"İnsan Bedeniyle Değil, Gerçeğe Uyanık Kalabildiği Ölçüde Yaşar"
İnsan her zaman öldüğünde hayattan çekilmez.
Bazen bedeni yürür, gözleri açık kalır, dili konuşur; fakat hakikate karşı bilinci çoktan kapanmıştır.
İşte böyle insanlar hastanede değildir.
Ama yoğun bakımdadır.
Çünkü insanı yoğun bakıma götüren yalnızca bedenin hastalanması değildir. Bazen vicdan hastalanır, akıl yorulur, hakikat duygusu körelir.
Ve bunların hiçbiri dışarıdan görünmez.
Bir insan haksızlığı görüp susuyorsa, bunun adı her zaman sessizlik değildir.
Bazen o sessizlik, vicdanın sedasyonudur.
Menfaat uğruna doğrularını susturan insan, önce bir cümlesini kaybeder; sonra bir itirazını, sonra bir parça cesaretini…
Derken haksızlıklar karşısında şaşırmamaya başlar.
İşte hastalık ilerlemiştir.
Çünkü insanın en tehlikeli hâli, yanlışı görmemesi değil;
yanlışı görüp artık rahatsız olmamasıdır.
---
Kimi insan korkunun yoğun bakımındadır.
Doğruyu bilir ama söylemez.
Haksızlığı görür ama karşısında durmaz.
Çünkü kaybetmekten korkar.
Kimi zaman makamını, kimi zaman çevresini, kimi zaman kazancını…
Oysa insan bazen sahip olduklarını korurken kendisinden bir parça verir.
Ve farkına varmadan, kendi vicdanını kendi elleriyle susturur.
---
Kimi insan ise kendi düşüncesinin yoğun bakımındadır.
Dünyaya yalnızca kendi penceresinden bakar.
Kendi doğrusunu mutlak sanır.
Farklı bir düşünceyle karşılaştığında onu anlamaya çalışmak yerine reddeder.
Çünkü gerçek bir bilinç, yalnızca düşünmek değil, kendi düşüncesini de sorgulayabilmektir.
“Ya yanılıyorsam?” diyebilen zihin canlıdır.
Bu soruyu sormaktan korkan zihin ise kendi içine kapanmıştır.
---
Bilimden uzaklaşmak da bu kapanışın başka bir biçimidir.
Bilim insana “Bilmiyorsan öğren” der.
“Yanılıyorsan değiş.”
“İddian varsa kanıtla.”
Bu yüzden bilim, insanın yalnızca cehaletiyle değil, kibriyle de mücadele eder.
Bilmediğini kabul etmek istemeyen insan için ise cehalet bazen daha konforludur.
Araştırmak yerine inanmak kolaydır.
Sorgulamak yerine hüküm vermek…
Yanıldığını kabul etmek yerine başkasını suçlamak…
Fakat kolay olan her şey doğru değildir.
---
Belki de en ağır bilinç kaybı şudur:
Gerçeği görmek ve yine de ondan kaçmak.
Çünkü bilmemek mazur görülebilir.
Fakat bildiği hâlde çıkarı uğruna gerçeğin üzerini örten insan, kendi vicdanının kapısını içeriden kilitlemiştir.
Artık mesele bilgisizlik değildir.
Bu, bilincin tercih ederek kapanmasıdır.
---
Bazen insanın yaşam belirtileri kusursuzdur.
Nefes alır.
Yürür.
Konuşur.
Güler.
Çalışır.
Fakat bütün bunlar, onun gerçekten uyanık olduğunu kanıtlamaz.
Çünkü insanın gözlerinin açık olması, gerçeği gördüğü anlamına gelmez.
Bazen en derin uyku, gözler açıkken yaşanır.
Hastanede yatan hasta, hasta olduğunu bilir.
Bilinçli olarak yoğun bakımda olan insan ise tedavi bekler.
Asıl tehlikeli olan, bilinci kapandığı hâlde kendisini sağlıklı sanandır.
---
Belki hepimizin zaman zaman kendimize sormamız gereken soru budur:
Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa yalnızca yaşam belirtileri mi gösteriyorum?
Haksızlık karşısında vicdanımın nabzı atıyor mu?
Menfaatimle doğrularım karşı karşıya geldiğinde hangisini seçiyorum?
Bilmediğimde öğreniyor muyum?
Yanıldığımda geri adım atabiliyor muyum?
Ve hakikat, bana zarar verecek olsa bile hâlâ hakikat olarak kalabiliyor mu?
Çünkü insanın en ağır hastalığı bedeninin yatağa düşmesi değildir.
Gerçeğin karşısında bilincinin yatağa düşmesidir.
Ve bazen insan, hayatın tam ortasında, hiçbir hastane kapısından geçmeden;
kendi vicdanının yoğun bakımında yaşar.