Mazlumların duasıyla ayakta duran bu milletin ferdi olarak; yanı başımızdaki yetimden dünyanın öbür ucundaki muhtaca uzanıp iz bırakmak zorundayız.

Boykot Karavanı nöbetlerine gelen çocuklar vardı. Maddeten ahvalleri pek müsait gözükmüyordu. Araştırdık, öğrendik ki babaları vefat etmiş, üç aydır kiralarını ödeyememişler. Aramızdaki fedakar kardeşlerimiz hemen müdahale ettiler, inşâallah birkaç ay rahat edecekleri şekilde giderleri karşılanacak. Birkaç derneğe de isimleri yazdırılacak, düzenli bir yardım gidecek…

Bu vesile ile bir şeyler söylemek isterim:

Memleketimiz yardım faaliyetlerinde dünya devletleri arasında açık ara önde. Bilmediğimiz kamplarda hastaneler yapılıyor, su kuyuları açılıyor, kurbanlar vs derken nice mazlumun yüreğine dokunuyoruz. Halkımız fedakarlıkda o kadar zirvedeki dünyanın başka bir ucunda yaşayan insanın feryadını yüreğinin ta en derinliklerinde hissediyor. Hiç gitmediğimiz, hiç görmediğimiz, belki görsek de inanmayacağımız hayatlardan öyle samimi dualar alıyoruz ki… Hiç tanımadığımız insanlar bizleri o kadar çok seviyorlar ki… Türkiye denince gözü yaş dolan nice dostlarımız var ki…

Allah u Alem gıyabımızda yapılan dualar külli bir sadaka hükmüne geçiyor. Yoksa bu kadar hainin içeriden, bu kadar zalimin dışarıdan saldırmasına rağmen bu memleketin ayakta durması teknik olarak mümkün olmazdı, bu yıkılmayışı izah edemezdiniz. Nasıl ki “az sadaka çok belayı def ediyor”, gelen belaların önüne set oluyor… Mazlumun duası da gelen musibetleri aynen öyle def ediyor.

Ne kadar şükretsek az. Belki bugün askeri güç olarak mazlumlara tam olarak kol kanat geremiyoruz. Belki bugün zalimin karşısına çıkıp onları alaşağı edecek tam bir maddi güce de sahip değiliz. Fakat sahip olduğumuz ruh, muhtaç olduğumuz kudret, kalbimizde olan iman, bütün güçlerin önünde bir kudrettir. Şüphesiz bu kudretin yegane sebebi sahip olduğumuz imandır. Yeri ve zamanı geldiğinde bu Rahmani değerler ile silahlı kuvvetler elbette bir araya gelecek, eski haşmetli günlerimize elbette kavuşacağız.

Birçok İslam beldesine gitmek nasip oldu. Her birisi kendi halinde yaşıyor. Fakat Anadolu başka, vallahi bambaşka… Ümmeti bir araya getirmenin peşinde olan bu millet. Dünya mazlumlarına el atan yine bu millet. Bosna’daki teyze de Türkiye diyor, Filistin’deki amca da… Iraktaki çocuklar da Türkiye diyor, Suriye’deki anneler de… ne kadar gururlansanız hakkınızdır. Allah için yapılan bu gayret elbette karşılığını görecektir.

Velhasıl, tarihin yükü omuzlarımızdadır. Herkes yan gelip yatıyor da olsa, bütün insanlık hayvan gibi yaşayacak da olsa, bütün gayesi yemek ve içmekten ibaret insanlar da olsa çevrenizde, kalbinizde zerre miktar iman varsa eğer, siz boş duramazsınız, rastgele yaşayamazsınız. Yakın çevrenizden başlayarak insanların imdadına koşacaksınız. Elinizden gelen mutlaka bir şey vardır, onu bulup tatbik edeceksiniz. Aksi halde sahip olduğunuz zenginlik ve servetin size bir faydası da olmayacak.

Bir sürüngen bile yürüdüğü yerden iz bırakıp geçtiği halde kainatın hülasası olan insanın iz bırakmadan gitmesi nasıl düşünülebilir? Hayvandan daha aşağı olmaz mıyız o vakit? Tarihte hangi zengin bugün varlığıyla anılıyor? Hangi güzellik baki kaldı? Asırlara hükmeden zalim devletlerin hangisi bugün var? Koca bir hiç…

lakin Allah için yaşayan insanlar bugün sanki ölmemişler gibi değil mi… Karar sizin, ya çalışırsınız, üzerinizdeki örtü her ne ise onu kaldırıp insanları kazanmaya bakarsınız, onları uyarırsınız, onlara anlatırsınız… veyahut alemden maksat insan hakikate muhalif hareket edersiniz. Birincisi de iki cihan saadeti var, ikincisinde ise iki cihan hasareti…