“…Allah size ayetlerini böyle açıklar ki düşünesiniz" (Bakara 2/219). " . ..İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size ayetleri açıklar"(Bakara 2/266). " ... işte biz, düşünen bir toplum için ayetleri böyle açıklıyoruz"(Yunus 10/24). " ... Sana da bu zikri (Kuran-ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp anlasınlar" (Nahl 16/44). "Eğer biz bu Kuran-ı bir dağa indirseydik, şüphesiz onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça, parça olmuş görürdünüz. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz" (Haşr 59/21).
Aynı konuyla ilgili olarak tedebbür ifadesi de kullanılmıştır. Tedebbür; işlerin sonunu düşünmek, işin sonuna bakmak, bir işin sonunu başından hesap etmek, dikkatli olmak, anlamak, Kuran ayetlerini derinlemesine düşünerek anlamına vakıf olmak ve doğru yorumlara ulaşmak ..gibi. Manalara gelir. Bu hususla ilgili ayetlerin bazılarının anlamı da şöyledir: "Hala Kuran üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi?" (Nisa 4/82). "Onlar bu sözü (Kuran-ı) hiç düşünmediler mi?" (Mü'min 23/68). "Bu Kuran, çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdi ki, ayetlerini düşünsünler ve aklıselim sahipleri öğüt alsınlar" (Sad 38/29). "Kuran'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed 47/24).
İnsanlarımızın kalpleri kilitli değil; ancak eğitimleri çok eksiktir. Ve o kadar çok eksiktir ki: Okumuş olanımız da, okumuş olmayanımız da; düşünme fakirleriyiz. Bu eksiklik; tüm düşünce sistemimizde, tüm tutum ve davranışlarımızda, tüm uygulamalarımızda, çok belirgin bir şekilde gözükmektedir. Bu belirginlik, Üniversite bitirmiş olanımızda da, İlköğretimi bitirmiş olanlarımızda da; aşağı, yukarı aynıdır.
Caminin bahçesinde oturup abdest alanlara ve birlikte namaz kıldıklarınıza, iyice bakın! Sohbet edin… Deneyin! Ve onları dinleyin.
Kırk, elli yıllık dost ve arkadaş bildiklerinize, görerek ve bilerek baktığınızda; söz konusu ettiğim,eksiklikleri; belirgin bir şekilde, hatta ruhumuzu karartır ve acıtır bir şekilde görülebilir.
Kırk yıl boyunca birlikte dostolduğumuz veya arkadaş olduğumuz biri hakkında; olmayacak bir şey söylendiğinde;arkadaşımız,dost bildiğimiz kişi; hiç düşünmeden,balıklamasına dalar. Hiç düşünmez. Yahu! Bu adamla kırk yıldır ben beraberim. Ben, o kadar ahmak mıyım ki? Bu söylenenlere şahit olamamışım da…! Bu adam, nasıl şahit olmuş? Düşünmez.Ve! Kırk yıllık arkadaşına, dostuna, hor bakamaya başlarlar.
Çükü millet olarak bizler; duyduğumuza inanmaya göre, eğitim almışızdır. Okulda, öğretmen anlatmış; biz dinlemişizdir. Camide, İmam anlatmış; biz dinlemişizdir. Atadan, dededen gördüklerimizi, dinlediklerimizi öğrenmiş veya taklit etmişizdir.
Düşünmek, tefekkür etmek, araştırmak, işin aslını merak etmek… Gibi bir derdimiz olmamıştır. Nasıl olsun ki…?
Çok şahit olmuşuzdur. Yanımızda adam, abdest alır. Alırken de,yanında, bizimle de sohbet eder. Ben ne yapıyorum, neye hazırlanıyorum? Hiç düşünmez: Abdesti, sadece bazı azaları yıkamak zanneder.
Namazı kılarken de hiç düşünmez. Sadece, sureleri ezbereokur veya dinler. Mutat olan davranışları tekrar etmenin, iyi ve güzel yapmanın, gayreti içinde olur..
Günde kırk defa okuduğu Fatiha Sure ’sinin, mealini bile bilmez,
Zaten hiç kimse ona, bu konularda bir şey öğretmemiştir. Onunda, merak etmek, araştırmak, öğrenmek gibi bir derdi olmamıştır. Nasıl olsun ki..!
