.

28 Şubat dayatmacı kararlarıyla, sırf imam hatip okullarının önünü kesmek için sekiz yıllık mecburi eğitim sistemini getirdiler. Dolayısıyla imam hatiplerin ve mesleki ortaokulların da önü kapatıldı. İslam dini o kadar mı rahatsız ediyordu ki, irtica dediler, başörtüsü yasağını getirdiler. Başı kapalı kızlarımızı okula işe almadılar.

Bizim evvelce süregelen beş yıllık temel eğitim sistemimiz vardı. Gerekli bütün eğitimler verildiğinden yaz kursları, dershaneler yoktu, yaz aylarında babalar bir sanatkarın yanında iş buluyordu, çocuklarımızı ananelerinizden koparılmıyordu, sokakların, kafelerin, avareleri olmuyordu, her konuda daha bilinçli, daha saygılı gençler yetişiyordu.

Analarımız, her sabah erkenden çocuklarının eşinin sofrasını hazırlar birlikte besmele ile sofraya otururduk, analar çocuklarını giydirip okuluna gönderken baba da bir simit parası verip uğurlardı, böyle beslenme çantaları yoktu ama daha sıhhatliydik. Dolayısıyla okul dağılınca evimize gelir anamızın sofrasına otururduk, kreşlere göndermezdik böyle sokaklarda abur cubur yiyen obez, çocuklar yoktu, şirin çocuklarımız vardı. Sabahın akşamız vakti belliydi. Boş zamanlarımızda, ya boş bir alanlarda futbol oynardık ya bir arkadaşla buluşurduk ya da kütüphaneye giderdik, çünkü henüz cep telefonları yoktu. Şimdi ananeleri saygıları yok eden internetimiz var.

Beşinci sınıf diploma alan çocuklar, kültürel, sosyal, her türlü bilgilerin özetlerine sahiptik. Hatta beşinci sınıftayken ülkelerin yerlerini başkentlerini bilirdik, köklü bir coğrafya ve tarihi bilgilere sahiptik. İlkokullarda dahi çocukların gayreti için sınıf tekrarları vardı. Beşinci sınıf, orta ve lise sonlarında umumi derslerden imtihana tabi tutulurduk, böylece pekişen bilgiler, hevesler, seçilmişler, ortaya çıkardı. Yalnız bu konularda mesleki okullar her zaman revaçtaydı.

Beşinci sınıfı bitiren çocukların okuma istidadı varsa babalar varını yoğunu harcayıp okutuyordu. Okuma istidadı yoksa çocuklarını bir esnafın yanına çırak olarak verir ve ustasına bir miktar para verdikten sonra hafta sonu kendi vermiş gibi çırağa verirdi. Keza okuma istidadı olmayan çocuklar ya kendi iş yerinde ya çırak, ya da köyünde yetiştirirdi. Beşinci sınıfı bitiren çocuğuna yön verebilirsin ama buluğa ermiş evladına zor yön veremezsin. Milli eğitim bu çocukları kurtarma amacıyla 4+4+4 sistemini getirdi. Dolayısıyla üniversite, kontenjanları da artırıldı.

Her ne kadar bazı olumsuzluklar yaşansa da, her şeye rağmen, güneş gibi parıldayan gençlerimiz var, ufuklara açılan ilimlerimiz, yazılımlarımız var. Her daim gökyüzünde dalgalanan şanlı bayrağımız var, Modern savunma sistemlerimiz var, vatanı koruyan cesur, şanlı askerlerimiz var.