.

Orta Çağ’a, hâkim olan Hıristiysan Medeniyetinin; nasıl bir karanlık çağ olduğunu biliyoruz. İnsanların “Aforoz edildiği, içine şeytan girmiş diye; diri, diri yakıldığı…! Derebeylerin Firavunluğa soyunduğu…! Bir medeniyet.

Ve bu medeniyetin; 1340lı yıllarda İspanyada kurulan Endülüs Devletinin getirdiği İslam’ın nuruyla; oldukça aydınlandığını; insanlığın huzura erdiğini görüyoruz.

Ancak İslam’ın nurunun azalması ile dünyamızın nasıl bir hale geldiğini zamanımızda hep birlikte görüyoruz. İnanılmaz olaylara şahit oluyoruz.

Batı Medeniyetinin, gönümüzde baskın çıkan; yüz yıldır kandan ve sömürüden beslenen özelliklerinden biri de; “İsa’nın Çocuğu değilsen; sen, insan değil, bir yaratıksın.” Görüşünün en öne alınması ve mensupları tarafından benimsenmesidir.

Bu gün Gazze de yaşananlar; bunun en bariz örneği değil mi? Şu anda Gazze; avlanacak insan çiftliği gibi. Gir ve istediğin kadar insan öldür. Kimsenin umurunda değil! Hatta orduları ile binlerce kilometre uzaktan gelip avlananlara yardım bile ediyorlar.

İslam Medeniyetinin en önemli vasfı: Allah!- âlem – insan tasavvurunun; insan ögesini en öne koymasıdır. Bunun için İslam Medeniyetinde; kralların, soyluların, din adamlarının, zenginlerin ve kuvvetlilerin zalimliği, azgınlığı; asla abat olamamıştır.

Bizim medeniyetimiz insanı; Allah’ın yarattığı en değerli varlık olarak kabul eder. Onun, her türlü iyi ve güzel işlerin anahtarı, her türlü kötülüğün, haramın ve zalimliğin engeli olan, bir aktör haline gelmesini ister.

Farklı dinlerin, kültürlerin, geleneklerin varlık ve hayat bulduğu İslam Medeniyeti; kuşatıcılığı, yüksek tefekkür ve külliyat birikimi, yüksek ahlak ve erdemi ile birlikte, sonsuza kadar insanlığı ayakta tutacak, İnsan olma haysiyet ve şerefiyle yaşamasını sağlayacak değerlerin insana göre mayalandığı bir medeniyettin adıdır.

Küreselleşen dünya düzeninin hegemonyası altında; bugün insanlık; sosyal medya, basın ve yayın organları vasıtası ile çok ağır, ağır olduğu kadar da kozmopolit bir bombardımana tabii tutulmuş durumdadır.

Özellikle Müslümanâlemi; öğle bir bombardımana tabi tutuyorlar ki; İslam’ın temelini oluşturan değer yargılarının farkına varılmaması için her türlü dezenformasyon yapıyorlar. Ve Müslümanlar, İslam medeniyetinin mirasından koparılıyor.

Tarihimiz ve tarihimizin derinliklerinden gelen; büyük kitleler tarafından kabul gören olayları, olguları, değer yargılarını unutturmak, değersizleştirmek, önemsizleştirmek için çok yoğun, karalayıcı çalışmalar ve algı operasyonları yapılıyor.

Medeniyetimizin temel taşalar olan; değerlerin ve bu değerlerin arkasındaki; hikmet ve hakikatlerin, nesillerimize, tam ve doğru olarak öğretilmesi 150 yıldır, sinsi ve şeytani projelerle engelleniyor.

İslam medeniyetinin ayağı kalkmasını istemeyenler güçler; dününü bilmeyenin, düşünemeyenin, yarınını düşünmesinin mümkün olmadığını çok iyi biliyorlar. Bunun için de; dünümüzün doğrularını bilmeyelim, öğrenmeyelim diye; eğitim ve öğretim müfredatlarını, kendileri hazırlatıyorlar. İyiyi, güzeli doğruyu öğretecek, İslam’ın değerlerini, genç nesillere öğretecek; tüm sözlü, yazılı kaynakların, İslam ülkelerinin sınırlarının içine girmesine bile müsaade etmiyorlar.

Bu yüzden, bu gün dünyamıza baktığımızda; ayrılık, çatışma, fakirlik, kan ve gözyaşı hep Müslüman ülkelerinde hüküm sürdüğünü görüyoruz.

Tarihini ve kültürünü doğru okumasını, anlamasını çok iyi bilmeyen milletlerin, yarınını çok da; çok iyi düşünebilme güçleri olamaz. Çünkü tarihi çok iyi bilmek, önceki ve sonraki sürecin bilinmesini, bu gününün çok iyi değerlendirilmesini, tarihi rolümüzün ne olduğunu anlamamızı, öğrenmemizi sağlar.

İşte bu rolü bilmememiz, bilmeyi bırakalım; farkına varmamamız için İslam Medeniyeti düşmanları; ellerinden geleni yapıyorlar. Bu günkü gibi bizleri güruh haline getiriyorlar. (Güruh: Hayvanların bir tık üstü olarak yaşayan, insan geçinen, insanlar.)