böyle oyunlar dönüyor, lütfen uyanık olalım mesajını vermeye çalışıyorum.
Bu detayı vermemize rağmen itiraz eden olacaktır ama her şey onların malumatına münhasır değil, bunu da bilmelerini rica ederim. Daha geçen sene yenidoğan çetesinin bebeklere neler yaptığını ve kundaktaki sabiye bunu yapanın bizlere neler yapabileceğini lütfen bir düşünsünler. Her ne kadar masum ve insani gözükse de organ nakli başlı başına bir problemdir. Sağlıklı bir bireyden sağlıksız iki birey meydana getirmenin zahiren hoş gözüken bir yönü olsa da perde ardında milyon dolarların döndüğü artık herkesin malumu.
Çin’de idama mahkum edilen suçlular, eğer kabul ederlerse, bazı organları cezanın müebbete dönmesi konusunda devletle anlaşma sağlanıyor. Kendi halkına bunu yapan, Doğu Türkistan’lı çocuklara neler yapmıyordur? İyi ki cehennem var, iyi ki ebedî azab var… Bir tavsiyem olacak. Siz siz olun beyin ölümü gerçekleşti diyen hastanızın fişini sakın ha hemen çektirmeyin, öldü diye organlarını kimseye vermeyin. Size ait olmayan bir şeyi başkasına nasıl verebiliyorsunuz? 12 yıl fişe takılı kaldıktan sonra halen hayata dönen insanlar varsa, fişi çekildikten sonra tepki verip hayata dönenler varsa, beyin ölümüne, “öldü dediysek öldü kardeşim” diyen doktorlardan uzak durun, direnin, hastanızın fişini çektirmeyin.
Birçok hayata dönen hasta konuşulanları duyduklarını ancak cevap veremediklerini itiraf ettiler. Bunlardan ülkemizde örnekleri var. Hatta böylelerinden birisi şuan ülkemizde imam olarak vazife yapıyor. Yani sizin anlayacağınız öldü denilen diriler aramızda geziyor. Ki bunlar tedavi amaçlı aldıkları ağır ilaçların yan etkisi ile nabzı yavaşlayan ve öldü denilen hastalar.
Dünya üzerindeki 23 adet psikiyatrik ilacın 17 tanesinin beyin ölümüne sebep olduğu da açıklanmış durumda. Dileyen yan etkilerine bakabilir. Türkiye’de, Avrupa’da ve Amerika’da onlarca örneği var bunun. Bir sürü doktorlara davalar açılmış durumda. Kendi elimizle kendi evladımızı öldürdük diyen bir sürü anne baba var, bir sürü itiraf makaleleri var. Pek çok bilimsel veri beyin ölümünün mutlak ölüm olmadığını kanıtlıyor. Alman bir gazeteci beyin ölümü gerçekleşti dendikten sonra hayata dönenlerin oranının %60 olduğunu belgelerle izah ediyor ama vahiy gibi kabul edilen bu kavram ne yazık ki kendi mensuplarınca yoruma bile kapalı.. Gerçi yaptığı işi ticari gören bir insafsız için masada yatanın ne ehemmiyeti var? Bazı doktor kılıflı katiller tam olarak bunu yapıyor; para için ameliyat, para için bebek öldürme vs.. Mesela bir soru sorayım; Türkiye’yi para için sezaryen de birinci yapan sektör, sizce güvenilir midir? Ya da savunma sanayisine harcanan paradan daha fazla para akışına sahip bir sektör ne kadar masumdur?
Allah hastanelerin ve doktorların yokluğunu göstermesin, bu ayrı bir konu, sadece biraz sorgulamaya davet ediyorum. Biliyorsunuz Allah her insanı özel yarattığı gibi organlarını da özel yaratıyor. Mesela başka bedenlerden alınan organlar nakledildiği bedende yaşayamazlar, her insanın yedek parçası özeldir, başkası normalde kullanamaz. Fakat bu nakledilen organın yaşaması için hasta uzun süreli, hatta ömür boyu uyumlaştırıcı ilaç kullanımına mecburdur. Bedenin muhafızları olan akyuvarlarda kendine ait olmayan bu organla daima bir savaş halindedir ki bunun önüne geçmek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanır. Bu pahalı ilaçları kullanmak da ömür boyu ilaç endüstrisinin müşterisi olmak anlamına gelir. İlaç patronları da hastanın ölmesini değil, daimi bir müşteri olmasını ister. Ne silsile ama… ortaya bir kavram at, en meşhur isimlerle onu destekle, en tirajlı derginde bunu yayımla, kendi fonladığın örgütle dünyaya ilan et, arka planda cebine çalışan bir sistemi devam ettir..