Abdestin; namaza varışın, huzura çıkmak için, ter temiz olma ve huzura çıkmaya layık olmanın, hazırlığı olduğunu hiç düşünmek zahmetine katlanmamıştır.
Düşün! Değerli kardeşim! Ne için görünür uzuvlarını yıkayıp temizliyorsun? Niçin zahmet çekiyorsun?
Çünkü seni var edenin ve sana bahşettiklerinden haberdar edenin, huzuruna çıkacaksın!
Öncelikle, huzura çıkmaya layık bir niyet edeceğiz: Ellerimizi, yıkayıp tüm işlediğimizgünahların kirlerinden temizlenmeyi düşüneceğiz.
Ağzımızı, üç kere yıkayacağız. Ağzımızdan çıkan kötü sözlerin kirlerinden temizleneceğiz.
Burnumuzuyıkayacağız; akıp giden su ile kötü ortamlarda kokladığımız, teneffüs ettiğimiz havanın; tüm kirlerinden temizleneceğiz.
Kollarımızı yıkayacağız; artık kollarımız, temizlenmiş olacak. Ellerimizi severek semaya açacak ve huzura çıkmanın farkına varacak hale geleceğiz!
Başımızı,mesh edecek, kulaklarımıza ve boynumuza su eriştireceğiz. İçimize bir ferahlık dolacak. Maişet ve malayani düşüncelerinden arındığımızı hissedeceğiz.
Ayakları yıkayacak, yanlış yolda yürüdüğümüz günahlarından temizleneceğiz. Artık sırat ’ta, sağlam basacağımız bir kıvama, bir hazırlığa eriştiğimizin farkına varacak ve bunu ruhumuzun derinliklerinde hissedeceğiz.
İşte bunu hissettiğimiz an…!Huzura çıkmaya hazırız!
“Allah’u Ekber” derken; ellerin tersi ile arkamızaatmamız gerekenleri atmış ve Kıyam’a durmuş oluyoruz. Artık Kıyamdayız! Gözlerimiz secde yerinde. Her bir sözcüğün hakkını vererek okuyoruz. Hiç acele etmiyoruz! Dudaklarımızdan dökülen kelimelerin anlamını; gönlümüzde, ruhumuzun derinliklerinde, duyuyor ve hissediyoruz. Rükû anıdır: En yüce olanın önünde, doksan derecelik bir açı ile eğiliyoruz! İşte o an;içimizden coşup gelenbir duygu: bize hamd zamanı olduğunu duyurur. “Rabbim! Hamd Sanadır.” Derken, salınmış ellerimiz; duaya açılmak isterler! İşte en güzel anlardan biri daha…! Secde zamanıdır. Tüm eksiklilerden, tüm noksanlıklardan, münezzeh olan Allah’ın: Ve en büyük, en kudretli, en zengin, en merhametli, en cömert, en yüce olanın önünde, yere kapaklanıyoruz, O an! İşte, en coşkulu an! Allah’ın rahmeti, bereketi, muhabbeti ve sevgisi, gönlümüze akıyor. Ne mutlu bize...!
Namazda, okuduğumuz ayetlerin anlamları, zihnimize yağdıkça; zihnimiz bereket bulur. Gönlümüz huzurla ve imanla dolar.
Ve Allah’a kul olma bilincine ermek yolunda biraz daha mesafe kat etmiş oluruz.
Allah! Bizleri kul olma bilincine erenlerden eylesin. Amin!Amin!
Allah’a şükretmemiz gereken ve büyük oranda eksikliklerimizi tamamlayan: Anadolu İhsan’ın irfanı, tertemiz imanın varlığıdır.
Milletimizin içinde bulunduğu kültürel krizin temelinde: Medeniyetimizin varlık kaynağı olan Kuran ı Kerim’in, beyan buyurduğu norm’ un; hayatımızın içinde, nasıl form’a dönüşebileceği konusunda ki değerlerimizin elimizden alınmış olmasıdır.
Her millet; kendi çocuklarını yetiştirmek için: Kendi insan yapısına, kendi inancına, kendi sosyal ve kültürel yapısına, kendi coğrafi ve siyasi konjonktürüne göre, kendi ihtiyaçlarına göre; kendi eğitim ve öğretim müfredatını hazırlar. Eğitim sisteminide buna göre kurgular. Ya ! Bizim Eğitim müfredatlarımız...?