Ha bu arada kısa sürede bazı isimlerin parlatılması bile sinsi planlarına toplumu çekmek, bir kişi üzerinden milyonları yönetmek emelini taşıyabilir. Ahiretin tek başına delili budur!
Şimdi biraz dünyaya bakalım. Hemen hemen hiçbir Yahudi organ bağışında bulunmuyor desem inanır mısınız? Tabir-i diğerle bu alçaklar dünyanın en az organ veren ülkesi(!) konumunda. Çünkü inançlarında haram, caiz değil.. Daha çarpıcı olanı ise en yüksek oranda organ alan ülke konumunda… Fakat cumartesi yasağına uydurdukları kılıf gibi bir kılıf da uydurmuşlar. Nasıl mı oluyor? Organ ihtiyacı olan Yahudiler bu ihtiyacı(!) deprem, savaş ve devlet otoritesinin zayıf olduğu, yahut geçici kargaşa yaşanan bölgelerden kaçırdıkları insanların organlarını çalarak çözmeye çalışıyor. 99 depreminde kayıp üç bin yavrumuz halen bulunamadı. Gazze’de bir sürü çocuk kayıp. Olan ne yazık ki yine garibana oluyor. Hindistan’da ve Afrika’da sürekli olarak çocuklar kayboluyor. Sizce nereye gidiyor bu yavrular? Bisikletle dünya turuna felan mı zannediyoruz gerçekten? Zenginlere peşkeş çekiliyor.
Epstein pisliğine şahit olan bizler, buna şaşırıyor muyuz? Ölümsüzlük arayışı her şeyi yaptırıyor…Birileri halen Afrika’daki sağlık hizmetlerinin fedakarlık amaçlı yapıldığını düşünedursun… Alınan dna örnekleri falanca kralın kanına uyumlu ise onu sizden bir şekilde alırlar diyen eski sağlık bakanı Osman Durmuş ne kadar da haklı imiş…
Katolikler de beyin ölümü kavramına fetva veremiyor, hasta ölüdür diyemiyor, organları alınabilir diyemiyor. Bizde ise Ulemanın bir kısmı hariç “beyin ölümüne ölümdür” diyemiyor, organ naklini caiz görmüyor. Hz. Peygamber’in(asm)
“Ölü bir insanın kemiğini kırmak diri iken kemiğini kırmak gibidir” hadisine göre bu yorumu yapıyorlar. Caiz diyenler ise kendilerine verilen bilgilere göre caiz diyorlar lakin gelen bilgiler ne kadar masum? Kim zerre bir şer işlerse karşılığını görecek!
Size Alman gazeteci Jurgen Elsasser’in bir ifadesini daha bırakayım; “ Şuan hepimize bir baskı yapılıyor, organlarımızı bağışlamak insani bir vazife olarak yutturuluyor bize. En büyük ve gizlenen şu ki organ bağışı yapacak kişinin ölü olması gerekir. Çünkü onun organları ölüdür ve başkasına nakledilemez. Bu engeli aşmak için beyin ölümü yalanını uydurdular.”
Bu konu uzun, en detaylı çalışmayı Kemal Özer bey “ölüm tacirleri” isimli kitabıyla yapmış. Yerli yabancı birçok kişinin ilmi belgeleri ile izah etmiş, adres göstermiş. İlgilenenler ve itiraza yeltenenler lütfen o kitabı baştan sona bir okusunlar. İnsafla okuduklarında bize katılmazlarsa gelsinler parmaklarını gözüme soksunlar!
Hasta ve Gaddar bir asırda yaşıyoruz. Açlıktan evinde ölsen kokudan dolayı komşunun haberi olacak da devletin sonra duyacak seni… Fakat aynı sistem aşılar için defaatle arıyorsa şöyle bir soru sorarım; bu kadar samimi isen daha ziyade mutfağımdan haberdar olman gerekmez mi? Milyonlarca insanın ölümcül tarım kimyasalları ile yetişmiş ve işlenmiş sözde gıdalarla beslenmesini görmüyor musun? Toksik madde deposuna dönüşmüş sağlıksız sulara bir çözüm bulsan daha iyi olmaz mı? Zehirli çevre konusunda hiçbir girişimde bulunmuyorsun ama söz konusu organ nakli olunca canhıraş çalışıyorsan ben bunu bir sorgularım; ne kadar samimisin? Ya da oyunun farkında mısın? Evet dostlar, tüm bunlar sizce de manidar değil mi?
Hülasa, olur da bir gün hastaneye kaldırılar, beyin ölümü gerçekleşti derler, organlarını almak isterler. Sakın ha, vasiyetimdir, bana emanet olan organları kimseye vermeyin. Kabre kadar da takip edin ki uzun eksik olarak huzura varmayalım…